Klinik Psikolog ECEM AKGÜL

Klinik Psikolog ECEM AKGÜL ÇOCUK & ERGEN & YETİŞKİN PSİKOLOĞU
KLİNİK PSİKOLOG

Hayır, aynı şey değil.Her empati eksikliği narsisizm değildir ve her narsisist empatisiz değildir.Empati eksikliği, kişi...
10/03/2026

Hayır, aynı şey değil.
Her empati eksikliği narsisizm değildir ve her narsisist empatisiz değildir.

Empati eksikliği, kişinin karşısındakinin duygusunu anlamakta zorlanmasıdır.
Narsisizm ise kişinin kendi ihtiyaçlarını aşırı merkeze alması, karşı tarafın duygusunu görmek istememesidir.

Aradaki fark:

🔸 Empati eksikliği → kapasite sorunudur.
Bazı kişiler duygusal sinyalleri okuyamaz.

🔸 Narsisizm → koruyucu bir kişilik örgütlenmesidir.
Kişi kırılgan benliğini korumak için savunma geliştirir.
Empati yapabilir ama “işine gelmediğinde” yapmayabilir.

🔸 Empati eksikliğinde niyet nötrdür;
Narsisizmde ise “kendi ihtiyacını öne koyma” eğilimi vardır.

Empati eksikliği eğitimle, farkındalıkla gelişebilir.
Narsisizm ise daha derin bir kişilik yapısıdır ve profesyonel destek gerektirir.

Bazı insanlar durmayı bilmez; boş kaldığında huzursuz olur, sürekli bir şeylerle meşgul olmak ister.Bu durum çoğu zaman ...
06/03/2026

Bazı insanlar durmayı bilmez; boş kaldığında huzursuz olur, sürekli bir şeylerle meşgul olmak ister.
Bu durum çoğu zaman “çalışkanlık” olarak görünse de, aslında içsel bir sessizlikten kaçınma olabilir.

Sürekli meşgul olma ihtiyacı şunları örter:
• Düşünmek istemediğin duygular
• Yüzleşmek istemediğin kırılganlıklar
• Çözülmemiş acılar
• Yetersizlik hissi
• “Durunca çökebilirim” korkusu
• Kendinle kalınca beliren boşluk duygusu

Meşguliyet, zihnin “susturma mekanizmasıdır”.
Kişi aktif oldukça acı duyguların sesi kısılır.
Ama durduğunda içsel gerçekliği yükselmeye başlar.

Gerçek huzur, sürekli meşgul olmakta değil;
durabildiğinde dağılmamayı öğrenmekte saklıdır.

Ekran, modern çocukların hayatında artık büyük bir yer kaplıyor.Ancak fazla ekran süresi, çocuğun gelişiminde bazı alanl...
03/03/2026

Ekran, modern çocukların hayatında artık büyük bir yer kaplıyor.
Ancak fazla ekran süresi, çocuğun gelişiminde bazı alanları gölgede bırakabilir.

Çocuklar ne kaybediyor?
• Gerçek oyun becerisi – hayal gücü, problem çözme ve yaratıcılık gelişimi durur.
• Sosyal etkileşim – yüz ifadelerini okuma, sıra bekleme, empati kurma zorlaşır.
• Duyusal deneyimler – dokunma, koşma, keşfetme gibi doğal uyarıcılar azalır.
• Dikkat süresi – hızlı içerikler odaklanmayı zorlaştırır.
• Duygu düzenleme – ekran anında haz sağladığı için çocuk beklemeyi öğrenmez.
• Akademik hazırbulunuşluk – dil gelişimi ve kelime hazinesi olumsuz etkilenir.

Ekran tamamen yasaklanmalı mı? Hayır.
Ama yaşa uygun süre, doğru içerik ve ebeveyn eşliği kritik öneme sahiptir.

Dijital dünya gerçek dünyanın yerini tutmaz;
çocuk, gelişimini gerçek temasla kurar.

Bir duruma “alışmak”, her zaman iyileştiğimiz anlamına gelmez.Bazen alışmak, sadece bedenin ve zihnin kendini korumak iç...
16/02/2026

Bir duruma “alışmak”, her zaman iyileştiğimiz anlamına gelmez.
Bazen alışmak, sadece bedenin ve zihnin kendini korumak için geliştirdiği bir uyuşma hâlidir.

Alışmak iyileşmek değildir çünkü:

• Duygusal tepki kaybolabilir ama duygu çözülmemiş olabilir
Kişi artık ağlamaz, tepki vermez ama içsel acı hâlâ oradadır.

• Zihin tehdidi görmezden gelmeye çalışır
Bunu “normalleşme” gibi algılarız; oysa zihin kendini kapatmış olabilir.

• Sinir sistemi sürekli stres altında "donma" moduna geçebilir
Bu durum içsel uyuşma, motivasyon düşüklüğü ve hayattan kopma hissi yaratır.

• Kişi kendini ifade etmeyi bırakır
“Alıştım” dediğinde çoğu zaman kastettiği şey, “Artık savaşacak gücüm yok”tur.

Gerçek iyileşme ile uyuşma arasındaki fark nettir:
İyileşmede duygu işlenir; uyuşmada duygu sessizce içerde kalır.

Kendimize “Alıştım mı, yoksa hissetmeyi mi bıraktım?” sorusunu sormak bu nedenle çok önemli bir farkındalıktır.

Bir toplumda öfkenin normalleşmesi, bireylerin daha çok “kızgın” olduğu anlamına gelmez;çoğu zaman yüksek stres, güvensi...
09/02/2026

Bir toplumda öfkenin normalleşmesi, bireylerin daha çok “kızgın” olduğu anlamına gelmez;
çoğu zaman yüksek stres, güvensizlik, belirsizlik ve duygusal yorgunluk biriktiğinde öfke en kolay dışavurum hâline gelir.

Öfkenin normalleşmesinin altında yatan nedenler:

• Kronik stres ve ekonomik baskı
İnsanlar temel ihtiyaçlarına odaklandığında duygusal kapasite daralır.
Öfke, zihnin en hızlı verdiği savunma tepkisidir.

• Duygusal ifade becerilerinin zayıflaması
Toplumda hâlâ öfke dışında birçok duygu “zayıflık” olarak görülüyor.
Bu yüzden üzüntü, kırgınlık, korku veya kaygı yerine öfke seçiliyor.

• Sosyal ve dijital ortamda eleştirel kültürün artması
Sürekli kıyaslama, yargılanma ve eleştiriye maruz kalmak öfkeyi tetikler.

• Güvensizlik hissi
Toplumsal güven azaldıkça, insanlar kendini korumak için daha saldırgan bir tutum takınabiliyor.

• Sesini duyuramama duygusu
Kişi kendini çaresiz hissettiğinde öfke, “kendini var etmenin” yollarından biri hâline gelebiliyor.

Aslında sürekli öfke, toplumun güçlendiğini değil; yorulduğunu ve tükenmeye başladığını gösteren bir işarettir.

Dayanıklılık (resilience), çocuğun güçlü bağlara sahip olmasıyla gelişir.Şiddet görmeden, güvenli ve destekleyici bir or...
06/02/2026

Dayanıklılık (resilience), çocuğun güçlü bağlara sahip olmasıyla gelişir.
Şiddet görmeden, güvenli ve destekleyici bir ortamda büyüyen çocuklar;
hem duygularını düzenlemeyi hem de stresle baş etmeyi erken yaşta öğrenir.
Bu nedenle dayanıklılıkları daha güçlü olur.

Şiddetsiz bir çocukluk neden dayanıklılık yaratır?

• Güvenli bağlanma sistemi gelişir
Sevildiğini ve güvende olduğunu bilen çocuk, risk aldığında arkasında bir destek olduğunu hisseder.

• Duygularını serbestçe ifade etmeyi öğrenir
Duygular bastırılmadığında çocuk kendi iç dünyasını daha iyi tanır.

• Zorlayıcı duygularla başa çıkma becerisi gelişir
Şiddet olmayan evlerde yetişen çocuklar, duygusal düzenleme becerilerini doğal yollarla öğrenir.

• Özdeğer duygusu zedelenmez
Sürekli eleştiri, korku ve tehdit olmadığında çocuk kendini değerli hisseder.

• Problem çözme kapasitesi artar
Korku altında büyüyen çocuk “hayatta kalma” modundadır.
Güvenli ortamda büyüyen çocuk ise öğrenme ve keşfetme modundadır.

• Beyin gelişimi daha sağlıklı ilerler
Sürekli stres altında büyüyen çocukların sinir sistemi hassaslaşır;
güvenli ortamda büyüyenlerin duygusal beyin ağları daha dengeli oluşur.

Dayanıklılık, “acı çekerek güçlenmek” değildir.
Gerçek dayanıklılık, güvenle büyümenin, kabul görmenin, duygusal olarak desteklenmenin doğal sonucudur.

Umut, zihnin geleceğe açılan penceresidir.Umut edilmediğinde pencere kapanmaz; zihin yalnızca karanlığa alışmaya başlar....
02/02/2026

Umut, zihnin geleceğe açılan penceresidir.
Umut edilmediğinde pencere kapanmaz; zihin yalnızca karanlığa alışmaya başlar.
Bu durum bir “pes etme” hâli değil, beynin kendini korumak için geliştirdiği bir hayatta kalma stratejisidir.

Umut etmeyi bırakmış bir zihin:

• Beklentileri azaltarak acıyı minimize etmeye çalışır
“Beklemezsem hayal kırıklığı yaşamam” düşüncesi güvenli görünür.

• Duygusal enerjiyi korumaya yönelir
Yeterince yaralanmış bir zihin artık yatırım yapmak istemez.
Bu, çaresizlik değil; yorgunluktur.

• Kendini tehditten koruyan bir kabuk geliştirir
Fakat bu kabuk koruma sağlarken aynı zamanda insanı dünyadan izole eder.

• Gelecek değil, sadece “bugün” odaklı yaşar
Plan yapmamak, risk almamak, yenilikten kaçmak…
Hepsi umudun zayıflamasıyla birlikte gelişebilir.

• Motivasyon eksikliği bir savunma mekanizması hâline gelir
Zihin, hayal kırıklığını engellemek için hareket etmez.

Umut eksikliği bir karakter özelliği değildir;
genellikle tükenmişlik, yorgunluk, hayal kırıklığı ve değersizlik hislerinin bir sonucudur.
Umut yeniden doğabilir; çünkü umut, zihnin değil, insanın içsel iyileşme kapasitesinin bir parçasıdır.

30/01/2026

Bazı insanlar tehlikeli, yoğun ve adrenalin dolu deneyimlere yönelir.
Bu davranış çoğu zaman “cesaret”, “macera ruhu” gibi görünse de bazen risk arayışı aslında içsel bir kaçışın sinyali olabilir.

Risk arayışının ardındaki olası psikolojik dinamikler:

• Duygulardan kaçma isteği
Kişi, hissettiği boşluk, sıkışmışlık veya acıyı bastırmak için yüksek adrenalin peşinde koşabilir.

• Kendini hissetme çabası
Bazı bireyler yalnızca aşırı uyarılma hâlinde “yaşıyormuş” gibi hisseder.

• Kontrol duygusunu geri kazanma isteği
Hayatın diğer alanlarında kontrol kaybı yaşayan biri riskli davranışlarda kendini güçlü hissedebilir.

• Duygusal uyuşukluk
Travma sonrası bazı kişiler duygusal olarak hissizleşebilir ve bu hissizliği kırmak için tehlikeye yönelir.

• Onay ve görünürlük arayışı
Riskli davranışlar bazen “fark edilme ihtiyacının” dolaylı bir yoludur.

Her risk alma davranışı problem değildir.
Ancak risk arayışı düzenli bir kaçış stratejisine dönüştüyse, bu durum kişinin iç dünyasında çözülmemiş duygular olduğunun bir göstergesi olabilir.

26/01/2026

Ekonomik kaygı yalnızca bir “para problemi” değildir;
zihnin en temel güvenlik mekanizmasını etkileyen bir stres türüdür.
İnsan beyni temel ihtiyaçları tehdit altında hissettiğinde alarm sistemi durmaksızın çalışır.

Ekonomik kaygı zihni sürekli alarmda tutar çünkü:

• Gelecek belirsizleşir
Beyin belirsizliğe tahammül edemez.
“Yarın ne olacak?” sorusu zihni durmadan çalıştırır.

• Kontrol kaybı hissi oluşur
Ekonomik durum genellikle kişinin tek başına düzenleyemeyeceği büyük faktörlere bağlıdır.
Bu kontrolsüzlük hissi kaygıyı artırır.

• Tehdit sistemi aktifleşir
Para; barınma, beslenme ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların kaynağıdır. Bu nedenle ekonomik baskı, beyni fiziksel tehlike varmış gibi uyarır.

• Sürekli hesap yapmak zihni tüketir
Günlük kararlar bile zihinsel yükü artırır: Harcama, geçim, borç planı, tasarruf…

• Uyku bozulur ve stres hormonları yükselir
Kortizol yüksekliği zihni alarm modunda tutar ve döngü devam eder.

Ekonomik kaygı, sadece cüzdanı değil;
zihni, bedeni, duyguları ve ilişkileri etkileyen çok katmanlı bir strestir.
Bu yüzden kişisel sınırlar, dengeli rutinler ve psikolojik dayanıklılık bu dönemde her zamankinden daha değerlidir.

Ergenlik dönemi, beynin ve ruhsal yapının yeniden şekillendiği bir geçiş evresidir. Bu dönemde genç, “Ben kimim?”, “Neye...
16/01/2026

Ergenlik dönemi, beynin ve ruhsal yapının yeniden şekillendiği bir geçiş evresidir. Bu dönemde genç, “Ben kimim?”, “Neye inanıyorum?”, “Beni ben yapan şeyler neler?” sorularıyla içsel bir arayışa girer.
Kimlik arayışı yalnızca bireysel bir süreç değildir; aile ilişkisiyle sürekli etkileşim hâlindedir.

Bu dönemde gençler:
• Özgürleşmek ve bağımsız olmak ister,
• Aileden duygusal olarak uzaklaşıp akranlarına yakınlaşır,
• Kendi fikirlerini savunmak ister,
• Sınırları test eder,
• Kararsızlık, öfke, içe çekilme gibi dalgalanmalar yaşayabilir.

Bu davranışlar ebeveyn tarafından çoğu zaman “saygısızlık”, “inat”, “kopuş” gibi algılanabilir; oysa bu dönem, ergen beyninin kimliği inşa ederken eski kalıpları sorgulama sürecidir.

Aile ilişkisi bu noktada kritik rol oynar:

• Genç duyulduğunu hissettikçe daha az savunmaya geçer.
• Ebeveyn eleştirmek yerine merakla yaklaşabildiğinde iletişim açılır.
• Güvenli sınırlar, ergenin bağımsızlık arayışını destekler.
• Aşırı kısıtlayan tutumlar gizli çatışmayı artırabilir.

Ergenlikte asıl ihtiyaç, ebeveynin tamamen geri çekilmesi değil; yakın ama boğmayan, rehber ama baskılamayan bir ilişki ritmidir.

✔ Ergenlik dönemi kaybolma değil; kimliğin yeniden inşa edildiği güçlü bir dönüştürme sürecidir.

İnsanın kendisiyle nasıl konuştuğu, dışarıdan aldığı eleştirilerden çok daha kalıcı etkiler bırakır. İç ses, çoğu zaman ...
09/01/2026

İnsanın kendisiyle nasıl konuştuğu, dışarıdan aldığı eleştirilerden çok daha kalıcı etkiler bırakır. İç ses, çoğu zaman çocuklukta duyulan seslerin yetişkinlikteki yankısıdır; bu yüzden birçok insan farkında bile olmadan kendisine sert, acımasız ve kusur odaklı bir dille yaklaşır.

Özşefkat, kendini sürekli yüceltmek ya da her davranışını onaylamak değildir.
Özşefkat; hata yaptığında kendine düşman olmak yerine, insan olmanın kırılganlığına alan açabilmektir.

Özşefkat şu değildir:
• “Her şey yolunda, sorun yok” demek,
• Kendini şımartmak,
• Sorumluluktan kaçmak,
• Eleştiriyi tamamen reddetmek.

Özşefkat şudur:
• Hata yaptığında kendini cezalandırmamak,
• Zorlandığında kendine yaklaşan bir ton kullanmak,
• Duygunu anlamaya izin vermek,
• ‘Benim de insani ihtiyaçlarım var’ diyebilmek,
• Kendini eleştirirken değil, desteklerken büyüdüğünü fark etmek.

Kendine şefkatli bir iç ses geliştirmek, özsaygının ve psikolojik dayanıklılığın en güçlü kaynaklarından biridir.
Çünkü insan başkalarından şefkat beklemeden önce kendi iç dünyasında bir “güvenli alan” kurabildiğinde gerçek iyileşme başlar.

✔ Özşefkat, kusursuz olmayı değil; insan olmayı kabul etmeyi öğretir.

Ergenlik, beynin ödül sistemi, sosyal beyin alanları ve kimlik oluşumunun en duyarlı olduğu dönemdir.Bu nedenle ergenler...
05/01/2026

Ergenlik, beynin ödül sistemi, sosyal beyin alanları ve kimlik oluşumunun en duyarlı olduğu dönemdir.
Bu nedenle ergenler, dijital dünyanın sunduğu hızlı ödül, derhal geri bildirim, sosyal onay ve kaçış alanlarına karşı yetişkinlere göre çok daha hassastır.

İnternet bağımlılığının ergen üzerindeki etkileri şu şekilde görülebilir:

• Duygu düzenleme güçlüğü
Ergen, zor duygulardan kaçmak için dijital dünyayı bir “sığınak” olarak kullanabilir.

• Dikkat ve odaklanma sorunları
Yüksek uyarıcı içerikler, beyni hızlı tüketime alıştırır ve uzun süreli odağı zorlaştırabilir.

• Uyku ritminin bozulması
Mavi ışık + gece kullanımının birleşimi uyku hormonlarını baskılar.

• Aşırı sosyal karşılaştırma
Ergen kendini sürekli “daha başarılı, daha mutlu, daha güzel görünen” akranlarla kıyaslayabilir.

• Gerçek dünyadan çekilme
Yüz yüze iletişim yerine dijital etkileşim tercih edilebilir.

Bu süreç aile ilişkilerini de etkiler:

• Sürekli çatışmalar
Ekran süresi üzerinden yaşanan tartışmalar ilişkiyi yıpratır.

• Güven ve iletişimde kopukluk
Ebeveynin sınır koyma çabası ergen tarafından “kısıtlama” olarak algılanabilir.

• İlişkinin sadece kurallara sıkışması
Dijital konular merkeze alınır, duygusal temas azalır.

Çözüm yasaklama değildir; ergenin dijital dünyayla ilişkisini anlamak, neden bu alana yöneldiğini görmek ve aile içinde daha güçlü bağlar kurmaktır.

✔ İnternet bağımlılığı, ergenin dijital dünyayı nasıl kullandığından çok, gerçekte hangi duygusal ihtiyacı karşılamaya çalıştığıyla ilgilidir.

Address

İhsaniye Mahallesi Çilek Sok. Eser İş Merkezi
Bursa

Opening Hours

Monday 10:00 - 20:00
Tuesday 10:00 - 20:00
Wednesday 10:00 - 20:00
Thursday 10:00 - 20:00
Friday 10:00 - 20:00

Telephone

+905397838471

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Klinik Psikolog ECEM AKGÜL posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Klinik Psikolog ECEM AKGÜL:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category