15/10/2022
Neden sevmek ve sevilmek bu kadar korkutucu gelir insana.
Sarılmak, sarmalanmak…
Güvenmek, güven vermek…
Aşık olmak, aşık olunmak…
Sürdürülebilir bir ilişki yürütmek…
Aynı insanla el ele yürümek yolları…
İtiraf etmek tüm güzel duygularını…
Tüm bunlardan neden korkuyor insan?
Oysa dünyanın en güzel ve en masum halleri değil midir?
Kaçmak ve kırıp dökmek daha mı kolay geliyor? Peki neden?
Ne zaman unuttuk en güzel duygularla yaşamayı. Yürekten dile gelen, ağız dolusu “Seni seviyorum.” demekten ne zaman utanır olduk. Kırmaktan, kaçmaktan, duyguları en dibe gömmekten utanmamayı ne zaman öğrendik?
Her iki cinsin birbirine üstünlük taslaması ilk ne zaman başlamıştı?
İki kişinin birbirine olan sadakati, yerini daldan dala konan sadakatsizliğe bırakırken biz neredeydik?
Bir olabilmenin ve biz olabilmenin verdiği mutluluk yerine, neden bencilleştik? “Kendini sev.” tanımı yanlış mı anlaşıldı?
Sevebilme ve güzel duygularını bir avazda söyleyebilme özgürlüğü varken ne ara saklanma tutsaklığını seçmeyi göze aldık?
Filmlerde, dizilerde gördüğümüz entrikalara mı özendik? Yoksa gerçekten bencilce yaşama tursaklığını daha mı sevdik? Başkalarının duygularını bir çırpıda harcarken, kendi duygularımızı saklayarak içimizdeki koca volkanları yaratmaya ne zaman başladık?
Kurmuş olduğun hapishaneden sadece kendin çıkabilirsin. Sevgisizliği oluşturan çoğunluğa RAĞMEN, sevgiyle yürümeyi başardığında GERÇEK MUTLULUĞU ve ÖZGÜRLÜĞÜ yaşamanın lüksüne ulaşacaksın.
Nazım Hikmet’in dediği gibi “Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.”
Kalbimden kalbinize sevgilerler
Ayşe Nur