03/01/2026
Bu durum bir “yanlış tercih” ya da bilinçli bir arayış değildir. İhmal yarası olan bir kişi için sevgi, erken dönemde yeterince düzenli, erişilebilir ve tutarlı yaşanmamıştır. Bu yüzden zihin, sevgiyi sakinlik ve huzurla değil; bekleme, özlem, belirsizlik ve mesafeyle eşleştirmiş olabilir. Tanıdık olan bu duygusal iklim, yetişkinlikte de çekici gelir.
Terapötik açıdan baktığımızda burada çalışan mekanizma bilinçdışıdır. Kişi, çocuklukta yarım kalan bağı bu kez tamamlayabileceği umuduyla benzer ilişkilere yönelir. Ulaşılması zor biriyle kurulan bağ, “bu kez sevilirsem iyileşirim” beklentisini taşır. Ancak bu tekrarlar çoğu zaman iyileştirmez; yalnızca eski yarayı yeniden aktive eder.
Bu nedenle huzur veren, tutarlı ve duygusal olarak erişilebilir ilişkiler başlangıçta “heyecansız” ya da “eksik” gibi hissedilebilir. Çünkü sinir sistemi kaosa alışkındır. Sessizlik, netlik ve istikrar tanıdık değildir. Oysa bu durum, ilişkinin yanlış olduğuna değil; kişinin sinir sisteminin henüz güvene alışmadığına işaret eder.
Terapi sürecinde hedef, kişiyi bu seçimleri nedeniyle suçlamak değildir. Aksine, bu çekimin nereden geldiğini fark etmek ve sevgiyle ilgili içsel haritayı yeniden düzenleyebilmektir. Sevgi; belirsizlikte beklemek değil, temas edilebilen bir bağda var olabilmektir. Bu fark edildiğinde, ilişki seçimleri de yavaş yavaş değişmeye başlar.