25/02/2026
Bazen insanlar hâlâ aynı kişi olduğumuzu düşünür. Aynı şekilde uyum sağlayacağımızı, aynı şekilde susacağımızı, aynı şekilde kendimizden vazgeçeceğimizi… Çünkü çoğumuz bağlantıyı korumanın yolunu böyle öğrendik. Sessiz kalmayı, uyum sağlamayı, kendimizi geri çekmeyi, bağ kopmasın diye kendimizden kopmayı...
Uzun süre bu işe yarıyor gibi görünür. Ortam sakin kalır. Tartışma çıkmaz. İlişki devam eder. Ama içeride başka bir şey olur. Söylemediklerin birikir. İhtiyaçların ertelenir. Sınırların belirsizleşir. Ve bir gün kendini yorgun değil, tükenmiş hissedersin. Bir gün kendini kırgın değil, görünmez hissedersin. Bir gün kendini uyumlu değil, kendinden uzak hissedersin.
Çünkü seni ayakta tutan bağ değil, korkudur. Kaybetme korkusu. Reddedilme korkusu. Sevilmemek korkusu… Sonra bir şey fark edersin; seni sürüklediğini sandığın ipin aslında bağlı olmadığını, seni tutan şeyin gerçek bir bağ değil, sadece bir inanç olduğunu, bağ sandığın şeyin çoğu zaman korkunun attığı bir düğüm olduğunu… Ve düğüm çözülmeye başladığında şunu anlarsın: Kendini önceliklendirmek bencillik değildir. Bu bağları koparmak değildir. Bu, bağı ilk kez gerçek bir yerden kurmaktır.
Sınır koyduğunda sevgi azalmaz. Sadece daha dürüst hale gelir. Kendini susturamadığında ilişki bitmez. Sadece gerçek olup olmadığını gösterir. Artık seni tutmayan şeyleri taşımayı bırakırsın. Artık seni küçülten uyumlara mecbur hissetmezsin. Artık bağ kurmak için kendini terk etmezsin.
Ve en derin gerçeği görürsün; Özgürleşmek bazen bağları koparmak değildir, sadece hiç bağlı olmadığını fark etmektir...
Aile Danışmanı Fatma Durmuş