Op. Dr. Abdullah Göymen

Op. Dr. Abdullah Göymen Op.Dr.Abdullah Göymen Kliniği

27/10/2022

Fanatizm; kontrolsüz, yüksek seviyede duygusallık ve olağanüstü tutku ile bir unsura bağlılık olarak tanımlanıyor. Geniş kitleler tarafından tasvip edilmiyor. Esasında, duygusallık ve tutku bir defo, soğukkanlılık ve kontrollü hissiyat bir meziyet olarak değerlendiriliyor. ‘Erkekler ağlamaz’ , ‘çocuğumuz balık burcu olmasın’ gibi inanışlar da buradan çıkıyor. Şubat sonu, Mart başı kimse doğum yapmak istemiyor. Balık burcunun sahip olduğu hassasiyet, duygusallık ve tutkunun bu sert dünya koşulları için uygun olmadığı düşünülüyor. Sadece erkeklerin değil tüm insanların mutluluk ya da üzüntüde gözyaşını saklamaya çalışmasının altındaki temel sebep de bu. Bir insan zayıf görünmemek için neden gözyaşlarını saklar?! Halbuki tam o anda kişinin kalbini görebilirsiniz. Poker surat, buz adam gibi hissiyatı markajlayan ve duygularına zırh oluşturan kişiler takdir ediliyor. Gerçekten akılalmaz bir paradoks!
Ben tamamen farklı düşünüyorum. Duygu ve tutkunun açığa çıkmasının gerekli olduğunu ve yüzüne taktığın sahte maskenin şefkat, hoşgörü ve merhamet gibi insanın güzel yanlarını gizlediğini düşünüyorum. Örneğin animasyondaki temsili oğlumun bahsettiği derbi müsabakasının unsurlarından eğer bir tanesine gönül verdiyseniz o maçı heyecanla ve mutlulukla bekliyor, oturamadan kalp çarpıntısıyla izliyor ve bitiminde kuvvetli bir üzüntü ya da sevinç yaşıyorsunuz. Duygu ve tutku için mükemmel bir örnek. Coşku ya da hüzün sizi stabil iç dünyadan çıkarıyor ve geliştiriyor. Hiçbir şey hissetmemek nasıl bir üstünlük sağlayabilir. “Bir taraf değil, bitarafsanız(tarafsız) bertaraf olursunuz” cümlesi bu durumu şık bir şekilde tanımlıyor. Tabi ki fanatik olmadan... Lakin fanatizmi fantastik seviyede yaşayabileceğin bir şey var mı bu hayatta? Videodaki büyük üstat Mehmet Akif’in oğluma verdiği Türk bayrağı için 29 Ekim ruhuyla fanatik olunabilir. Ne fanatizmi… Yetmez!
Aşırı bir duygusallık ve tutku hissedilebilir. Yeter mi?
Aşık olunabilir. Tüm kalbinle sevilebilir. Hayatının merkezine yerleştirilebilir. Hatta her şeyin o olabilir.
Geçin bunları!
O al üzerine ak hilalle yıldız için sadece ÖLÜNÜR!

26/03/2022

Kliniği 12 Ocak 2019 tarihinde açmaya karar verdim. İç mimarım Halit Bey’e projeyi anlattığımda, hazırlıkların en iyi ihtimalle Mayıs ayında bitebileceğini söyledi. 27 Mart tarihine yetişmesinin benim için çok önemli olduğunu söylediğimde gülümsedi ve “Niye bu tarih?” dedi. Akılalmaz bir çaba ve olağanüstü gelişmeler sonrası 27 Mart 2019’da hasta kabulüne başladım. Sanki ‘siyahla beyaz gibi’ idi herşey. Bu projeyi yönetecek ne zamanım ne de yeterli maddi olanağım vardı. Bu cesareti nereden buldum? Üstelik kliniği bu şekilde yapacak vizyon, zevk ve yeteneğim de yoktu. Beni destekleyen kimse yoktu. Ya da ben öyle zannediyordum o zamanlar. Bu işlerin nasıl olduğunu düşünüyorum sıkça. Rabbim hakkım olmayan bu desteği biçare kuluna niye verdi? Layık olmadığımı biliyorum. Bu işler benim için olmadı belli ki. Fotoğrafta başımı omzuna dayadığım kişinin hatrına olsa gerek. 27 Mart tarihi de O’nun için. Açılışın üstünden tam üç yıl geçti. Müthiş bir sahiplenme ile karşılandım. Vallahi bunun farkındayım. Bu üç yıllık sürede gösterdiğiniz teveccühünüz nedeniyle bu aciz kardeşinizi var ettiğiniz için sizlere sonsuz teşekkür ediyorum ve tüm kalbimle sizlere dua ediyorum. Gönlüm, yüreğim sizlerle. Sizler de dualarınızı ne olur esirgemeyin. Allah hepinizden razı olsun inşallah. Rabbim işini gücünüzü rast getirsin. Vasiyet olan siyahın üzerinde beyaz tebeşir izi olamam. Bunu anladım. Kardeşiniz olayım yeter.

Tıp fakültesi sürecim, ihtisasım, tüp bebek eğitimim ve askerliğim İstanbul’da geçti. 1997 yılında Çapa tıp fakültesine ...
20/03/2022

Tıp fakültesi sürecim, ihtisasım, tüp bebek eğitimim ve askerliğim İstanbul’da geçti. 1997 yılında Çapa tıp fakültesine gittiğimde doğu ve güneydoğudan gelen öğrencilerin nerelisin sorusuna memleketlerini söylerken zorlandıklarını, utandıklarını gözledim. Sanki bu bölgenin çocuğu olmak bir eksiklik gibiydi. Doğu siyah, batı beyazdı sanki. Algı; “siyahla beyaz gibi” idi. Halbuki ben dünyanın en güzel şehri İstanbul’dan gönlümdeki en güzel şehir olan Gaziantep’e gelirken mutlu olurdum. Gurbet sürecim toprağıma hasret ile geçti. Kahkenin üçü, Antebin içi misali. “Gözünü seveyim Antebimin”. İnsan doğduğu toprakları, örf ve özünü niye yadırgar ki? Bu durumu hayatını benim eğitimime harcamış akıl hocam, öğretmenim babam ” Özüne aşık olanın sözüne aşık olunacağını, asil ve asıl Anteplinin bu topraklarda doğup, buraya hizmet edip, burda atasının yanında ölmesi gerektiğini, bunun bir lütuf olduğunu söylemişti. Şükürler olsunki burada doğdum. Bu özel şehirde mesleğim icra etmek kısmet oldu. Rabbim inşallah nasip ederse Gaziantep’te vakti geldiğinde ölüp babamın yanına gömülmek içinde çok dua ediyorum. Bu duam kabul olusa daha ne isterim. Burda bana sahip çıkan tüm dostlarıma , sevdiklerime ve çok değerli hastalarıma sonsuz şükran duyuyorum ve teşekkür ediyorum. İyi ki siz!

04/12/2021

5 Haziran 2010 günü idi. Ailelerin vesile olmasıyla gittiğim kafede tanışacağım hanımefendinin beni bu kadar etkileyebileceğini tahmin bile edemezdim. Daha ilk görüşmemizde “İşte evleneceğim kişi!” demiştim. Evlilik merasimlerini hızlandırmak için elimden geleni yaptım. Bana kalsa 15 gün içinde evlenebilirdik, ancak kayınvalidemin çeyiz hazırlığı sebebiyle iş yavaşlatma eylemi sonrası nikah tarihimiz maalesef 4 Aralık 2010 olabildi.
Bugün tam 11 yılı tamamladık çok şükür. Tüm bu sürece birbirimizi kırıp incitmeden çokça anı sığdırdık. Eşime birçok konuda minnetarım. Canımdan daha kıymetli iki yavrumu doğurması ona olan sonsuz aşkımı perçinledi. Çocuklarımızı yetiştirirken gösterdiği özeni, işini ve yuvasını birlikte götürürken sarfettiği çabayı takdir etmemek mümkün değil. 11 yılıma doldurduğu ‘iyi ki’ler için ben ona teşekkür etmeye hazırlanırken, kendisi bana beni şaşırtan bir mesaj gönderdi. Bu kadar yoğun çalışırken artakalan az ama değerli vaktimi tamamen aileme ayırdığımı belirtmiş. Hiç dinlenmeden, tatil yapmadan, soluklanmadan, kendime özel zaman ayırmadan hayatımı devam ettirmeme çok üzüldüğünü, kendimi aileme ve mesleğime adamış olmamın hedefim olan “siyah üzerine beyaz iz” kavramına yaklaştırdığını yazmış. Beyaz bir iz olmam ulaşılmaz bir hayal; lakin bu değersiz can aileme ve beni seven hastalarıma feda olsun. ‘İyi ki’ varsınız!

17/07/2021

Oğullar babalarından daha iyi, daha önde olsalar bu dünya çok daha güzel olurdu. Fakat dünya her gün daha kötü, daha çirkin. Sanki herşey daha değersiz. Bakın etrafınıza hep eski insanlar daha güzel. Kıymetli özellikler çok daha baskın eski karakterlerde. Gerçi her şey her gün çok daha güzel olsa kıyamet nasıl gelecek ki! Bu koşullarda öğretmenlerimden daha ileri gitme şansım var mı?
Videoda oğlumun bana en son sorduğu hayatımdaki esas hedefim
“Siyah bir tahtaya beyaz parlak bir tebeşir izi olmak” ilkesi belki de ve hatta muhtemelen hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğim bir öğüt, baba sözü. Ama bunun olmayacağını bilmeme rağmen yapabilmek için çabalamak bile beni fevkalade mutlu ediyor. Oğlumun ulaşılabilir birincil hedefi ile ulaşılması muazzam zor olan esas hedefinin benimle aynı olması da gurur verici.
Kendim için sizden daha önce birkaç kez dua istedim ve artık buna zaten yüzüm yok. Fakat hayatımda sahip olduğum herşeyin mimarı, özlemi ile yanıp tutuştuğum rahmetli babam için sizden yüzüm kızararak, mahçup bir şekilde fatiha isteyeceğim. Allah okuyandan ve okumayandan razı olsun.
Yüreğimin en derin yerinden sizlere sonsuz teşekkür ediyorum.
Saygılarımla

15/02/2021

Babama hayattaki en kötü yatırımın ne olduğunu sorduğumda aldığım cevap; evlattı. İnsanın canı dahil herşeyini vermeye hazır olduğu ve fakat karşılığında hiçbirşey beklemediği bir unsur olduğunu söyledi. “Peki, neden çocuk yaptın” sorusuna da sahip olduğu herşeyin tek varisi ve hayatın temel amacı olduğunu söylemişti. “İki çeşit insanın boynu büküktür. Evlatsız olanın ve evlat acısı yaşayanın... Allah düşmanıma bile evlat acısı vermesin duasının sebebi budur” demişti.
Meslek hayatımda çocuk tedavisiyle uğraştığım bu uzun süre zarfında çocuğu olmayan insanların odamdaki boynu büküklüğü bana babamın hep bu cümlesini hatırlattı.
Çift çizgideki mucizevi mutluluğu filmde görüyorsunuz. Bu mutluluğun özü Allah’ın bizi ödüllendirdiğine olan inancımız. Lütfen, yalvarırım gözlerinizi kapatın! Ve o çubukta tek çizgi olduğunu hayal edin. O hüznü, hayal kırıklığını ve yıkıntıyı düşünün. Konuşacak bir kelimenin olmadığını ve sadece “nasip değilmiş” diyerek içe kapanışı düşünün. Kaybedilen maddi ve manevi tüm yatırımları düşünün. Bu mutsuzluk acaba Allah’ın bize bir cezası mı diye düşündüğümüzü hayal edin. Benim gibi duygusal bir kardeşinizin bir gün içerisinde defalarca bu ödül ve cezayı aldığını düşünün. Bu yürek bu coşku ve hüsrana nasıl dayanacak! Bunu düşünün!
Dualarınıza talibim. Allah elime şifa versin. Ve bu boynu bükük kardeşlerimizin çare bulmalarına beni vesile etsin.
Gönlüm dokunmak istediğim gönlünüzle...

23 yıl önce, dedemin yeni arabasıyla ilk yolculuğu Dörtyol’a doğru yapmıştık. Seyir halindeyken öndeki kamyondan fırlaya...
06/12/2020

23 yıl önce, dedemin yeni arabasıyla ilk yolculuğu Dörtyol’a doğru yapmıştık. Seyir halindeyken öndeki kamyondan fırlayan bir taş aracın önüne aniden çarparak yüksek bir ses çıkardı. Dedem sakinlikle aracı sağ tarafa çekip, motor çalışır vaziyette durdu. Biz beklerken, arkamızdan gelen beyaz bir araç bizi geçerek yola devam etti. Ben hemen inip araçtaki hasara bakmak istedim, ancak dedem elimden tutarak engel oldu. Birkaç dakika sonra yola devam ettiğimizde, ileride bizi geçen beyaz aracın U-dönüşü yapmakta olan traktörün römorkuna çarptığını gördüğümüzde yap-bozun esas parçası tamamlandı. Yolculuğun kalan kısmını sessizliğimiz, kasette çalan Muazzez Ersoy’un Nostalji Serisi şarkıları ve kafamda dönüp duran neden, nasıl soruları oluşturdu. Yazlığa vardığımızda olayı hemen bizi bekleyen babama anlattım. Babam, dedemin taşın Allah’tan geldiğini anladığını ve bu nedenle durduğunu söyledi. ‘Her şerde bir hayır vardır’ hadisini hatırlattı. Bunu anlamıştım, esas soru durmuşken neden hasara inip bakmadığımızdı. Babamın ona yorumu ise; ”Deden arabayı değil; seni önemsediğini anlatmaya çalışmış” oldu. “Burada en değerli husus sensin, anlasana!” dedi.
Benim de 7 yıl önce, yeni aldığım arabamın ön kısmına, ilk seyahatimde aynı şekilde taş çarptı. Hemen panikle sağa çektim, araçtan indim ve oluşan hasara kederlenip günlerce üzüldüm.
Beni yetiştiren öğretmenlerin ulviyeti üst düzeydeydi. Üzüntüm; yavrularımın babasının benim gibi ham bir öğretmen olması. Neyse ki; anneleri açığı kapatacak kadar nitelikli.
Rabbim hepimizin yavrularına yol göstersin, onları korusun.

Benim için en özel mekanlardan biridir ameliyathane. Mesleğimi seçme nedenim... Bana canını teslim eden ve burda benim i...
23/11/2020

Benim için en özel mekanlardan biridir ameliyathane. Mesleğimi seçme nedenim... Bana canını teslim eden ve burda benim için en değerli anları yaşamama neden olan tüm hastalarıma sonsuz teşekkürler!
Benim için çok kıymetlisiniz. Gönlüm, duam sizinle.

11/10/2020

Üç kez tüp bebek denemesi başarısız olan hastamı muayene ettiğimde hiçbir sorun gözlemlemedim. Tekrarlayan başarısızlıklarda yapılan laparoskopi, histereskopi ve gebelik aşısını takiben; yumurta toplama, dölleme, embriyoskopi işlemini yaptık ve transfer aşamasına kadar kusursuz geldik. Aileyi yanıma çağırdım. Her zaman bana sorulan "Niye hamile kalamıyoruz?" sorusunu bu kez ben, aileye sordum. Çünkü üç defa başarısızlıkla sonuçlanan denemeleri açıklayacak herhangi bir tıbbi gerekçe yoktu. Herşey mükemmeldi. Tamam kader, kısmet... Ama sanki manevi açıdan eksik olan birşeyler vardı. Aileye durumu detaylı olarak anlattım. "Geçmişte kalan açık bir hesabınız var mı acaba?!" diye sordum. Sessiz kaldılar. Transfer yapıldı, hamilelik testi vakti geldi. Hepimiz heyecanlıydık. Sonucu gördüğümde önce sesimi çıkaramadım. Yüzlerine baktım, kendinden emin bir gülümseme vardı gözlerinde. "Hamile değil mi hocam!" dedi eşi. Cevabımı beklemeden başladı anlatmaya. O gün muayenehanemden çıktıktan sonra sorumun üzerine düşündüğünü, kardeşiyle küslüğüne sebep olan miras paylaşım meselesini yeniden irdeleme fırsatı bulduğunu söyledi. "Hala haklı olduğumu düşünsem de; mutlaka barışmalıyım" diye karar verdiğini anlattı. Önce yanına gittiğini, ancak kardeşinin kendisiyle görüşmek istememesi üzerine annesini devreye sokarak zar zor ikna edebildiklerini anlattı. Benim kendileri için bir güneş olduğumu, ışığımla aileyi aydınlattığımı söyledi. Şimdi bu hamilelik kimin sayesinde oluştu? Maddi manevi fedakarlık yapan beyfendinin mi, abisini zor da olsa affeden kardeşinin mi, kardeşi ikna eden güzel gönüllü annenin mi, yoksa beyfendinin ifade ettiği gibi naçizane benim mi? Tek bildiğim sebeb-i hikmetinin ben olmadığım! Diğerlerinden birinin hatrı için oldu bu iş, eminim. Daha çok kafama takılan beyfendinin cümlesi... Güneş olabilir miyim? Haşa! Zinhar! Güneşin ışığı olabilir miyim? Tövbe, estağfurullah. Net hayır! Peki aydınlığı? Kesinlikle hayır. Haddim değil! Güneş ışığını yansıtan yerdeki değersiz cam parçacığı olabilir miyim? İnşallah. Allah bana bu makamı nasip etsin. Allah herkese gönlündekini versin! Vallahi gönlüm, duam, sevgim ve hürmetim beni sevenlerle. Kalp kalbe karşı...

Address

Ali Fuat Cebesoy BUlica Değirmiçem Mah. No 83/b Kalyon Kavşağı Bulvar Ap
Antep

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Op. Dr. Abdullah Göymen posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Op. Dr. Abdullah Göymen:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram