Pigedatr

Pigedatr 🛜 Online terapi
📕 Psikolojik bilgi ve destek
📘 Bilişsel davranışçı terapi
📗 Cinsel terapi

31/03/2026

Kaybettiğim günkü kadar güzelsin…

İlişkilerde ayrılık kararları, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında “onun iyiliği için” gibi görünen ama aslında kişinin kendi bağlanma kaygılarından kaçışını içeren dinamiklerle şekillenir.

Psikolojik açıdan, insanlar terk edilme korkusu ya da sorumluluk alamama hissiyle karşılaştıklarında, bu duyguyu “fedakârlık” kisvesine bürüyerek kendilerine ve karşılarındakine meşruymuş gibi gösterirler.

Öte yandan, birinden ayrıldıktan sonra bile duygusal bağın zamana direnç göstermesi, bağlanma teorisinin temel bulgularından biridir.

Anlamlı anlamsız tüm ilişkilerin zihinsel temsilleri, kaybın ardından uzun süre varlığını korur ve kişi, kaybettiği kişiyi idealize etme eğilimine girebilir.

Bu iki duygunun kesiştiği noktada ise pişmanlık, özlem ve yeniden başlama arasında sıkışmış bir an vardır.

İyileşmek ise; bu duyguların her birine kendi anlamını, adını koyabilmekten geçer…

̇

30/03/2026

Mıknatıslarla dolu bir tahta…

Belki sadece bir plan, belki bir hedef, belki de ebeveynin gözünde senin yerini alan bir şeyler. O cümleyi kuran küçük kız belki de büyüdü. Ama içindeki kadın hâlâ hatırlıyor: “Senin için ben değil, benim üzerimde inşa ettiğin şey önemliydi.”

Psikolojide buna koşullu değer görme diyoruz.

Çocukken sevginin bir performansa, bir başarıya, bir plana bağlandığını öğrenen kişi, yetişkin olduğunda da “ancak bir şeyleri başarırsam sevilmeye değerim” inancını taşır.

O mıknatıslı tahta, yıllar sonra bile iç ses olarak karşısına çıkar.

Araştırmalar, bu örüntünün yetişkinlikte mükemmeliyetçilik, tükenmişlik ve ilişkilerde onay arayışıyla güçlü bağlantılı olduğunu gösterir. Çünkü kişi, sevgiyi hak etmek için hâlâ bir şeyleri kanıtlamak zorunda olduğunu hisseder.

Oysa iyileşme, o mıknatıslı tahtanın aslında hiçbir zaman senin değerinin ölçüsü olmadığını fark etmekle başlar.

Belki de en zor kısmı, artık kendine “bensiz plan yapma” diyebilmektir.

27/03/2026

Çocukluk döneminde yaşanan ihmal ve terk edilme, çoğu zaman yetişkin gözüyle kolayca fark edilir. Ancak çocuğun kendisi için bu deneyimler, hayatta kalmanın bir parçası olarak normal hale gelir.

Psikolojide buna travmatik bağlanma ve bilişsel çarpıtma diyoruz. Çocuk, bakım vereninin istikrarsız, tehlikeli veya ihmalkâr davranışlarını, ona duyduğu bağlanma ihtiyacı nedeniyle “eğlenceli” veya “sıradan” olarak yeniden çerçeveler. Bu, zihnin dayanılmaz gerçekliği erteleme yoludur.

Araştırmalar, erken dönemde bakım veren tarafından terk edilen veya istismar edilen çocukların, bu ilişkileri yetişkinlikte sıklıkla romantize ettiğini veya olumsuzlukları görmezden geldiğini göstermektedir. Matty’nin anlattığı anılar –araba koltuğu, çiğ tavuk, kumarhanede kaybedilmek– bir çocuk için dehşet verici iken, onun dilinde sıradan, hatta komik birer anıya dönüşür.

Koçun verdiği tepki ise dışarıdan bakan bir yetişkinin sağduyusudur. Ancak çocuk için asıl zorluk, bu deneyimleri normal olarak etiketlemiş bir zihinle büyümektir. İyileşme süreci, genellikle bir yetişkinin “hayır, bu normal değildi” diyebilmesiyle başlar...

26/03/2026

İlişkilerde değişim talebi, sağlıklı bir zemin bulamadığında kolayca bir güç mücadelesine dönüşebilir.

Psikolojide bu koşullu kabul olarak geçer, kişinin ancak belirli şartları yerine getirdiğinde sevilmeye değer görüldüğü bir dinamiktir.

Bu durum, bağlanma güvenini zedeler ve karşı tarafta savunma mekanizmalarını harekete geçirir.

Çatışma anlarında taraflardan biri tehdit hissettiğinde, ya pasif kalır ya da karşı tehditle yanıt verir. Bu kısır döngü, sorun çözme becerisini hızla tüketir. Araştırmalar, karşılıklı suçlamanın arttığı anlarda çiftlerin yapıcı iletişim kurma ihtimalinin ciddi oranda düştüğünü gösterir.

Gerçek özgüven ise, bir ilişkide farklılıkları tehdit olarak görmeden, “ben” ve “sen” arasında sağlıklı bir alan yaratabilmekten geçer.

Kaynak: Gottman, J. M. & Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution

24/03/2026

Bu video, aslında birçok insanın içsel deneyimini anlatıyor.

Yıllarca kendimize sadece tek bir açıdan bakmayı öğreniriz. O açı bize ne kadar çarpık bir görüntü sunarsa sunsun, onu gerçek sanırız.

Oysa dışarıdan biri bize farklı bir ayna tuttuğunda –ki bu terapötik ilişki ya da sağlıklı bir bağlanma da olabilir– gördüğümüz manzara değişir.

Charles Cooley’in “ayna benlik” kavramı tam da bunu anlatır: Benlik algımız, bize yansıtılanlarla şekillenir. Eğer yansıma sürekli çarpıksa, kendimizi çarpık görürüz. Ama ayna değiştiğinde, aslında uzun süredir var olan gerçekle yüzleşiriz.

Buradaki utanç değil, farkındalıktır. Çünkü gerçek aynayı görmek, iyileşmenin başlangıcıdır.

22/03/2026

Adım atarsın, ilgi gösterirsin, açık olursun ama karşındaki geri dönmez. Bir kez, iki kez, üç kez… Sonra bir gülümseme takınıp “sorun yokmuş” gibi yaparsın. Oysa gelişim psikolojisinde buna sosyal girişimin karşılıksız kalması denir. Yetişkinlikte de aynı mekanizma işler: Tekrarlanan karşılıksız ilgi, sosyal öz-yeterlik algını sessizce aşındırır.

Nörobilişsel düzeyde karşılıklılık ihlali (reciprocity violation), beynin “görünmez” hissetmesine yol açar. Ve en çok can acıtan, o zorla gülümsemenin ardındaki duygusal uyumsuzluktur. Hissettiğin hayal kırıklığı ile sergilediğin “her şey yolunda” arasındaki mesafe, zamanla kendine olan güveninden çalar.

Birinin “zorla gülümsediğini” fark eden kişi, onun duygusunu adlandırır, geçiştirmez. Çünkü asıl çekicilik, sadece ilgi göstermek değil; karşılık vermeyenin ardındaki duyguyu görmektir.

13/03/2026

İnsan korkusundan kaçtıkça ona güç verir.
Yüzleştiğinde ise
korku yönünü kaybeder.
Hayat bunu defalarca gösterir.

Beynimizdeki amigdala, tehlike algıladığında savaş ya da kaç tepkisini başlatır. Korktuğumuz şeyden kaçtıkça beynimiz “Bu gerçekten tehlikeli, kaçarak kurtuldum” diye öğrenir. Oysa korktuğumuz durumla güvende olduğumuz halde yüzleştiğimizde (örneğin, kontrollü maruz bırakma terapilerinde), prefrontal korteks devreye girer ve amigdalaya “Dur, tehlike yok” mesajı gönderir. Bu, korkunun sönmesi (extinction) olarak adlandırılır. Kaçtıkça güçlenen yol, yüzleştikçe zayıflar.

📚 Kaynak: Burns, D. (1999). İyi Hissetmek (Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımı).

11/12/2025

Aslında olan karşınızdaki kişinin değil de sizin açınızdan nesnelerin yer değiştirilmesidir. Acı tarafı bir gün bunları fark ettiğiniz andır…

Değişim istekle başlar. Dayatma ile değil .

11/12/2025

Gün içine stratejik olarak serpiştirilmiş 1 ila 5 dakikalık bilinçli molalar (
gerçek bir kahve molası,
pencereden dışarı bakarak 10 derin nefes almak,
kısa bir esneme,
sevdiğiniz bir şarkının ilk 2 dakikasını dinlemek gibi),
uzun tatil molalarına kıyasla günlük tükenmişlik ve stresi azaltmada daha etkili olduğunu gösteriyor!

Bu molalar, kronik stresin birikmesine izin vermeden sistemi sıfırlıyor.

Deneyin: Bugün 3 mikro mola planlayın ve farkı hissedin.

#2025

Kaynak: Costa, P. (2025). The Efficacy of Micro-Recovery Breaks... Journal of Occupational Health Psychology.

Address

Adana

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Pigedatr posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Pigedatr:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category