Psikolojik Danışman Deniz Çalışkan

Psikolojik Danışman Deniz Çalışkan Psikolog

Bazı günler kutlama günü değildir.Bazen bir gün, bize hâlâ eksik olan şeyleri hatırlatır.8 Mart da biraz böyle bir gün.K...
08/03/2026

Bazı günler kutlama günü değildir.
Bazen bir gün, bize hâlâ eksik olan şeyleri hatırlatır.

8 Mart da biraz böyle bir gün.

Kadınların öldürülmediği,
korkmadan yürüyebildiği,
hayatları, bedenleri ve seçimleri üzerinden yargılanmadığı bir dünya…

Belki o zaman gerçekten kutlayabileceğimiz bir Kadınlar Günü olur.

O zamana kadar 8 Mart;
sadece bir kutlama değil,
aynı zamanda hatırlama, fark etme ve değişim talep etme günüdür.

Her yalnızlık bir eksiklik değildir. Bazen bu, bilinçli bir seçimdir.Sırf yalnız kalmamak için biriyle birlikte olmayı r...
04/03/2026

Her yalnızlık bir eksiklik değildir. Bazen bu, bilinçli bir seçimdir.
Sırf yalnız kalmamak için biriyle birlikte olmayı reddettiğin bir dönem… Kendini daha iyi tanıdığın, yaralarınla yüzleştiğin, tekrar eden kalıplarını fark ettiğin ve artık en aza razı olmamaya karar verdiğin bir alan.

Bu, sevgiyi küçümsemek ya da insanlardan uzaklaşmak değildir.
Bir hazırlık sürecidir. Kendinle uyum içinde olma hâlidir.

Ama toplum çoğu zaman “birinin olması”nı, insanın kendisiyle iyi olmasından daha çok önemser.
İlişkinin nasıl olduğu ikinci planda kalır. Soğuk, dengesiz ya da yıpratıcı olabilir… Yeter ki var olsun.

Bu yüzden birçok kişi, sadece “bekâr” etiketini taşımamak için kendisine iyi gelmeyen ilişkilerin içinde kalır.

Oysa sağlıksız bir ilişkiyi sırf sürsün diye devam ettirmenin bir bedeli vardır.
İnsan zamanla kırıntılara alışır. İlgisizliği normal kabul etmeye başlar. Bunun normal olduğuna kendini ikna eder. Ve fark etmeden kendinden uzaklaşır.

Bazen tek başına ama huzurlu olmak, yanında biri varken içten içe boş hissetmekten çok daha sağlıklıdır.

Bilinçli yalnızlık bir başarısızlık değildir.
Bir saygıdır. Kendine duyduğun saygı.

Ve gerçekten değer katan bir ilişkiyi seçmeyi bilmektir;
sadece yalnız kalmamak için var olan bir ilişkiyi değil.

En çok kendini sorgulayan insanlarda dikkat çeken bir şey var:Genellikle en çok özen gösterenler onlardır.“Acaba kırdım ...
03/03/2026

En çok kendini sorgulayan insanlarda dikkat çeken bir şey var:
Genellikle en çok özen gösterenler onlardır.

“Acaba kırdım mı?”
“Yanlış mı yaptım?”
“Daha iyi davranabilir miydim?”

diye düşünen, içe dönüp bakabilen, hatalarını görmezden gelmeyen ve hata yaptığını hissettiğinde bundan rahatsızlık duyan kişiler…

Buna karşılık, kendini neredeyse hiç sorgulamayan biri çoğu zaman başkaları üzerindeki etkisini de pek düşünmez.
Ve işte zarar tam da burada kolaylaşır:
Tekrar eder, sıradanlaşır, otomatikleşir.

Aşırı öz-disiplin çoğu zaman sorumlulukla karıştırılır ama aynı şey değildir.
Kendinden kusursuzluk beklemek seni daha iyi yapmaz; sadece kendine karşı daha sert biri haline getirir.

Kendini gözden geçirmek sağlıklıdır.
Ama sürekli kendini cezalandırmak değil.

Özeleştiri, gelişmeye hizmet ettiğinde işe yarar.
Sadece can yakıyorsa, zamanla insanı yıpratır.

Psikoloji literatüründe bu durum “seçici dikkat” ve “bilişsel çerçeveleme” kavramlarıyla açıklanır. Zihnimiz aynı anda h...
28/02/2026

Psikoloji literatüründe bu durum “seçici dikkat” ve “bilişsel çerçeveleme” kavramlarıyla açıklanır. Zihnimiz aynı anda her şeyi algılayamaz; nereye odaklanırsak onu büyütürüz. Eksik olana yöneldiğimizde yetersizlik duygusu artar, var olana yöneldiğimizde ise yeterlilik ve doyum hissi güçlenir.

Minnet ve takdir duygusu üzerine yapılan araştırmalar, düzenli olarak olumlu deneyimlere dikkat eden kişilerin daha yüksek yaşam doyumu ve daha düşük stres düzeyi bildirdiğini gösteriyor. Çünkü beynimiz tekrar eden düşünce kalıplarına göre çalışır; neyi sık hatırlarsak, onu daha hızlı fark etmeye başlarız.

Hayat çoğu zaman bir anda değişmez.
Ama bakış açımız değiştiğinde, deneyimlediğimiz hayatın kalitesi değişir.

Gerçeklik her zaman kolay değildir.Ancak zihnimizin ürettiği senaryolar çoğu zaman yaşanan olaydan daha sert, daha sınır...
28/02/2026

Gerçeklik her zaman kolay değildir.
Ancak zihnimizin ürettiği senaryolar çoğu zaman yaşanan olaydan daha sert, daha sınırsız ve daha yıpratıcıdır.

Kaygı, çoğunlukla “olabilecekler” üzerinden çalışır.
Zihin belirsizliği doldurmak ister ve bunu yaparken sınır tanımaz. Oysa gerçekliğin bir çerçevesi vardır. Olan şey, ne kadar zor olursa olsun, mümkünün sınırları içindedir.

Psikolojik sağlamlık; gerçekle temas edebilme, zihnin felaket senaryolarını fark edebilme ve onları düzenleyebilme becerisiyle güçlenir.

Bazen rahatlatan şey, her şeyin iyi olması değil;
gerçeğin, hayal gücümüzden daha sınırlı olmasıdır.

Uzaklaşmak çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa psikolojik açıdan baktığımızda bu davranış, “kaçınma” değil; sağlıklı sınır...
26/02/2026

Uzaklaşmak çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa psikolojik açıdan baktığımızda bu davranış, “kaçınma” değil; sağlıklı sınır koyma olabilir.

Kişi kendi değerini fark ettiğinde, sürekli kendini açıklama ihtiyacı duyduğu, saygısızlığa maruz kaldığı ya da duygusal olarak yıprandığı ortamlardan bilinçli şekilde geri çekilebilir. Bu, pasif-agresif bir tavır değil; öz-farkındalığın ve duygusal olgunluğun göstergesidir.

Sağlıklı sınırlar, benlik saygısının temel yapı taşlarından biridir. Sürekli haklı çıkmaya çalışmak sinir sistemini “tehdit” modunda tutarken; huzuru seçmek regülasyonu, yani psikolojik dengeyi destekler.

Bazen en güçlü tepki, tepki vermemektir.
Bazen en büyük gelişim, kalmak değil gitmektir.

Psikanalitik açıdan bakıldığında bu tür ilişkiler, kişinin hâlâ çocukluk dönemine ait bağımlılık örüntülerine takılı kal...
23/02/2026

Psikanalitik açıdan bakıldığında bu tür ilişkiler, kişinin hâlâ çocukluk dönemine ait bağımlılık örüntülerine takılı kaldığı durumlarda ortaya çıkar. Freud’un “nesneye infantil bağımlılık” dediği şey tam da budur. Winnicott ve Melanie Klein’ın erken dönem bakım eksiklikleri olarak tanımladığı kırılmalar da bu zemini oluşturur.

Böyle bir ilişkide partner, ayrı bir özne olarak sevilmez; adeta bir “psişik protez”e dönüşür. Kişi onu kendi duygularını düzenlesin, kaygısını yatıştırsın, içindeki eksikliği kapatsın diye kullanır. Sınırlar tehdit gibi algılanır, en küçük hayal kırıklığı terk edilme korkusunu tetikler.

Sonuçta ilişki, sürekli tetikte olunan bir alana dönüşür. Kişi karşısındakinin narsistik çöküşünü tetiklememek için adeta diken üstünde yaşar. Bu sırada kendi arzusu, kendi sesi yavaş yavaş silinir. Tek amaç, o sevginin yıkılmayacağına dair yanılsamayı korumaktır.

Bir kişi ilişkiyi erken bitiriyorsa, çoğu zaman bilinçli bir tercih yapmıyordur.Aslında geçmişte yaşadığı bir duyguyu bu...
23/02/2026

Bir kişi ilişkiyi erken bitiriyorsa, çoğu zaman bilinçli bir tercih yapmıyordur.
Aslında geçmişte yaşadığı bir duyguyu bugüne taşıyordur.

Çocuklukta sevgi; istikrarsızlık, ihmal, terk edilme ya da koşullu kabul ile yaşandıysa, kişi büyüdüğünde sevgi geldiğinde huzur değil tehdit hissedebilir.
Çünkü yakınlık onun için güven değil, risk anlamına gelir.

Bu yüzden biri gerçekten yaklaştığında, bağ güçlenmeye başladığında, içsel alarm devreye girer.
“Ya yine giderse?”
“Ya yine yalnız kalırsam?”

Bazı kişiler bu kaygıyı yaşamaktansa, önce kendileri gider.
Soğuk oldukları için değil, kontrolü kaybetmemek için.
Terk edilme ihtimalini beklemek yerine, terk eden taraf olmayı seçerler.

Bu bir savunmadır.
Kişi böylece sürpriz bir kaybın yarattığı acıyı yaşamaktan kaçındığını düşünür.
Ama aslında her seferinde aynı senaryoyu yeniden üretir.

Klinikte, özellikle yoğun terk edilme kaygısı olan yapılarda, bu davranış;
“Bağ kurarsam incinirim” inancının bir sonucu olarak görülür.

Ve en acı tarafı şudur:
Kişi aslında karşısındakini değil, travmanın yönetmediği bir bağ kurma ihtimalini terk eder.

Annelik, psikolojide “kimlik dönüşümü” olarak ele alınan en güçlü yaşam deneyimlerinden biridir. Kadın, yalnızca bir çoc...
22/02/2026

Annelik, psikolojide “kimlik dönüşümü” olarak ele alınan en güçlü yaşam deneyimlerinden biridir. Kadın, yalnızca bir çocuğu büyütmez; aynı zamanda kendi içsel şemalarıyla, geçmiş deneyimleriyle ve öğrenilmiş kalıplarıyla da yeniden temas eder.

Araştırmalar, ebeveynliğin kişinin duygusal olgunlaşmasını, empati kapasitesini ve psikolojik esnekliğini artırabildiğini gösteriyor. Bu süreç, yalnızca bakım verme değil; aynı zamanda öğrenme, iyileşme ve yeniden yapılanma sürecidir.

Anne olmak, kadının bireyselliğini silmez. Sağlıklı bir psikolojik yapı içinde annelik, kimliğin daralması değil; genişlemesi anlamına gelir.

Kaybetme korkusu bazen sandığımızdan çok daha belirleyici olabilir.Kişi, bir ilişkiyi, bir işi ya da bir bağı kaybetmeme...
22/02/2026

Kaybetme korkusu bazen sandığımızdan çok daha belirleyici olabilir.
Kişi, bir ilişkiyi, bir işi ya da bir bağı kaybetmemek için kendi gerçek ihtiyacını geri plana atabilir.

Nevrotik yapılanmada temel mesele “istemek” değildir;
isteğin kaygı tarafından şekillendirilmesidir.

Yoğun kaygı, terk edilme korkusu ya da yalnız kalma endişesi arttığında kişi, aslında istemediği durumlara bile “istiyorum” diyebilir. Çünkü o an asıl hedef mutlu olmak değil, kaybı engellemektir.

Sağlıklı sınırlar, kişinin kendi ihtiyacını tanıyabilmesiyle başlar.
Gerçek istek ile korkunun sesi birbirinden ayrıştığında ilişkiler de daha dengeli hale gelir.

Empati, sağlıklı ilişkilerin temel taşlarından biridir.Ancak sınırlarla dengelenmediğinde “duygusal yük taşıyıcılığına” ...
21/02/2026

Empati, sağlıklı ilişkilerin temel taşlarından biridir.
Ancak sınırlarla dengelenmediğinde “duygusal yük taşıyıcılığına” dönüşebilir.

Aşırı empati kuran kişiler, başkalarının duygularını hızla anlar ve destek olmaya çalışır. Fakat kendi ihtiyaçlarını ifade etme ve görünür kılma konusunda geri planda kalabilirler. Bu durum zamanla tek taraflı bir ilişki dinamiği yaratır.

Psikolojide bu tablo;
🔹 sınır koyma güçlüğü
🔹 aşırı sorumluluk alma eğilimi
🔹 onay ihtiyacı
🔹 tükenmişlik riski

ile ilişkilendirilmektedir.

Sağlıklı empati, karşıdakini anlamak kadar kendini de koruyabilmektir.
Empati fedakârlık değildir.
İlişki karşılıklılıkla beslenir.

Unutmayın:
Başkalarına alan açarken, kendi alanınızı daraltmak zorunda değilsiniz.

İnsan zihni sürekli çatışma, drama ve belirsizlikle karşılaştığında tehdit algısı aktive olur. Bu da stres hormonlarının...
21/02/2026

İnsan zihni sürekli çatışma, drama ve belirsizlikle karşılaştığında tehdit algısı aktive olur. Bu da stres hormonlarının (özellikle kortizolün) artmasına, dikkat ve duygu düzenleme kapasitesinin düşmesine neden olur. Uzun vadede ise zihinsel yorgunluk, tahammül azalması ve tükenmişlik görülebilir.

Psikolojide “sınır koyma” (boundary setting), kişinin ruh sağlığını koruma becerilerinden biri olarak kabul edilir. Sınır koymak; kimseyi cezalandırmak değil, kendi psikolojik alanını korumaktır. Çünkü sürekli açıklama yapmak, kendini savunmak ya da kaotik ilişkileri düzeltmeye çalışmak zihinsel enerji tüketir.

Araştırmalar gösteriyor ki sağlıklı ilişkiler karşılıklı saygı ve duygusal güvenlik üzerine kurulur. Eğer bir ilişki düzenli olarak zihinsel huzuru bozuyorsa, mesafe koymak çoğu zaman bir kaçış değil, öz düzenleme stratejisidir.

Unutmamak gerekir: Ruh sağlığı lüks değil, temel bir ihtiyaçtır.

Address

Öğretmenevleri Mahallesi 922 Sk. No: 1/2
Antalya
07070

Opening Hours

Monday 09:00 - 21:00
Tuesday 09:00 - 21:00
Wednesday 09:00 - 21:00
Thursday 09:00 - 21:00
Friday 09:00 - 21:00
Saturday 09:00 - 21:00
Sunday 11:00 - 17:00

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolojik Danışman Deniz Çalışkan posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram