05/03/2026
Melike’nin kendine baktığını görünce seslendi: “Edirnekapı mezarlığını ziyaret ettim bir cenaze merasimi vesilesiyle. Aman Allah’ım! Cennet bahçesi gibi. Oldukça bakımlı mezarlar ki granit, mermer ve mozaik yapılarında lahit, kafes veya klasik tarzlarda ve enva-i çeşit çiçeklerle bezenmiş saraylara benziyorlar. İnsanın bu muhteşem lahitlere kıvrılıp yatası geliyor. Görsel olarak harika olan bu güzelliğin olumsuz tarafı ise mezarlığın insan üzerinde oluşturduğu ölümü hatırlatma vasfını olumsuz yönde etkilemesi. Hristiyan kültüründen farklı olarak İslami gelenekte mezarlıklar çok gösterişli olmaktan ziyade mütevazılığın tercih edildiği mekânlar. Doğal yapının korunduğu ki ulu çınarın altında gölgelenip dua edebildiğiniz, her birinin anlamı olan sade mezar taşları ve mezar taşı yazıları ile karakterize olan mezarlıklar yaşayan şehrin göbeğinde korunan ve böylece insanlara ölümü ve hesap gününü anımsatan özel alanlar. Var olan mezarlar ki gösterişli lahitler ve aile mezarlıkları rahmetli olmuşlar için çok da önemli değil de gerçekte yaşayanlara hitap etmesi gereken uyarıcılar. Dönüş yolunda İstanbul’u seyir eyledim; ulu gökdelenler, gösterişli rezidanslar ve heybetli alışveriş merkezleri. Önce doğal yapısı bozulan ve yeşili katledilen alanlara dikilen muhteşem yapılar ve daha sonra gayri tabii yeşil alanlar oluşturularak süsleniyorlar ki aynı saray yavrusu lahittin çiçeklerle sevimli hale getirilmesi gibi. Neticede her biri yaşayan insanlar için dizayn edilmiş mezarlıklar gibiler ve sanki capcanlı olan bireylere pazarlanan lahitler. Zavallı mukimlerinin deprem gibi bir afet anında sığınacağı, kaçacağı veya nefes alacağı bir doğal boş alanı dahi yok. Sen bana bakma! Kafan da sakın karışmasın! Çalışıp çabala ve bu dünya için bir rezidans dairesi ve ölüm sonrası için de bir lahit sahibi olmaya bak”.