30/12/2025
Yatağa küs girilen geceler, sessizliğin en ağır halidir. Kimse bağırmaz, kimse kapıyı çarpmaz ama iki kalp arasına kalın bir duvar örülür. Aynı yastığa baş koyulur, aynı karanlık paylaşılır; fakat ruhlar birbirine dokunmaz.
Psikolojik olarak yatak, insanın en savunmasız olduğu yerdir. Gün biter, zırhlar çıkar, beden gevşer. İşte tam da bu yüzden yatakta susmak, gündüz söylenen bir sözden çok daha derin bir iz bırakır. Çünkü bilinç kapanırken, bilinç dışı uyanır. Söylenmeyen cümleler, bastırılan öfke, kırgınlıklar ve hayal kırıklıkları o sessizlikte yerini bulur.
Beden Hatırlar.
Bir süre sonra omuzlar istemsizce uzak durur, sırtlar dönük uyunur, nefesler senkronunu kaybeder.
Dokunulmayan her gece, “Artık bana gelmiyorsun” duygusunu sessizce kaydeder. Ve bu kayıtlar, zamanla ilişkide mesafe, soğukluk ve kopukluk olarak geri döner.
Duygusal olarak ise küs yatılan her gece, “Beni duymadın” cümlesinin başka bir versiyonudur. Çoğu zaman mesele kavga değildir; anlaşılmamak, görülmemek, önemsenmediğini hissetmektir. İnsan yatağa yalnız girdiğinde değil, yanında biri varken yalnız hissettiğinde üşür.
Oysa yatak, barışın en kolay başladığı yerdir. Bazen bir cümle değil, bir dokunuş yeter. Bazen haklı olmak değil, yakın olmak iyileştirir. Çünkü ilişkilerde kazanan taraf yoktur; onarılan bağ vardır.
Unutma, gün içinde susmak mümkündür ama gece susulan her duygu, sabaha yük olarak uyanır. Ve o yük, zamanla sevgiyi yorar.
Bu gece yatağa girerken kendine şunu sor:
Haklı mı olmak istiyorum, bağlı mı kalmak?
Eğer bu yazı sana tanıdık geldiyse, paylaş.
Belki birinin bugün susmak yerine sarılmasına vesile olursun.
📞 0533 162 18 86
📍Fenerbahçe / İstanbul
📩 info@adaletbagduakademi.com
🌐 www.adaletbagduakademi.com