Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri

Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri Uzm. Dr. Hasan Basri İZGİ/Psikiyatri

Doktor Bilgileri
Adı - Soyadı :
Hasan Basri İzgi
Mezun Olduğu Okul / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fak. / 1997
Uzman Olduğu Klinik / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD / 2005
Yabancı Dil :
İngilizce

Deneyimi 2014-Halen Muayenehane, Psikiyatri uzmanı

Tıbbi İlgi Alanları
Biyolojik psikiyatri, Affektif bozukluklar, Psikofarmakoloji, Kronik yorgunluk sendromu

Mesleki Üyelikler
- Türk Psikiyatri Derneği
- İstanbul Tabipler Birliği

Melike’nin kendine baktığını görünce seslendi: “Edirnekapı mezarlığını ziyaret ettim bir cenaze merasimi vesilesiyle. Am...
05/03/2026

Melike’nin kendine baktığını görünce seslendi: “Edirnekapı mezarlığını ziyaret ettim bir cenaze merasimi vesilesiyle. Aman Allah’ım! Cennet bahçesi gibi. Oldukça bakımlı mezarlar ki granit, mermer ve mozaik yapılarında lahit, kafes veya klasik tarzlarda ve enva-i çeşit çiçeklerle bezenmiş saraylara benziyorlar. İnsanın bu muhteşem lahitlere kıvrılıp yatası geliyor. Görsel olarak harika olan bu güzelliğin olumsuz tarafı ise mezarlığın insan üzerinde oluşturduğu ölümü hatırlatma vasfını olumsuz yönde etkilemesi. Hristiyan kültüründen farklı olarak İslami gelenekte mezarlıklar çok gösterişli olmaktan ziyade mütevazılığın tercih edildiği mekânlar. Doğal yapının korunduğu ki ulu çınarın altında gölgelenip dua edebildiğiniz, her birinin anlamı olan sade mezar taşları ve mezar taşı yazıları ile karakterize olan mezarlıklar yaşayan şehrin göbeğinde korunan ve böylece insanlara ölümü ve hesap gününü anımsatan özel alanlar. Var olan mezarlar ki gösterişli lahitler ve aile mezarlıkları rahmetli olmuşlar için çok da önemli değil de gerçekte yaşayanlara hitap etmesi gereken uyarıcılar. Dönüş yolunda İstanbul’u seyir eyledim; ulu gökdelenler, gösterişli rezidanslar ve heybetli alışveriş merkezleri. Önce doğal yapısı bozulan ve yeşili katledilen alanlara dikilen muhteşem yapılar ve daha sonra gayri tabii yeşil alanlar oluşturularak süsleniyorlar ki aynı saray yavrusu lahittin çiçeklerle sevimli hale getirilmesi gibi. Neticede her biri yaşayan insanlar için dizayn edilmiş mezarlıklar gibiler ve sanki capcanlı olan bireylere pazarlanan lahitler. Zavallı mukimlerinin deprem gibi bir afet anında sığınacağı, kaçacağı veya nefes alacağı bir doğal boş alanı dahi yok. Sen bana bakma! Kafan da sakın karışmasın! Çalışıp çabala ve bu dünya için bir rezidans dairesi ve ölüm sonrası için de bir lahit sahibi olmaya bak”.

Hüzünlendikçe sessizce tefekkür etmeye devam etti: “kulağımda içli bir sala, camdan bakınca puslu bir hava, boş sokaklar...
01/03/2026

Hüzünlendikçe sessizce tefekkür etmeye devam etti: “kulağımda içli bir sala, camdan bakınca puslu bir hava, boş sokaklarda yalnızlık kasveti ki can yok, güneş yok ve hayat yok. Gidiyorum uzaklara ve kaçıyorum ben benden. Hasretliğim var beklenen ana ki öz yok, beklenti yok ve heves yok. Yokluklar içinde oldum ümitvâr ki vaat edilen bir son var. Varsın çok olsun yokluk zira benim bir Halikım var”. Camdan bakarken etrafa hafifçe iç geçirdi: “kaçmak mümkün değil! Bir gün hepimiz musalla taşına konulacağız. İmam soracak: “merhumu nasıl bilirdiniz?” ve cemaat âdet üzerine bağıracak: “iyi bilirdik”. İşte o gün kimse “şucu, bucu” diye bizi yaftalamayacak ve “neci olduğumuz” kimseyi ilgilendirmeyecek. Sadece ve sadece müslüman bir insan olduğumuz için musalla taşına konulma ve bu seremoniyi yaşama hakkına sahip olacağız. İnsan olmam nedeniyle bu hürmeti göreceğiz. Yıllarca şucu, bucu olmadan yaşamak istedim. Her kesimden insana yakın ve bir o kadar da uzak olmak için uğraştım. Başarılı olmaya çalıştım. Ancak kimi zaman yine de ya yaftalandığımı ya da bana şüpheyle bakıldığını gözledim. Ne de olsa “taraf olmayan bertaraf olurdu” ve her iki taraftan bir tarafa müntesip olmak gerekirdi. İntisap edemedim. Ne acıdır ki bir insanın doğuştan itibaren elinde olmadan içinde bulunduğu şartlar yani cinsiyeti, anası, babası, ırkı, ten rengi, dili, dini ve mezhebi nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulması. Bir insan evladı olduğunun unutulması! Yine ne acıdır ki kişinin bireysel tercihleri yani inancı, siyasi, dini ve ideolojik görüşleri nedeniyle insani güzellikleri ve liyakati gözetilmeksizin şucu bucu olmasına göre el üstünde tutulması veya itilip kakılması. Yazık ki ne yazık! Kaybeden memleketimiz ve toplumumuz oluyor da insani değerlerimiz hızla yozlaşıyor. Allaha şükür ki musalla taşı var ve o gün “necisin?” diye soran, yaftalayan ve şüpheyle yaklaşan olmayacak da ben de kendimi savunmak zorunda kalmayacağım”.

Dayısından sonra toprağa verdiği teyzesi de aklına geldi: “o günlerde yakın aralıklarla ve toprak çağırdıkça İstanbul’da...
26/02/2026

Dayısından sonra toprağa verdiği teyzesi de aklına geldi: “o günlerde yakın aralıklarla ve toprak çağırdıkça İstanbul’dan memlekete apar topar gitmiştim. Teyzemin sırlanma vakti gelmişti. Kadir gecesinin seherinde gözlerini yumdu rahmetli. Aynı musalla taşının önünde saf tutuldu ve helallik alındı. Ailemden bir değer daha yeniden cem olmak üzere ebedi istirahatgahına uğurlandı. Yıllardır sağlık sorunları ile uğraşmıştı ki yok yoktu. Tek böbrek ile pek çok dahili hastalığa meydan okudu ve yetmedi kansere sabretti. Benzerlerinden çok farklıydı ki şikâyet etmek nedir bilmezdi. Hiçbir zaman “ah” dediğini duymadım. Acılar içinde kıvransa da şükredecek bir şeyler bulmada üstüne yoktu. Muhatabı zannederdi ki teyzemin hiçbir derdi yok ve her şey güllük gülistanlık. Hem madden hem de manen güçlü ve dirayetli bir insandı. Son aylarında hastalıkları çok ağır seyretmişti. Ümidim odur ki yaşarken sabrıyla kefaretlerini ödedi ve huzura çok güzel bir zamanda kabul edildi. Çevresindekilere kök söktürebilirdi de pek çok kanser hastası gibi her daim şikâyet edebilirdi ve hasta yakınlarını tüketebilirdi. O ise hep kendine yetmeye çalıştı ve yük olma konusunda kalenderdi. Ne güzel bir rol modeldi hem vakur hem de kalender olmayı yaşamıyla öğretti”.

Aklım erdiğinden itibaren ondan nice bilgiler öğrendim. Takıldığım tüm sorularıma cevap bulduğum, anlatırken sabır ve şe...
23/02/2026

Aklım erdiğinden itibaren ondan nice bilgiler öğrendim. Takıldığım tüm sorularıma cevap bulduğum, anlatırken sabır ve şefkatini benliğimde hissettiğim ve sevgisine layık olmak için elimden geldiğince hürmet gösterdiğim öğretmenimdi. Kısa sürelik bir görüşmede bile boşa geçirdiği vakti ve malayani sözü olmazdı da her dem irşat eder ve yeni bilgiler verirdi. Sohbetini her dinlediğimde bende bir ufuk açtığını ve düşünceye sevk ettiğini bilirdim. Sadece konuşmakla kalmaz sabırla ve ihtimamla konuşanı dinlerdi ve onun düşüncesinin değerli olduğu hissini yaşatırdı. Sadece sözüyle değil yaşantısı ile mükemmel bir örnekti ki çocuklarına verdiği ehemmiyet, eşine sergilediği sevgi ve muhabbet, akrabalarına gösterdiği vefa ve hürmet, dostlarına olan güven, memleketine ve insanına yaşadığı aşk ve dinine olan hassasiyet. “Bilge rehber hayatımdaki majör modelimdin”: çocukla çocuk, ergen ile ergen, yetişkinle yetişkin olmayı, sevgi ve sabır zenginliğini paylaşmayı, ilminin sadakasını vermeyi, dünyayı elinin tersi ile itmeyi, kimsenin tahakkümü altına girmeksizin adam gibi adam olmayı, dik duruşu, zalime tavizsiz olmayı, mazluma sahip çıkmayı, şefkat ile esnemeyi, riyadan ve nefsin okşanmasında uzak durmayı, hoca olan baba olmayı, eşe değer vermeyi ve sadık olmayı ve insan olma haysiyetini hep ayaklı kütüphanem olan senden öğrendim. Şahitlik ederim ki tüm dünyevi imkânların varken mal hırsı ile biriktirmedin, haram lokma ve yetim hakkı yemedin, makama-şöhrete-siyasi kariyere tevessül etmedin, “ben” demedin, edebe mugayir yaşamadın, yanlışın karşısında susan dilsiz şeytan olmayı reddettin, Yaradan’ı hep bildin ve rızası için yaşadın da bizlere iyi örnek oldun”.

Rahmetli dayısı aklına geldi çünkü üzerinde emeği çoktu: “kavgaya gürültüye karışacak olsam yanımda mafya çizgisinde “bi...
21/02/2026

Rahmetli dayısı aklına geldi çünkü üzerinde emeği çoktu: “kavgaya gürültüye karışacak olsam yanımda mafya çizgisinde “bir kara dayım var” diyecek durumum hiç olmadı. Trafik cezası yazılacağında karşımdaki memura “dayımı aratmayın, soluğu şarkta alırsınız” efelenmesini yapacak imkânı da bulamadım. Zira benim tek bir dayım vardı ve diğer dayılardan çok farklıydı. İlköğretim yıllarında bir inşaat mühendisi olmasına rağmen bürosundaki tüm işini gücünü bırakır ve beni okuldaki sınavlarıma hazırlardı ki cümlenin yapısı nedir veya özne-yüklem neye denir? Ondan öğrendim. Ortaöğretim zamanında fizik, matematik ve kimya gibi sayısal derslerimde başucu hocamdı. Momenti, kimyasal tepkimeleri ve geometriyi ondan dinlemek ayrıcalıktı. Hoşgörü, sabır gösterme ve affetme gibi tüm insani değerleri rol model olarak öğretirdi. Öğrencilik yıllarımda maddi ve manevi destekçimdi ki her daim nefesini yanı başımda hissederdim ve sorgu-sual eylemeden verdiği harçlıklar için tek şartı vardı: “lütfen harçlığını, sigara parası olarak kullanma”. Yaş aldıkça üzerimdeki katkısı ve öğretileri artarak devam etti yeter ki bir araya gelelim de her daim bir bilge rehber olarak nefsimi, ufkumu veya beynimi besler ve eğitirdi. Dayım insan gibi insan olmayı, diğer insana empati yapmayı, her insana eşit ve hoşgörülü yaklaşmayı, önyargıdan uzak durmayı, insani değerleri yaşamayı ve yaşatmayı öğretti de yeğeni olarak ben ne bilerek kavga ve gürültüye karışıp kalp kırdım ne de sosyal hayatta karşımdakine efelendim. Emanetini teslim ettiği gün dayımın oğlu dedi ki “sen benim sadece babam değil hocam idin”. Ne doğru bir tespitte bulundu. O, benim gibi akrabalarının, arkadaşlarının ve onu tanıyan tüm toplumun bilge rehberi idi.

Altta yatan neden, karşısında çaresiz kaldığımız ölümün korkusu mu? Ölüm ile barışık olsak da imtihan alanı olan dünyaya...
18/02/2026

Altta yatan neden, karşısında çaresiz kaldığımız ölümün korkusu mu? Ölüm ile barışık olsak da imtihan alanı olan dünyaya meyletmemiz nedeniyle ölüme hazırlıksız yakalanmamızın sıkıntısı mı? Dünya hayatındaki bıkkınlığımızdan kurtuluşun hazzı mı? Bir ihtimal şeb-i aruz’umuzun sevinç gözyaşları mı? Sala verilirken sağır olanlardan mı olmak lazım? Ya da duyup geçenlerden mi? Hayır! En zor olanına talip olmalı, duyup da düşünenlerden olmak. Düşünmek, hissetmek ve ıstırap sahibi olmak. Vaktiyle bir gül dalında dört tomurcuk idik. İlk açanımız ilk solanımız oldu. Sonra sıra son açanımıza geldi ki beklenmedik bir veda idi. Daha sonra diğer gül de toprağa düştü. Yapraklarım cansızlaştı ve hastalıklar güzelliğime gölge düşürdü. Ne çok zor geldi, diğerlerinin ardına kalmak. Ölen Sahibine kavuştu ve sırlandı. Hüzün geride kalana ki gözyaşı benim için var. Müteveffa için sözün anlamı yokken taziye ve dua yası yaşayan bana lazım. Yerini bulan imtihanı bitirdi ki onun için sevinmeli ve kendime ağlamalı. Tam vuslat zamanı ki şeb-i aruz günü ve Allah geride kalana versin sabrı. Yasım, hasretim ve ağıtım beni yaktı. Bu yolun sonunda sevdiklerim var da vakti geldiğinde herbiri batan güneşe eşlik etti. Kovaladığım ufukta vuslat var ki vakit daraldıkça benim için de güneş batışa geçti. Hedef uzak ve zahmetli de engelleri var ve vakit tükendikçe güneş bizi vefasızca terketti. Ne akıbetten kaçış var ne vakti durdurabilen biri ki herşeye güneş şahitlik etti”.

Necdet yalnız kaldığında ya da Melike ile sohbete başladığında gündeme gelen konular Çınaraltı kahvesindeki dost meclisi...
15/02/2026

Necdet yalnız kaldığında ya da Melike ile sohbete başladığında gündeme gelen konular Çınaraltı kahvesindeki dost meclisinde konuşulanlar kadar keyifli değildi. Melike’nin yineleyen rutin söylemlerini dinlemektense mümkün olduğunca kendi düşüncelerindeki sarmalda dolanmayı tercih etmekteydi.
Yaş kemale erince ölüm gerçekliği yaşamda daha çok aklı meşgul eder ki yaşlanmayla beraber zihni yoruldukça Necdet de ölüm üzerine düşünmede pek cömert olmuştu: “mutlak döngünün masalıdır; kışın sonu, baharın başlangıcı ile yeşerir dağ, taş, ova ve ölen ne varsa yeniden dirilir. Bir yaşam nizamı yaşanırsa da sonbaharla veda vakti gelir de ibret olarak kuru dalı ve yaprağı toprak bağrına alır. Aynı döngü yutar her insanı ki isyanı olsa da biçaredir. Gün geldiğinde dönüş Onadır ki Yaradan akıl edene hatırlatır”. Birden dikkat kesildi: “dışarıda Cuma vaktinin habercisi sala yanık sesiyle müezzin tarafından veriliyor. Bana ne oluyor? Gözlerim doluyor, kalbim sıkışıyor, beynim duruyor ve dünya hayatı anlamsızlaşıyor. Okunan sala ile yolcu ettim sevdiklerimi. Her okunan sala ayrılık vaktinin habercisi. Dünya hayatı bir lahzadan ibaretti de yıllar geçtikçe ömrümün hayrı kalmadı. Ben benden habersiz olarak tükenirken kime faydam olabilir? Anın anlamı kalmadı. Bedenimin verdiği tepkiler ve gözyaşları neden var?

İçimle dışımın bir olması gerekmekte ve içime atmamalıyım. Kendimi ifade etmeliyim ve daha sağlıklı iletişim kurmalıyım....
13/02/2026

İçimle dışımın bir olması gerekmekte ve içime atmamalıyım. Kendimi ifade etmeliyim ve daha sağlıklı iletişim kurmalıyım. Kalıplara girmek yerine kendimi zenginleştirmeliyim ve bunun için de katı kurallarımdan arınmam lazım. Yeniliğe açık olmalıyım. İki uç vardı bende: ya var ya yok veya ya üstteyim ya alttayım. Biraz daha ortaya çekmeyi ve uçların beni üzdüğünü anladım. Hayatımda ya hep ya hiç olmamalı ki oluruna bırakabilir hale geldim. Sevgiye ihtiyacım var da kendimle barıştım hem kendime saygı duymayı ve şefkatli olmayı hem de kendimi sevmeyi öğrendim. Kendime değer vermem gerekiyor. Beni benden daha çok sevecek bir insan yok ve bu sevgiyi ötekinden beklemem doğru da değil. Benim herşeyim kendim. Başarıya ihiyacım var ve kendi kendime yetebilmeliyim. Olanı ve olmayanı kabul etmem gerekiyor. Olmayan canımı acıtsa da “bu neden olmuyor” demiyorum ki olmuyorsa olmuyor. Mücadele ederken olmayacağı kabul etmeliyim ki insanları değiştiremem mesela. Hayatımda bir amaç edinmeliyim. Zamana bırakmayı ve anı yaşamayı öğrendim. Mutlu olabilmeyi başardım. Tercihlerimi kendim yapmaktayım. İç huzurumu buldum. Mücadeleci biriyim ve pes etmek yok. Stresle ve duygularımla başa çıkmayı ve yönetmeyi öğrendim. Elimden tutup kendimi kaldırmayı başardım. Dış dünyama nötr olmalıyım ki duyarlılığımı azaltmalıyım ve kendime odaklanmalıyım. Uyaranlar karşısında daha soğuk kanlı tepki gösterebilmekteyim. Takıntılarımla başa çıkabilmekteyim ve onlarla yaşayabilir oldum. Sosyal bir varlığım. İnsanlara empati yaparak güvenmeliyim ki güvensizlikten kurtulmalıyım. “Ben yokmuşum” gibi davranmışım ve bir duruşumun olmadığını farkettim. Anladım ki Sevda hanım kendine nasıl davranırsa çevresi de Sevda’ya Sevda’nın davrandığı gibi davranır. Sevda hanım kendini “yok” sayarsa çevresi de “Sevda yokmuş” gibi davranır. Kendimi yok saymamalıyım. Neticede ben varım. Ailemde de varım”.
̇ka

Vedalaşmadan önce Sevda kendi iç muhasebesini Zeynep ile paylaştı: “terapilerde kendim hakkında ne mi öğrendim? Kendimi ...
09/02/2026

Vedalaşmadan önce Sevda kendi iç muhasebesini Zeynep ile paylaştı: “terapilerde kendim hakkında ne mi öğrendim? Kendimi acımasızca eleştirip cezalandırdığımı farkettim. Kendimi hiç dinlememişim bugüne kadar. Ne istediğimi bilmeden öfkeyle hareket etmişim. Bilmeden kendimi dövdüğümü, canımı acıttığımı ve hırpaladığımı farkettim. Otokontrolümü ölçülü yapmalıyım. Önce duygularla değil düşünüp ve değerlendirip eyleme dökerek yaşamalıyım. Düşünce ve davranış düzeyinde farkındalığım arttı. Kayıpmışım da kendim bir silüetmişim ve bir bitki gibiymişim ki duygularımı ve ne olduğumu bilmeyen biriymişim. Bir mülteci gibi bir yerlere sığınarak yaşamışım. Kendim olmalıyımki annem ve eşimin doğrularıyla hareket etmemeliyim. Hep başkaları için yaşamışım, başkaları mutlu olsun diye. Kendi mutluluğumu düşünmemişim. Yalnızlıktan çok korkmuşum. İlişkide öteki istediği için değil kendi isteğimle hareket etmeliyim. Ailemi çok suçluyordum ama şimdi onlara karşı nötrüm. Çocuklarımı kendi korkularımla yetiştirdiğimi farkettim ve bundan vazgeçtim. Benim yaşadıklarımı onlar yaşayacak değiller ki teyakkuzda olmama gerek yok. Korkularımla yüzleşmeliyim ki analiz etmeli ve üzerine gitmeliyim. İnsanlardan çok kendimi dinlemeliyim: “ben ne hissettim?”. Duygularımı yaşamaktan korkmamalıyım. Duygularım hava durumu gibi değişken ve mutlu iken güneşli ya da sinirli iken rüzgârlı. Aslında her biri gerekli ve hepsi ayrı bir güzellik. Nasıl ki kışa ve yaza sabrım ve tahammülüm varsa hüzne, öfke ve heyecana neden olmasın? Duygularım ile ben varım. Beni inciten şeylerde yokum ve “el ne düşünür ve ne yapar?” yok artık. “Ben” olarak kendimi gerçekleştirmek istiyorum. Üzerimdeki kişilik elbisemi genişletmem veya olumlu yönde değiştirmem gerekmekte. Mükemmeliyetçiliğimi azalttım da hata payımın olduğunu gördüm. Olduğum gibi kendimi kabullenmeliyim hem kendimi geliştirmek için çaba sarfetmeliyim hem de doğrularımla ve hatalarımla kendime iltimas geçmeliyim. Özgüvenimi beslemeliyim.

Diğer taraftan yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen Alzheimer hastası annesine bakım veren, ağabeyi ve ablasının duyarsızl...
08/02/2026

Diğer taraftan yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen Alzheimer hastası annesine bakım veren, ağabeyi ve ablasının duyarsızlığına üzülse de “öf” bile demeyen İstanbul hanımefendisi veya uğradığı haksızlığa rağmen “aldatan olmaktansa aldanan olmayı yeğlerim” diyerek öfkesine gem vuran cevval çelebi ya da “çalan, hak yiyen, ah alan olmadı da çıplak geldi dünyaya ve kefeniyle mazlum gitti mezara” diye anılan rahmetli veya “ölmekten çok bir masumun ölümüne neden olmaktan korkarım” ifadesinin sahibi bir halk adamı ya da emanete sahip çıkan, adaleti güzel ahlaktan kaynaklanan ve riyakarlıktan imtina eden amir veya imkanlar içinde yüzerken aşırıya kaçmayan ve kırmızıçizgilerine riayet eden delikanlı ve daha niceleri enayi mi? Toplumun aziz ve azizeleri mi? İnsan ruhunu teslim eder ve son vazifesi yapılır. Ya toplum ruhunu kaybederse ve insanlık ölürse? Ruhunu teslim edince insan evladından geriye beden denen posası kalır ki soğuk naaşı ihtimamla yıkanır ve sonra da hemen yanık sesle salası verilir. Sessizce tabutu musallayı bulur ve huşu içinde namazı kılınır. Atılan topraklarla mezarı dolar da pek çok ağlayanı arkasında kalır. Asıl sorun olan toplumda insanlığın kaybıydı ki söz, düşünce, gaye ve amel ruhsuzlaştı da şekle büründü her şey ve hayrı kalmadı. Günlük yaşantının ahlakı kayboldu da fikri, derdi ve inancı hikâye oldu. Öldü maneviyat da maddiyat şahlandı. İnsanlık için defin işleri kaldı ne yıkandı ne de salası verildi. Kimse de önemsemedi çünkü yoktu anlamı ve giden ruhun ardından hiç kimse ağlamadı.

Günümüzde hepimiz aldatan kişiye öfke duyarız da müşterisini kazıklayan esnaftan, hastasını suiistimal eden doktordan, ö...
06/02/2026

Günümüzde hepimiz aldatan kişiye öfke duyarız da müşterisini kazıklayan esnaftan, hastasını suiistimal eden doktordan, öğrencisine sahip çıkmayan öğretmenden, eşini aldatan eşten, rüşvet yiyen memurdan, işçisinin hakkını gasp eden işverenden, emanete hıyanet eden yöneticiden, mirasta diğerlerini mağdur eden varisten ve yetimin hakkını yiyenden hasılı ötekini aldatan her kim olursa olsun ondan hiçbirimiz hazzetmeyiz. Lakin hakikat şudur ki aldatanın hali içler acısıdır ve aslında aldatırken aldanan öteki değil kendidir. Liyakat sahibi olamaz, toplum nezdinde değerini yitirir, ah alır ve adı çıkar da çevresi tarafından terkedilir ve dışlanır. Akıbeti kötüdür ki ne aranır-sorulur ne de insan yerine konur. Hasılı ne onar ne huzur bulur ve yalnızlık içinde yok olur. Şimdi düşünelim bakalım: anlık menfaat için insanın kendine bu kadar kötülük yapmasına ve aldattığını zannederken aldanmasına değer mi?” Akıllı insan muhasebesini yapmalı ki “kendini aldatan da aldanan da benim ve son nefesi vermek hep başucumda. Ölümsüz gibi dünyada koşturdum fakat hesap zamanında nefsim aciz kaldı. Terk etti beni gençliğim, sağlığım, evladım ve dünya malım hiçbiri yanımda kalmadı. Makam ve şanın değeri olmadı da ömrüme bedel olan tüm emeğim iflas etti. Muhasebe vakti geldi ve kaçış yok ancak ümitvarım zira Rabbim affında cömert” demeli.

Maalesef zaman “ye kürküm ye” zamanı ki mafya gibi öldüren, aldatan, yalan söyleyen, rüşvet yiyen, zalim, karun gibi zen...
03/02/2026

Maalesef zaman “ye kürküm ye” zamanı ki mafya gibi öldüren, aldatan, yalan söyleyen, rüşvet yiyen, zalim, karun gibi zengin, nüfuzlu, gıybet eden, dedikoducu, teşhirci, iftiracı ve riyakar olmalısın ki itibar göresin. Yoksa vay haline! Zorlu bir ameliyattan çıktıktan sonra koridorda darp edilirsin, yıllarca uğraşıp yaptığın birikimin bir dolandırıcının sayesinde uçar gider de ortada kalırsın, hakkı söylersen dışlanırsın, rüşvete tepki gösterirken düşman bilinirsin, mazlum olmayı tercih edersen ezilirsin, fakirsen kovulursun, yetimsen yok sayılırsın, dürüst, mütevazı ve doğrucu isen istenilmeyen kişi olursun. En kötüsü de insanlar nezdinde “cana can olacağım derken kesin can yakmıştır, aldanan bir ahmak, eziyet eden zalim, rüşvet almayı dahi beceremeyen bir beceriksiz, tam tekme vurulacak kişi, fakir ve yetim olduğuna göre hayırsız, sanki tek dürüst ve doğrucu bu halbuki enayinin önde gideni” olarak damgalanırsın.

Address

Bağdat Caddesi No: 465 Seda Apt. D: 8 Suadiye/Kadıköy/
Ataşehir Istanbul

Opening Hours

Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00

Telephone

+902163737733

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram