Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri

Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri Uzm. Dr. Hasan Basri İZGİ/Psikiyatri

Doktor Bilgileri
Adı - Soyadı :
Hasan Basri İzgi
Mezun Olduğu Okul / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fak. / 1997
Uzman Olduğu Klinik / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD / 2005
Yabancı Dil :
İngilizce

Deneyimi 2014-Halen Muayenehane, Psikiyatri uzmanı

Tıbbi İlgi Alanları
Biyolojik psikiyatri, Affektif bozukluklar, Psikofarmakoloji, Kronik yorgunluk sendromu

Mesleki Üyelikler
- Türk Psikiyatri Derneği
- İstanbul Tabipler Birliği

İnsanların duruşuna dikkat çekti hoca: “kimi var onuru için yaşar da gemiyi batarken terketmez. Kimileri de ilk terkeden...
05/01/2026

İnsanların duruşuna dikkat çekti hoca: “kimi var onuru için yaşar da gemiyi batarken terketmez. Kimileri de ilk terkedenlerden olur da menfaatlerinin gereğini yaparlar ve farelerden farkları yoktur. Kimi zalimin önüne dikilir de tek başına ve korkusuzdur. Gerisindeki kimileri anında onu satarlar ve ortalıktan sıvışırlar. Kimi kendine “dur” deyip zindana düşer ve kimileri de “ben” der hak yerler. Kimi tek başına tek kişilik bir topluluk olur da ateşe atılır. Kimileri de çokluk içinde bir tek adam etmezler de zelil olurlar. Kimi hakkı söyler de yurdundan sürülür ve denizi yarar. Kimileri de hakkı inkar ederler ve kendi azgınlığında boğulurlar. Tarih tekerrür eder ki ilk örnek hakikatı ortaya koyar: kimi mazlumdur ve Hak üzere canından olur. Kimi zalimdir ve isyanı ile kardeş katili olur. Kimi Habildir de Onun neslindendir ve azınlıktadır. Kimileri çoğunluktadır ama kimler oldukları önemsizdir ve nahoştur”. Doktor da psikiyatrik boyutta değerlendirme yaptı: “psikiyatri davranış bilimidir. “Nasıl bir duruş sergilendiği” konusu da ilgi alanı içindedir. Zorluklar karşısında değişik davranış paternleri ortaya çıkar. Örneğin vatan savunmasında kimi göğüs göğüse vuruşurken kimi de sırtını döner kaçar. Ya da kimi dürtüsüne uyup ötekinin hakkına girerken ve sudan sebeplerle öldürürken kimi de dürtüsünü bastırıp zora düşebilir ve mağdur olabilir. Zihnimizde davranış kalıpları oluşurken rol-modeller örnek alınırlar. Alınan örnek iyi de olabilir kötü de.

05/01/2026
Kişi iyiliksever bir insan ve o anda bir iyilik yapar da muhatabı tarafından minnet edilmeyebilir ve hatta eleştirilebil...
02/01/2026

Kişi iyiliksever bir insan ve o anda bir iyilik yapar da muhatabı tarafından minnet edilmeyebilir ve hatta eleştirilebilir. Yaptığı iyiliğin mutluluk getirmesi bir tarafa kişi pişman olabilir, kendine kızabilir ve yaşanan süreç zarar verici olabilir. Bir hardal tanesi kadar yüreği olan insan için iyilik yapmak elbette ki mutluluk kaynağıdır. Her ne kadar kişi kendisi için iyilik yapsa da ötekini mutluluğa giden yolda vesile kılar. Birileri için iyilik yapmak ötekinden beklentiyi getirir ve çoğu zaman hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Olması gereken ise “her ne kadar görünürde ben ona iyilik yapsam da bunu kendim için yaptım ve ondan bir beklentim yok ve ben medeti ancak Yaradan’ımdan umarım” demektir ki diyebilen kişi mutluluğa erer ve muhatabı nedenli hüsrana uğramaz. Şayet kişi yaptığı iyiliği kendi için yapar ve ötekini suiistimal ederse ne olur? Örneğin kendi yemediğini ikram eder ya da kendi giymediğini takdim ederse ve buradaki medeti “ben iyiliksever bir insanım ve insanlar da böyle bilsin” ise ne yaptığı hayra geçer ne kendi mutluluğa erer ne de muhatabı tarafından dua alır. Kandırdığı ne Yaradan’ıdır ne de muhatabıdır ancak ve ancak kendidir ki acınası hale düşer ve müflis birisi olur. Hasılı yakınlarda bir iyilik yaptığınıza inanmaktaysanız ve de herhangi bir haz almamakta iseniz şu soruyu kendinize sorabilirsiniz: “ben kendini kandıranlardan olabilir miyim?”. Atalarımız ne güzel tanımlar: “iyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir”.
̇lişkiler

Yaşım kemale erdikçe bu istikamete ulaşmam mümkün. Lakin benim bildiğim doğru tek ise ve diğer doğrulara tenezzül etmez ...
31/12/2025

Yaşım kemale erdikçe bu istikamete ulaşmam mümkün. Lakin benim bildiğim doğru tek ise ve diğer doğrulara tenezzül etmez isem ne yazık bana. Yaşım kemale erse de ergenlikte debelenmem ve hatalı istikamette kalıp kaybedenlerden olmam mümkün. Gün geldi de alternatiflerim tükendi. Yaşlılık kapıyı çaldı ve ölüm ensemde hissedilir oldu. Gayri vakit imtihan vakti”. Biraz durdup devam etti: “sıra gözetmeksizin iyilik yapan birisine itiraz edildiğinde o dedi ki: “imkânım varken yaparım ve olmadığında ise ses etmem”. Bu konu hakkında onu tanıyanlardan iki farklı yorum geldi. Bir kısmı: “o bir abdaldır ve iyilik üzeredir” diyerek hüsnü zanda bulundular da diğer kısmı: “o bir aptaldır ve hakkını gözetmekten acizdir” diyerek küçümsediler. Demem o ki “her iki taraf da doğru söyler zira herkes kendinde olana göre görüş bildirir. Şayet yaşanan olayı değerlendiren kişi halis niyetli ise hüsnü zanda bulunur veya art niyetli ise de yapılanı küçümser. Doğru olan ise niyet okumak değil de o birisine düşüncesini sormaktır. Kişi inancı gereği ötekini nefsine yeğledi ise o bir abdaldır. Yok, kişinin ötekinden beklentisi varsa veya derdi riyakârlıksa o bir aptaldır. Niyet okuyan kişi kendi niyetini ötekine dayatır. Niyeti sorup da öğrenen kişi ise hakikate ulaşır. O kişi güzel ahlak üzere değilse, edep ve hayâdan fakirse ve yaşantısı ile öteki insanlara güzellikte ve iyilikte örnek olamadıysa zahirinde abdal olsa ne? Aptal olsa ne? Yapılan iyilik yapanı mutlu etmezse sizce sorun nerededir? Yapılan iyilikte mi? Yapanda mı? Yapılanda mı? Beklenti içine girmekte mi? Medet umulan makamda mı?

Bir iyilik yap ve ne için yaptığını düşün! Öteki için yaptıysan pişman olma ihtimalin yüksek. Kendin için yaptıysan pişm...
29/12/2025

Bir iyilik yap ve ne için yaptığını düşün! Öteki için yaptıysan pişman olma ihtimalin yüksek. Kendin için yaptıysan pişman olma ihtimalin halen var. İnandığın değer için yaptıysan pişman olmazsın ve iç huzurun seni sarmalar. Kimi Âdem var ki insan evladıdır da zarar veremez ve şerden imtina eder. Şiarı iyiliktir ve cana hürmetkârdır. Hakikat budur ki Habil’den olmaz Kabil. Kimi de insanlıktan bihaberdir de ziyankâr fıtratıyla zulmeder ve hayrı yoktur. Varlık nedeni kötülüktür ve Hakka isyankârdır. Hakikat odur ki Kabilden olmaz Habil. İzan var, akıl var, vicdan var ve inanç var da kullanmak isteyene beyin var ve kalp var. Tercih hakkı benliğinde ve cüzi iraden var. Dünya hayatında Habil ya da Kabil olmak var. Ben meleklerin secde ettiği ve kibirli şeytanın da düşman bellediği Âdem’in oğluyum. Anne rahminde iken gözetilen ve gelişi beklenen kıymetli bir emanettim. Doğumumda masumdum. Takdir edilene razıydım ve inisiyatifim yoktu da anne ve babamı, genetik yapımı, derimin rengini, milliyetimi, dilimi ve dinimi kendim tercih etmedim. Çocukluğumda tek doğrum vardı, rol modellerimin doğruları. Ne zaman ki akil baliğ oldum ve meseleler karşısında farik-mümeyyiz hale geldim işte o zaman önümde alternatifler belirdi ve cüzi irademi kullanmam gerekti ya aslıma sadık olup yaratılmışların en şereflisi olarak kalacaktım ya da sefillerin en sefili olmama vesile olan yollara sapacaktım. Ya Habil’in neslinden olmak için zahmetlere göğüs gerecektim ya da Kabil’in baştan çıkarıcı ve aldatıcı yaşantısına özenecektim. Her daim alternatifim vardı. Bir tarafta anne ve babasının rızasını kazanan evlat olmak mı? diğer tarafta isyankâr olup zulmetmek mi? Veya vatanperver olup tankın önüne yatmak mı? Menfaat için vatana ihanet etmek mi? Ya da din adına baş kesen olmak mı? Yaşayarak dini yaşatmak ve gönül kazanmak mı? Ya da zalim olmak mı? Mazlum kalmak mı? Alternatifler arasındaki tercihlerim yolumu ve akıbetimi belirledi: imtina edilen biri mi? Gönüllerin arzuladığı mı? Veya lanetlenmek mi? rahmetle anılmak mı? Kendi doğrumun dışındaki doğruları da görebilir ve anlayışla karşılayabilirsem ve bir diğer alternatif olarak yaşayabilirsem ne mutlu bana.

Bireysel tercihtir ve saygı gösterilir ki kişi narsisist de olabilir, alesini de ön plana çıkarabilir, aşiret mensu...
26/12/2025

Bireysel tercihtir ve saygı gösterilir ki kişi narsisist de olabilir, alesini de ön plana çıkarabilir, aşiret mensubu da milliyetçi de ümmetçi de hümanist de ademiyetçi de olabilir ve düşüncesi de dertlenmesi de o ölçüde olur. Ancak tanımladığı kimlik ile davranışı örtüşmezse saygınlığını yitirir. Mesela hem “müslümanım” deyip hem de bencil olmak, yedi sülalesine mal biriktirmek, “bana ne yetimden” demek, rüşvet yemek, israf etmek, ecnebiyi kazıklamak ve farklı inanç sahibini düşman bellemek olmaz. Ya da “sadece benden olan-olmayan” diye ayrıştırıp hem de antisemitik olmak nasıl izah edilebilir? İnsanlık tarihinde her yeni dönem bir önceki dönemin ve her yeni din bir önceki dinin üstüne çıkarak hiçten hepe yolculuk yapmışken günümüzdeki bir müslümanın tüm insanlığı düşünüp derdiyle dertlenmek yerine bireyselleşme yönünde yozlaşması ve hepten hiçe yönelmesi üzerinde kafa yorulması gereken bir konudur. Herbirimiz kendimize sormalıyız: “bize ne oldu? Ve ne düşünüp ne ile dertlenmekteyiz?”.
Hoca düşünmeye sevk etti: “o gün Kabil Habil’i öldürdüğünde ilk katil oldu ve dünya üzerinde “kötülüğün” “iyiliğe” galip geldiği olayda her iki kardeş iki ucun prototipi haline geldi. Genel kaide “kötüler ölmez” ve “iyilerin bu dünyada kıymeti olmaz” şeklinde insanlık tarihine yazıldı. Atasözleri bu genel kaideyi anlattılar. İyiler yaşarken değil ölüm sonrası hak ettikleri kıymeti buldular ve hayırla yad edildiler. Kötüler dünyada söz sahibi olup zulmetseler de ölümü sonrası yok oldular ve zihinlerde hep beddua aldılar. Şimdi kendimize soralım: “yaptığımız iyiliğin bu dünyada bilinmesini istemek ve kadir kıymet görmeyi ummak ne kadar doğru?”. Her iyilik yaptığında karşılık göremediği için hayal kırıklığı yaşayıp pişman olanların bu soruya bir cevabı olmalı!
̇lişkiler

Necdet katkıda bulundu: “dur evladım! Büyüklük sende kalsın” denildiğinde “ben yaşça büyüğüm ve küçüğüme karşı şefkatli ...
24/12/2025

Necdet katkıda bulundu: “dur evladım! Büyüklük sende kalsın” denildiğinde “ben yaşça büyüğüm ve küçüğüme karşı şefkatli olmalıyım” diye anlardım çocukça aklımla. Haklı da olsam susardım ve gücüm yetse de elim havaya kalkmazdı çünkü benden beklenen büyük olmamdı. Yıllar içinde büyüklük kavramının yaşla, maddiyatla, makamla, güçle, ilim sahibi olmakla ve bilinirlikle alakalı olmadığına inandım. Nice yaşı kemale ermiş ve oldukça zengin, makam-mevki sahibi, gücü ile kök söktüren, allameyi cihan olan ve toplumda el üstünde tutulan insanlar tanıdım. Amma velakin değil büyüklüklerini, bir hiç olduklarını müşahede ettim. Kişi ne zaman ki doğruluğun yanında, Hakkın uğrunda, iyilikten tarafta, mazlumun derdinde, alan değil veren elde, edep üzere dimdik ayakta, insani değerleri yaşamakta ve yaşatmakta işte o zaman büyüklük onda. Yok iken var olabilen ve verebilen, haksızlıktan imtina eden ve haklı iken kibirlenmeyen, aslına riayet ederken riyadan korkan ve zahiren büyüklük içindeyken özündeki hiçliği bilen kişiye ne mutlu! “Büyüklük onda kalsın”. Hoca da düşünüp dertlenmenin neye göre yapılması gerektiğine dikkat çekti: “her kim sadece kendini düşünür ve sadece kendi derdiyle dertlenirse narsisisttir ve bir hiçtir. Her kim ayrıca aile üyelerini de düşünür ve dertlenirse ehveni şerdir. Her kim ilaveten akrabalarını, sülalesini ve aşiretini de düşünür ve dertlenirse kan bağına ehemmiyet veren sülaleci bir aşiret mensubudur. Her kim hem de milletini de düşünür ve dertlenirse milliyetçidir ve dinde Musevi benzeridir. Her kim ek olarak kendi gibi inananları da düşünür ve dertlenirse ümmetçidir ve dinde İsevi benzeridir. Her kim bir de diğer kitap ehlini de düşünür ve dertlenirse hümanisttir ve dinde İbrahimi benzeridir. Her kim tüm insanlığı düşünür ve dertlenirse ademiyetçidir ve dinde Muhammedi benzeridir ki heptir.
̇lişkiler

Hâlbuki sadece Sevgilimin rızası için ve ötekilerden hiçbir karşılık beklemeksizin yapmalıydım tüm iyilikleri. Sevgilide...
22/12/2025

Hâlbuki sadece Sevgilimin rızası için ve ötekilerden hiçbir karşılık beklemeksizin yapmalıydım tüm iyilikleri. Sevgiliden “almayı” istemek ve diğerlerine “vermek” idi esas olan. Zira mutlak Hâkim olan O. Medet Ondan olmalı, gördüklerimden değil. Müflisim gayri ve “yalnızlık” kesilen cezamdır benim. Kurtuluş reçetem belli ki şah damarımdan yakın Sevgilim ile bendeki benliğin birlikteliği”. İsmail ilave etti: “karşılıklı ilişkide gelene gitmezseniz bu bir hıyanettir ki ilişkide vefasızsınız ve uzanan dost ele sırt dönmektesiniz. Gelene giderseniz bu bir icabettir ki ilişkide eşitlik üzeresiniz ve sadece uzanan dost ele el vermektesiniz. Gelmeyene gitmezseniz bu bir acizliktir ki ilişkide kolaya kaçmaktasınız ve kaybolan dost ele veda etmektesiniz. Gelmeyene giderseniz bu bir azamettir ki ilişkide büyüklük göstermektesiniz ve ölen dost ele can vermektesiniz. Bir taraftan nefsin der ki “o bana düşmanca davrandı ve beni yok saydı. Ne mutlu günümü ne de acımı yaşamama saygı gösterdi ve bencilliği ile üzdü. Şimdi muhtaç oldu diye kendini ihmal mi edersin? Aslında yardım elini hak etmeyen birisi, sana ne?”. Diğer taraftan vicdanın bastırır ki “ne düşünürsün? Bugüne kadar öğrendiklerin, bildiklerin ve inandığın değerler doğrultusunda hareket etmelisin. O muhtaç iken yanında olmalısın!”. İmtihanın olur bu süreç! Ölçün “ben” ise nefsini dinlersin de dönüp yüzüne bakmazsın ve sen de yok sayarsın. Lakin büyük bir ihtimalle vicdanın ile savaşırsın ve kendi kendini yer bitirirsin. Ya da ölçün sevdiğinin hatırı ise günü kurtarırsın. Ta ki tükenene kadar rolünü oynarsın ama zorlanırsın ve ipin koptuğu yerde muhatabınla çatışırsın. Yahut ölçün inançların olursa vicdanının sesine kulak verirsin de medeti Sahibinden beklersin. Muhatabın Odur artık. Geçmiş geçmişte kalır ve nefsin bağrınsa da duymaz olursun. Hangi ölçü ile karar vermek de imtihanını kazanmak veya kaybetmek de senin inisiyatifinde”.
̇lişkiler

“Biz karşı tarafa o kadar değer versek de niye bizden ilk giden o oluyor ve çok severken kaybeden biziz?” diye sordu Nec...
19/12/2025

“Biz karşı tarafa o kadar değer versek de niye bizden ilk giden o oluyor ve çok severken kaybeden biziz?” diye sordu Necdet İsmail’e. “Tek yönlü ilişkide sadece ilişkiye emek veren kişi zahmet çeker de öteki zahmet çekmeden ilişkinin nimetlerinden faydalanır. Sonuçta zahmet çekmeden rahmet olmaz ki zahmetsiz nimete ulaşan ötekinin gözünde ilişki için zahmet çeken kişinin değeri kalmaz ve günü geldiğinde öteki çeker gider. Şayet ilişkide bu süreç varsa kişi dönüp kendine bakmalı: “ben ilişkiyi sürdürmek için gösterdiğim çabaya ne kadar değer verdim ki ötekinden değer vermesini bekliyorum?”. Daha somut bir örnek; bir hekim önemsediği bir kişiyi her seferinde ücret almaksızın muayene ederse ve el üstünde tutarsa yani hem verdiği emeğine ve kullandığı ilmine değer vermezse hem de maddi karşılığı olan ücreti almazsa bir süre sonra o hastasının memnuniyetsizliğini ve hasta-hekim ilişkisini sonlandırdığını müşahede eder. Hasta “hekimin kendiyle yeterince ilgilenmediğini” söyleyip başka bir hekime gider. Bu durumda hekim hastasına gönül koymak yerine dönüp kendine bakmalıdır ve “niçin muhtaç olmayan birine bedelsiz hizmet verdiğini?” sorgulamalıdır. Zahmetsiz ulaşılan hizmet önem arz etmez ki bu örnek çoğu hekimin hayatında tecrübeyle sabittir. Bu nedenle kıdemli hekimler hayır için baktığı hastadan dahi daha düşük olsa da ücret alır”. Hoca söze karıştı: “kırkından sonra artık “vermek” değil “almak” istedim de yalnız kaldım. Meğerse verdikçe ben varım ve “kendinden fedakârlık yapmak” benim kaderim! Hatta bir vazifem! Ben bilmesem de karşımdakinin gözündeki gerçeklik bu. Ne zaman ki bu duruma “dur” dedim de çevremde kalmadı sevenim. Sorun bende. Yanılgım bana ait. Farkında olmadan “elini verip kolunu kaptıran” rolünü üstlendim. Ne adına? Umdum ki zaman, emek, sevgi, saygı ve hürmet gibi verdiklerime tebessüm, anlaşılma, dua, takdir ve teşekkür gibi bir karşılık göreyim! Ne sahte bir alışveriş var hayatımda yıllarca.
̇lişkiler

Yıllar içinde öğrendim ki ilişkimde beni yok sayandan medet umdukça ve olmayan ilişkimize kafa yordukça canım yanmakta. ...
17/12/2025

Yıllar içinde öğrendim ki ilişkimde beni yok sayandan medet umdukça ve olmayan ilişkimize kafa yordukça canım yanmakta. Halbuki varlık içinde olup da ilişkisinin hakkını vermeyene hep muhalefet ettiğim gibi “olsun varsın karşındaki seni yok saysa da ümidini yitirmeden yokluğu varlığa çevirme konusunda gayret etmeye değer” diye inandım. Bunun yıpratıcı ve incitici bir bakış olduğuna ikna olduğum gün anladım ki ilişkide var olmanın hakkını vermemek kadar yok sayanı baç tacı etmek de ahmakça! Artık beni yok sayan yok olmakta hem zihnimde hem de yaşantımda. Yok sayanı yok saydığınızda ne kibriniz ne de bencilliğiniz söz konusu. Aksine suiistimale karşı dik duruşunuz takdire şayan aklı selim nezdinde”. Doktor kanaatini bildirdi: “yaşlanma ve ölümden niye haz duymaz insanoğlu, bilir misiniz? Çünkü her ikisi de tek yönlü süreçlerdir ki yeniden gençleşme ve canlanma söz konusu değildir ve gidişi vardır lakin dönüşü yoktur. İnsanın fıtratına aykırıdır tek yönlü durumlar. Kırk yaşıma kadar çok çektim tek yönlü ilişkilerden ve birden fazla adım atsam da bir adımlık karşılık görmediğim çok oldu. Ziyaretime gelmeyeni ziyaret ettim, takdir etmeyini takdir ettim ve özür dilemeyene özür diledim. Kırkından sonra tükendim. Ne kadar tek yönlü ilişkim varsa hepsine “dur” dedim. İlişkide fedakarlık, hoşgörü, tevazu ve sabır çift yönlü olunca çok daha insani, emin olun! “Karşılık beklemek doğru olmaz” denilebilir ama “karşılık beklemek” hakikaten insan fıtratına daha uygun. “Karşılık beklemeyen” insan ya aynı yaşlanma ve ölümü kabullenip bir kavuşma olarak gören arif gibi çok tekamül edip karşılığı Allah’tan bekleyen birisi ya da daha fazla olan şekliyle ölümü ile canlılığı arasında fark olmayan haybeci gibi suistimal edilen ve hakkını bilmeyen birisi olarak ömür dolduruyor. Çağımızda tek yönlü olan ilişkilerin akıbeti yaşlanma ve ölüm gibi felaket ki dostluklar bitmekte, boşanma vakaları artmakta, akrabalık ve komşuluk yok olmakta ve ortaklıklar bitmekte. Çaresi mi? Karşılıklı taşın altına eli sokmak ve karşılıklı adım atmak gerekiyor”.

Verilen örneğin güzel ve anlaşılır olduğunu yüz ifadesi ile onayladılar. Necdet yıllar içinde yaşadığı bir olumsuz deney...
14/12/2025

Verilen örneğin güzel ve anlaşılır olduğunu yüz ifadesi ile onayladılar. Necdet yıllar içinde yaşadığı bir olumsuz deneyimini anlattı: “aranızda sınırsız sabırlı ve tahammüllü veya her daim verici olabilen var mı? Düşünsenize tek yönlü bir ilişki yaşıyorsunuz ve karşı taraf hep haklı ve siz de sürekli onu alttan almakla, gönlünü etmekle ve narsisizmini beslemekle mükellefsiniz. Ne kadar zor ve yıpratıcı bir birlikteliktir bu şekilde yaşanan ilişki. Yıllara yayılan ve tek yönlü yaşanan bu ilişkide muhatabınızın beklentisi hiç değişmeyecek. Kendisi hiç adım atmayacak, arayıp sormayacak ve size “hastalık ve ölüm olduğu takdirde yanınızda bulunacağını” bildirecek. İyi günlerinizde mutluluğunuzu burnunuzdan getirecek, yeri geldiğinde yaşadığınız güzellik için tebrik etmeyerek sizi cezalandıracak, uzun bir yolculuğa çıkacağınızda istediğiniz helalliği vermeyecek, kapısına vardığınızda açmayarak sizi terbiye edecek ne cenazenize ne de hastanıza hürmet edecek ve “hep bana” diyecek. Ancak siz hep ona köle olacaksınız, bencilliğini besleyeceksiniz ve her zaman ona koşan olacaksınız ki sürekli arayıp soracaksınız ve onun dışında kimseye öncelik tanımayacaksınız. İyi veya kötü gününüzde sevincinizi veya üzüntünüzü yok sayıp ona kendinizi vakfedeceksiniz, kapısından çevirse de ve sizi hiçleştirse de sineye çekeceksiniz. Bir gün sabrınız tükenecek ve ilk defa sınır koyacaksınız. Muhatabınız her zaman olduğu gibi kendini pür-i pak görecek ve sizden hesap sormaya çalışacak. En zor olanı nedir bilir misiniz? Hatırı için bu sorunlu muhatabınızla yaşadığınız tek yönlü ilişkiye yıllarca gösterdiğiniz sabır ve gayret sevgiliniz tarafından yok sayılacak da yaşadığınız tükenmişlik hesaba katılmayacak ve koyduğunuz sınır nedeniyle onun nezdinde “haklıyken haksız” olacaksınız. Aranızda bu en zor olana sabır gösterebilecek birisi var mı? Var olanı yok sayan hüsranda ise yok olanı var sayanın durumu ne? Varlık içinde yokluk yaşayanın durumu içler acısı da yokluktan varlık umanın hali pek mi güzel?

Atalarımız ne güzel tanımladılar: “ne ekersen onu biçersin” ki nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün. Vücudun hakkı o...
11/12/2025

Atalarımız ne güzel tanımladılar: “ne ekersen onu biçersin” ki nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün. Vücudun hakkı olan gıdayı, beynin hakkı olan bilgiyi ve çocuğun hakkı olan insani değerleri verirsen ne kabızlık ne cahillik ne de hayırsız nesil kaderin olur ve sonuçta acı çekmezsin”. Hep kendini boş veren ve önceliği ailesi olan Necdet sordu: “insani ilişkilerde öncelik nasıl olmalı?”. Metaforla açıklama yapmayı seven İsmail cevap verdi: “kanamayla ilgili şokta kanın vücut içinde dağılımı değişir ki beyin ve kalp korunmaya çalışılırken organlarla, deriyle ve böbrekle ilgili akımlar azalır. Günlük yaşamda kalp aracılığıyla pompalanan kan bir denge içinde bedendeki tüm hücrelere ulaştırılır. Şayet ilave destek gerektiren bir durum varsa örneğin spor yaparken daha fazla kan ilgili birime yani kasa yönlendirilir. Eğer kanamaya bağlı şok tablosunda olduğu gibi mevcut kanın kaybı söz konusu olursa hayati organlar olan beyin ve kalbe öncelik verilir ve gerekirse parmaklar ve ayaklar gibi diğer unsurlar ikinci plana itilir. Bu bir adaletsizlik değil hayatta kalma mücadelesidir. Bu bilgiler ne işimize mi yarayacak? Sorumluluklarımızın zirve yaptığı ve stresimizle başa çıkamadığımız günlerde önceliklerimiz konusunda zihnimizde bir kaos oluşursa bedenimizdeki bu muhteşem kriz çözme tekniğini şablon olarak kullanabiliriz! Krizi yönetirken ilk ayakta tutmamız gereken unsur: beyne karşılık gelen kendimiz olmalı! Benliğimiz var oldukça diğer bileşenlerimize sahip çıkabilir ve destek olabiliriz. “Kendimi boş vereyim de sevdiklerime öncelik vereyim” ifadesi “beyni boş verelim de diğer organlara öncelik verelim” yaklaşımı kadar absürttür. Beyin ölümü oluştuğunda diğer organların yaşam destek ünitesi ile hayatta tutulması anlamsızdır ve ölüm notu düşülür. Kendini ayakta tutabilene kalp misali bir sonraki öncelikli hedef yapı eş ve çocuktur. Sonraki sıralama ise anne, baba ve kardeş şeklindedir. “Beni boş ver” diyene her şeyini, “eşimi boş ver” diyene evliliğini ve bugününü, “eşimi ve çocuğumu boş ver” diyene ailesini ve geleceğini, “annemi, babamı ve kardeşimi boş ver” diyene köklerini ve geçmişini kaybetmek müstahaktır”.

Address

Bağdat Caddesi No: 465 Seda Apt. D: 8 Suadiye/Kadıköy/
Ataşehir Istanbul

Opening Hours

Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00

Telephone

+902163737733

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram