Uzm.Psk.Sevil Yanık

Uzm.Psk.Sevil Yanık Çocuk, Ergen, Yetişkin Terapi merkezi. Randevu Alınız.

11/04/2022
B**a Psikoloji taşındı..💫İstiklal Mah. Uğur Mumcu Cad. No:13/4 adresinde hizmetinizde…
11/04/2022

B**a Psikoloji taşındı..💫
İstiklal Mah. Uğur Mumcu Cad. No:13/4 adresinde hizmetinizde…

Temel sorun, herkesin farklı bilinç seviyelerinde olmaları, aynı anlayış düzeyine sahip olmamalarıdır. Bunun da basit bi...
27/02/2022

Temel sorun, herkesin farklı bilinç seviyelerinde olmaları, aynı anlayış düzeyine sahip olmamalarıdır. Bunun da basit bir nedeni var. Bizler ikili varlıklarız. Bilinçli zihinlerimiz, “bilinçdışı” denilen denizde yüzen küçük gemilere benzer... Bu bilinçdışı denizine yakın olmak, kahramanca ve mitik bir iştir. Kendini tamamen tanıman demektir. Çok az kişi bu savaşın üstesinden gelebilir. Çünkü hepimiz kendi bireyselliğimize bağlıyızdır. Bize bir ad verilmiştir. Bir aileye ait olan psikolojik bir sistemde, geçmişin tekrarı şeklinde doğmuşuzdur. Toplum yasalarımızı ve inançlarımızı oluşturan dil ve kültür ile iz bırakır bizde. Oysa tüm bunlar geçmişe aittir.
Peki nasıl ilerleyeceğiz?
Bunu başarmak için, kendimize bakacak ve kendi üzerimizde çalışacak cesarete sahip olmalıyız.

Alejandro Jodorowsky

Çocuklukta normal kabul ettiğimiz bir takım gelişimsel korkular var.. Mesela bebek dünyaya geldiğinde yaklaşık 6. aya ka...
25/10/2021

Çocuklukta normal kabul ettiğimiz bir takım gelişimsel korkular var.. Mesela bebek dünyaya geldiğinde yaklaşık 6. aya kadar şiddetli ses, ışık gibi duyusal uyaranlardan korkar. 1-3 yaş civarı ayrılma kaygısı ön planda olmak üzere, gök gürültüsünden, karanlıktan, ateşten korkar. Bunlar çok şiddetli değilse, işlevselliği bozmuyorsa anormal karşıladığımız şeyler değil. Ancak çocukların kaygıları ve soruları her zaman bakım veren kişiler tarafından sakin bir şekilde karşılanmalı ve çocuk yatıştırılmalıdır.

4-5. yaşlarda bu tabloya genelde ölüm korkusu ekleniyor. Ölüm korkularının başladığı dönem, aynı zamanda çocuğun bu konuda merakının ortaya çıktığı dönemdir.
Hep bir ‘’Ne zaman?’’ sorusu geliyor...
‘’Cinsel eğitimi ne zaman verelim?’’
‘’Ölümden, hastalıktan ne zaman bahsedelim? gibi…
Aslında bu tip konularda her zaman çocuğun sorularına senkrone gitmek gerek. Ancak sorduğu soruları yanıtlamazsanız, meseleyi konuşulmaz hale getirirsiniz.
Kafasında boşluk kalan çocuk, o boşluğu doldurmanın yollarını kendince bulacaktır. Böyle durumlarda da genellikle yanlış, çarpıtılmış bilgilerle o boşluğu doldurabilir ve bu durum çocukta esas o zaman travma yaratır.

Bazen sıkıntılarımız çok mahrem yerlere dokunabiliyor. Söyleyecek bir şey bulamıyoruz. Sanki bizim dışımızda, bize çok y...
04/10/2021

Bazen sıkıntılarımız çok mahrem yerlere dokunabiliyor. Söyleyecek bir şey bulamıyoruz. Sanki bizim dışımızda, bize çok yabancı bir meseleymiş gibi hissedebiliyoruz. Tıkanıyoruz. Bu durum genellikle sorunun çok dışsal bir şey olduğundan değil, tam tersi çok fazla içeriden olmasıyla alakalı olabiliyor… Ama durum böyle olunca sanki bu bize ait değil de kendini çok dışarıdan dayatan bir şey gibi hissetmemize neden oluyor.
Bu noktada önemli olan şey, orada tam olarak eksik olan ne sizin için? Bunu nasıl tarif edebiliyorsunuz? Başka neler anlatabiliyorsunuz? Kelimelerinizle neler gösterebiliyorsunuz? 👁
Buralardan işlemeye çalışmak, içeriye yaklaşmak için iyi bir başlangıç olabilir.

Yeni doğan bir bebek, görsel olarak annesinin yüzü ile onun gülümsemesine bakarak ve gülümseyerek yanıt vererek konuşmay...
28/09/2021

Yeni doğan bir bebek, görsel olarak annesinin yüzü ile onun gülümsemesine bakarak ve gülümseyerek yanıt vererek konuşmaya başlar aslında. Sadece henüz anlamlı bir dil yapılanması içerisinde değildir. Ama bakar, çığlık atar, haz alır, bedeni ile konuşur. Yani hepimiz aslında dilin içerisine doğarız. Çünkü karşımızda konuşan bir başkası vardır. Dürtülerimizi karşılayan, acıktığımızda ‘acıktın’ diyerek aynalayan, bedenimizde hissettiğimiz her şeyi söze getiren bir başkası... Bu nedenle bedenimiz dile doğar. Ancak anlamı daha sonra keşfederiz.
Kim olduğumuz, nasıl doğduğumuz, nasıl beklendiğimiz.. bunlar da bize kelimelerle aktarılan şeylerdir ve bizim psikolojik doğumumuz böyle başlar. Orada ifade edilenlere tutunuruz. Ama daha sonra bunların anlamını, hayatımızdaki etkilerini keşfederiz.
Yani dünyada varoluşumuzun bilinçdışı bir tarafı var. Çünkü varlığımız böyle bir tarih öncesine dayanıyor. Bu nedenle bilinçdışımız, bizim tarih öncemizdir diyebiliriz.
Henüz kendimi bir bütünlük olarak algılamadan önce bana konuşan, beni düşünen, beni söze koyan bir başkası vardı. Bu sebeple BİLİNÇDIŞI ÖTEKİNİN SÖYLEMİDİR ve BİR DİL GİBİ YAPILANMIŞTIR der Lacan.

…ve öyleyse sözün ışığında aydınlanabilir.✨

Belirli bir eğitim seviyesinde ve belirli bir ekonomik düzeyde olan aileler sürekli çocuklarını bir takım kurslara, etki...
05/12/2020

Belirli bir eğitim seviyesinde ve belirli bir ekonomik düzeyde olan aileler sürekli çocuklarını bir takım kurslara, etkinliklere, eğitimlere taşıyorlar ve karşılığında onlardan belli bir performans bekliyorlar…ki okullardaki eğitim sisteminin de bu düzen üzerinden gittiğini görüyoruz. Çocuğun sıkılabileceği, kendisine boşluk yaratabileceği alanların olmadığı bir yapı içinde olduğumuz için daha performatif, boşluğun olmadığı ve başarı odaklı çocuklar yetişiyor.
Bu durum yetişkinlerin yaşam düzeninde de böyle. Hiç boşluk yok. Kapitalist düzende boşluk biraz lüks kalıyor, kabul. Hiç kimsenin eksikliği hissedebileceği, tasarlayabileceği bir alanı kalmıyor. Dolayısıyla, bir şey mi kaybediyor bir kişi, daha onun yokluğunu tanımadan, panikle hemen başka yenilikleri aramaya koyuluyor. Bu yüzden bu kadar kolay kaybetmek, ayrılmak artık. Aslında daha yas tutmadan, o yokluğu hissetmeden başka bir yeniliğe geçmenin, bu boşluğa karşı müthiş savunmacı bir tutum olduğunu söyleyebiliriz. Herkes iyi, mutlu, kusursuz olmak istiyor. Hiçbir şey eksik olmamalı hayatımızda... O boşluk, çok negatif, bizi tehdit eden bir yetersizlik, başarısızlık olarak algılanıyor. Halbuki eksiklik insan olmanın doğasında var olan bir şey. Tahammül edebildiğimizde bize kıymetli şeyler farkettirdiği için o boşluğa alan açmak son derece önemli ve gerekli…

Kaygılı çocuklara baktığımızda, ailelerinin de genellikle kaygılı, fazla korumacı ve müdahaleci olduklarını görmekteyiz....
30/11/2020

Kaygılı çocuklara baktığımızda, ailelerinin de genellikle kaygılı, fazla korumacı ve müdahaleci olduklarını görmekteyiz. Ebeveynler, modelleme ile korku ve başetme becerilerini çocuklarına aktarırlar. Örneğin kaygıya yatkın bir ebeveynin, televizyon programlarındaki kötü senaryoları gördüğü anda kaygısı depreşir. Zihni felaket senaryolarıyla dolar. Çocuğun özgürlük alanını kısıtlar, her adımını kontrol altında tutarak onu korumaya çalışır. Tabii ki belli önlemler alınmalı ancak istismarların %90’ı “Ben geliyorum.” diyen istismarlardır. Ortaya çıktığı grupların kendine has özellikleri vardır. Hedef genelde kendini korumakta zorlanan zayıf çocuklar ve çocuklarını korumakta zorlanan zayıf ailelerdir. Kaygılı, fazla korumacı aileler buna dahildir. Bu tavrın pek önleyici tarafı olmadığı gibi, çocuğun başetme becerilerini geliştirmediği için daha da risk altında olmalarına neden olur.
Zaten doğmak risk almaktır. Bu riskler hepimiz için var ve hayatı değiştirme şansımız yok. Çocuk eğitiminde, örnek alınması gereken tek şey hayatın kendisidir. Hayatın içinde ne kadar zorluk varsa, çocukta o kadar zorlukla karşılaşmalı. Dolayısıyla verdiğiniz eğitim, hayatın gerçekleriyle uyumlu değilse, bir şekilde ters tepecektir. Her şeyden önce onlara sınırlarını öğretmelisiniz. Ebeveynlerin çocuğun sınırlarını aşmaması kuralının yanında, bir çocuğun da ebeveynlerinin sınırını asla ama asla aşmaması gereklidir.
Hayatın içinde bir denge var. Sevgi kadar sınırların, ilgi kadar otoritenin de olması gerekiyor. Yani çocukların mutluluk kadar streste yaşaması gerekiyor ki başetme mekanizmaları gelişsin, kendilerini korumayı öğrensinler. Esas amacınız onları büyütmek, kendi sınırlarını koruyabildiği gibi, başkalarının sınırlarına da saygı duyan sağlıklı yetişkinler olmaları için rehberlik etmek olmalıdır.

Klinik Psk. Sevil Yanık

Seanslarda sık sık duyduğum, “Bu kadar konuşacağımı düşünmemiştim.”, “Bu ağzımdan nasıl çıktı bilmiyorum, inanamıyorum.”...
04/05/2020

Seanslarda sık sık duyduğum, “Bu kadar konuşacağımı düşünmemiştim.”, “Bu ağzımdan nasıl çıktı bilmiyorum, inanamıyorum.” gibi cümleler var. Bizler konuşurken aslında kendimizi duymayız. Konuştuklarımız, bildiklerimizin ötesindedir ve istediğimizden fazlasını söyleriz genelde. Bazen söylediklerimiz hoşumuza gitmeyecek şeylerdir. Aklınızda o an flaş gibi patlayan düşünce kaçıverir ağızdan ve kendimizi bunları söylerken yakalarız. Bir kişinin, “Bunu söylemekten rahatsız oldum.” demesi, aslında “Bunu düşündüğümü farkettim.” demektir. Dışarıda bir arkadaşınızla sohbet ettiğinizde böyle bir şey çıksa da anlayamazsınız, bastırırsınız geçer. Kimse de size bunun sorusunu sormaz. Ama seans esnasında, kendinize dair bir anlam aramak için konuştuğunuzda bu böyle olmaz. Bir soru uyanmaya başlar: “Neden bunu söyledim şimdi?” Bu rahatsızlığa rağmen konuşmaya devam edersiniz. Çünkü bu sıkıntı neye işaret ediyor anlamak istersiniz. Konuşmak bir eylemdir. Şaşırıp kendinize dair bir şeyler farkedebiliyorsanız ya da sözün etkisiyle gözyaşlarınız akabiliyorsa, bu sözün eylem niteliğindendir. Size dokunan, iz bırakan bir yerinin olmasından kaynaklıdır. Yoksa söylediğiniz bir şey nasıl canınızı yaksın?

Terapiye kendinizi duymak için geliyorsunuz. Psikoloğunuzun işi, size öğüt ya da akıl vermek değildir.

Kl.Psk. Sevil Yanık

İnsanlık olarak zorlu bir tarihe tanıklık ediyoruz. Sırtımızı dayadığımız “her şey kontrol altında” inancının biraz uzağ...
18/04/2020

İnsanlık olarak zorlu bir tarihe tanıklık ediyoruz. Sırtımızı dayadığımız “her şey kontrol altında” inancının biraz uzağına düştük. Bu süreçte işlevselliği bozmayan kaygının koruyucu olduğunu unutmamak gerekiyor. Ancak herkesin yaşadığı kaygının da aynı kaygı olmadığının altını çizmek lazım. Her insan bu belirsizliğe kendi ruhsal yapısı çerçevesinde farklı yanıtlar veriyor. Çünkü kaygı, bizi anlam veremediğimiz yerden ve en hassas noktamızdan yakalıyor. Aslında bu bilinçdışımızın bir yankısı ve bize bir şeyi işaret etmeye, “Burada bir şey var!” demeye çalışıyor.
Bu durumun belki de pozitife çevrilecek tarafı, kendimizle -uzun zamandır gerçekten olmadığımız kadar- baş başa kalıp içeriyi bir kontrol etmek, kendi yankımızı duymaya çalışmak olacak. Çünkü bunu nasıl duyup yorumladığınız bundan sonraki hayatınız için önemli bir yol haritası olacak. Önce içimizdeki kavgayı bitirmeye çalışalım ki, dışarıda kavga edecek fazla bir şey kalmasın. Yeterince kavga ettik sanıyorum... Bizi nereye götürecek bir dünya istiyoruz? Neye ihtiyacımız var? Neye ihtiyacımız yok? Neden bunları yaşıyoruz? Biraz durup düşünme vakti...
Bu süreçte beden sağlığımız kadar ruh sağlığımızın da önemli olduğunu, bunların bir bütün olduğunu unutmayalım. Aşırı kaygı bağışıklık sisteminizi de etkiler ve kaygı bulaşıcı bir duygudur! Bu nedenle medyada takip ettiğimiz haberlere LÜTFEN DİKKAT EDELİM.

Bir iyileşme süreci tabii ki olacak. O zamana kadar biraz esnek olmaya çalışarak bu duruma uyum sağlayacağız. Aynı gemideyiz... Sanat ve mizahtan destek almayı unutmayın!

Sevgiyle...
Uzm. Kl. Psk. Sevil Yanık

Address

Hamidiye Mah. Rauf Denktaş Cad. Bulvar İş Ve Konut Evleri No:20 A Blok No:21 Kepez
Çanakkale
17100

Opening Hours

Monday 09:00 - 21:00
Tuesday 09:00 - 20:00
Wednesday 09:00 - 21:00
Thursday 09:00 - 20:00
Friday 09:00 - 20:00
Saturday 09:00 - 20:00
Sunday 09:00 - 20:00

Telephone

+905425418917

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm.Psk.Sevil Yanık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Uzm.Psk.Sevil Yanık:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category