klinikpsikologdilara

klinikpsikologdilara Psikolog

Duygusal yeme, kişinin fiziksel açlıktan değil; stres, yalnızlık, sıkıntı, öfke veya kaygı gibi duyguları bastırmak için...
16/02/2026

Duygusal yeme, kişinin fiziksel açlıktan değil; stres, yalnızlık, sıkıntı, öfke veya kaygı gibi duyguları bastırmak için yemeğe yönelmesidir.
Bu davranış irade eksikliği değildir; sinir sisteminin kendini yatıştırma girişimidir.
Beyin için yemek “hızlı rahatlama” sinyali verir, bu nedenle kişi zorlandığında otomatik olarak yiyeceğe yönelir.

📌 Duygusal yemenin kökenleri neler olabilir?
• Çocuklukta duygu yerine yemekle sakinleştirilmek
• Aile içinde duyguların yok sayılması
• Yemeğin ödül veya teselli aracı olması
• Stres altında sinir sisteminin aşırı aktif hale gelmesi
• Uykusuzluk ve düzensiz kan şekeri
• Mükemmeliyetçilik, duyguları bastırma eğilimi
• Yalnızlık, değersizlik hissi

📌 Duygusal yeme nasıl anlaşılır?
• Yemek “anlık iyi hissettirme” sağlar ama sonrasında suçluluk gelir
• Tokken bile bir şeyler yeme isteği
• Özellikle akşam saatlerinde artan yeme dürtüsü
• Duygu değiştikçe yeme davranışının değişmesi
• Yalnız kalınca daha fazla yemek yeme
• Belirli gıdalara (tatlı, karbonhidrat) aşırı yönelme

📌 Nasıl dönüştürülür?
• Duyguyu tanımak ve beden sinyallerini ayırt etmek
• “Hangi duygudan kaçıyorum?” sorusunu sormak
• Stres yönetimi ve vagus aktivasyonu
• Yavaş yeme, nefes çalışmaları
• Kan şekeri dengesini korumak
• Duygusal yüklerle psikoterapi desteğiyle çalışmak

→ Duygusal yeme bir irade savaşı değildir; duygularını tanımak ve güvenli bir sinir sistemi oluşturmakla çözülen bir döngüdür. Duygu anlaşıldığında yemek artık bir kaçış aracı olmaktan çıkar.

Bir kişinin yemekle olan ilişkisi sadece açlık–tokluk sinyallerinden oluşmaz; ailedeki yemek kültürü, sofradaki duygusal...
09/02/2026

Bir kişinin yemekle olan ilişkisi sadece açlık–tokluk sinyallerinden oluşmaz; ailedeki yemek kültürü, sofradaki duygusal atmosfer ve çocuklukta öğrenilen yemek davranışları, yetişkinlikteki beslenme alışkanlıklarını derinden etkiler.
Aile, gıdayla kurulan ilişkinin ilk öğretmenidir.
Eğer yemek baskı, ödül, ceza veya stresle bağdaştıysa kişi yetişkin olduğunda açlıkla duyguları ayırt etmekte zorlanabilir.

📌 Yemek ilişkisini şekillendiren aile dinamikleri
• Yemek sırasında gergin atmosfer, eleştiri, çatışma
• “Tabaktaki her şey bitecek!” baskısı
• İştaha karşı duyarsızlaşma (zorla yedirme)
• Yemeği ödül veya ceza olarak kullanmak
• Ailede diyet, kilo konuşmalarının yoğun olması
• Çocuğun duygusuna değil, tabağına odaklanılması
• Sofranın hızlı, gergin veya düzensiz olması

📌 Bu dinamikler yetişkinlikte nasıl yansır?
• Aç değilken yeme isteği
• Duygu değişiminde yemek arama
• Suçluluk–kontrol döngüsü
• Yemek sırasında aşırı hız veya tıkanırcasına yeme
• “Duygumu değil midemi doldurmalıyım” inancı
• Kilo verme–geri alma döngüsü

📌 Sağlıklı yemek ilişkisi nasıl kurulur?
• Sofrada güvenli ve sakin bir atmosfer oluşturmak
• Bedensel açlık–tokluk sinyallerine saygı duymak
• Yemeği ödül/ceza olmaktan çıkarmak
• Ailece düzenli öğün pratiği
• Çocuğun yeme davranışını değil, duygusunu anlamaya çalışmak

→ Yemek ilişkimiz sadece midemizi değil; çocuklukta öğrendiğimiz duygusal kalıpları da taşır. Aile sofrası ne kadar düzenli ve güvenli olursa, yetişkinlikte beslenme ilişkisi o kadar dengeli olur.

Vagus siniri, bedenin stres tepkisini yatıştıran ve “güvende hissediyorum” sinyalini veren en önemli yapıdır. Sinir sist...
06/02/2026

Vagus siniri, bedenin stres tepkisini yatıştıran ve “güvende hissediyorum” sinyalini veren en önemli yapıdır. Sinir sisteminin parasempatik bölümünü yönetir; yani kalbi yavaşlatır, nefesi düzenler, sindirimi iyileştirir ve duygusal sakinlik sağlar.
Vagus yeterince aktif değilse kişi sürekli tetikte, hızlı nefes alan, kaygılı, çarpıntıya eğilimli ve kolay yorulan bir yapıya bürünebilir.
Sinir sistemi güvenlik moduna geçtiğinde ise beden ve zihin birlikte rahatlar.

📌 Vagus siniri zayıf çalıştığında neler görülür?
• Sürekli stres hâli ve gerginlik
• Uykuda sık bölünme
• Çarpıntı, nefes darlığı hissi
• Bağırsak düzensizlikleri (IBS, şişkinlik, gaz)
• Boyun-omuz kaslarında kronik gerginlik
• Kolay öfkelenme, sabırsızlık
• Huzursuzluk ve odaklanma güçlüğü

📌 Vagus siniri nasıl güçlendirilir?
• Diyafram nefesi (en bilimsel yöntem)
• Soğuk suyla yüzü yıkamak
• Mırıldanmak, şarkı söylemek
• Düzenli yürüyüş, yoga ve hafif esneme
• Mindfulness ve yavaşlama egzersizleri
• Düzenli uyku ve sabit ritim
• Bağırsak florasını güçlendirmek (mikrobiyota–vagus bağlantısı güçlüdür)
• Güvende hissettiren sosyal bağlar

→ Sinir sisteminin düzenlenmesi, kaygı yönetimi kadar sindirim, uyku, duygu durumu ve enerji üzerinde de köklü iyileşme sağlar.

Vagus siniri, bedenin “rahatla ve iyileş” modu olan parasempatik sistemi yönetir. Yani stresin panzehiridir. Kalp ritmin...
02/02/2026

Vagus siniri, bedenin “rahatla ve iyileş” modu olan parasempatik sistemi yönetir. Yani stresin panzehiridir. Kalp ritminden sindirime, inflamasyondan duygusal dengeye kadar birçok süreç vagus siniriyle bağlantılıdır. Bu sinir yeterince aktif çalıştığında kişi daha sakin, dengeli ve odaklanmış hisseder. Etkinliği azaldığında ise kaygı, panik, hazımsızlık, çarpıntı gibi belirtiler artabilir.

📌 Vagus siniri zayıf çalıştığında neler yaşanır?
• Sürekli stres hâli
• Bağırsak sorunları (şişkinlik, gaz, IBS)
• Uykusuzluk
• Kalp çarpıntısı
• Kaygı ve huzursuzluk
• Tükenmişlik hissi
• Soğuk eller–ayaklar

📌 Vagus siniri nasıl güçlendirilir?
• Diyafram nefesi (bilimsel olarak en etkili yöntem)
• Soğuk suyla yüz yıkama veya kısa soğuk duş
• Şarkı söylemek, mırıldanmak, nefesli çalgılar
• Meditasyon, mindfulness, yavaşlama
• Düzenli yürüyüş
• Bağırsak sağlığının iyileştirilmesi (mikrobiyota vagusu doğrudan etkiler)
• Hafif germe ve yoga hareketleri
• Güvenli ilişkiler ve sosyal bağlar (vagus sosyal sinirdir)

📌 Neden bu kadar önemlidir?
• Stres hormonlarını düşürür
• Kalp ritmini dengeler
• Sindirimi iyileştirir
• Uykuya geçişi kolaylaştırır
• Duygusal dengeyi artırır
• Panik ve kaygı döngüsünü kırar

→ Vagus siniri, bedenin “frene basan” mekanizmasıdır. Güçlendirildiğinde stres tepkileri yumuşar, sinir sistemi daha hızlı sakinleşir ve kişi kendini daha dayanıklı hisseder.

30/01/2026

Panik atak, çoğu kişinin düşündüğü gibi “ani ortaya çıkan bir kriz” değildir. Temeli çok daha derindir: sinir sisteminin uzun süre yüksek stres altında kalması, bastırılan duygular, kaygı birikimi ve geçmiş deneyimlerin bedende bıraktığı izler panik atak için zemin hazırlar. Panik anında beden tehlike varmış gibi davranır; oysa ortada gerçek bir tehdit yoktur. Bu durum kişinin kontrolü kaybettiğini hissetmesine yol açar.

📌 Panik atağın kökeninde neler vardır?
• Uzun süreli stres, tükenmişlik
• Bastırılmış duygular (öfke, üzüntü, korku)
• Travmatik anıların işlenmemiş olması
• Aşırı sorumluluk, mükemmeliyetçilik
• Kaygıya yatkın kişilik yapısı
• Uykusuzluk, kan şekeri düzensizliği, hızlı nefes alma alışkanlığı
• Sinir sisteminin savaş-kaç tepkisinin “takılı kalması”

📌 Panik anında vücutta neler olur?
• Kalp atışı hızlanır
• Göğüs sıkışması
• Nefes alamama hissi
• Eller-ayaklarda uyuşma
• “Bayılacağım veya öleceğim” düşüncesi
• Kontrol kaybı duygusu

📌 İyileşme nasıl başlar?
• Panik atağın “tehlike değil, yanlış alarm” olduğunu anlamak
• Nefes düzenleme teknikleri
• Beden odaklı farkındalık
• Travma ve temel kaygının işlenmesi
• Sinir sistemini güvenli moda geçiren günlük rutinler
• Bilişsel çarpıtmaların fark edilmesi

→ Panik atak kader değildir. Kökeni anlaşıldığında ve sinir sistemi yeniden düzenlendiğinde, panik atakların sıklığı ve şiddeti belirgin şekilde azalır.

Sizin takılı kaldığınız durumlar oluyor mu?Daha önce terapi sürecinde değerlendirebildiniz mi?
28/01/2026

Sizin takılı kaldığınız durumlar oluyor mu?
Daha önce terapi sürecinde değerlendirebildiniz mi?




Psikolojik güvenlik yalnızca bilişsel bir kavram değildir;sinir sistemi düzeyinde yaşanan bir deneyimdir.Bir kişi kendin...
27/01/2026

Psikolojik güvenlik yalnızca bilişsel bir kavram değildir;
sinir sistemi düzeyinde yaşanan bir deneyimdir.
Bir kişi kendine “Güvendeyim” dediğinde, beden buna otomatik olarak inanmaz.
Çünkü güvenlik, mantıkla değil fizyolojiyle algılanır.
Travma, kronik stres ve kaygı durumlarında;
zihin sakinleşse bile beden tetikte kalabilir.
Sinir sistemi için güvenlik; yavaşlayan nefes, gevşeyen kaslar, yumuşayan ses tonu ve ilişkisel temasla oluşur.

Peki bunu nasıl deneyimleriz?
Klinik olarak güvenlik, bedene şu sinyaller verildiğinde oluşur:
Nefesi yavaşlatmak: Uzun ve kontrollü nefesler vagus sinirine “tehlike yok” mesajı verir.
Bedensel temas: Elleri göğse koymak, yere basmak, sıcak bir temas bedenle bağ kurar.
Ritim ve tekrar: Yürüyüş, sallanma, hafif esneme sinir sistemini organize eder.
Ses ve ilişki: Yumuşak bir ses tonu, güvenli bir ilişki, göz teması regülasyon sağlar.
Şu ana yönelmek: Bedende olanı fark etmek, düşünceden deneyime geçmeyi sağlar.

Bu yüzden iyileşme:
Anlayarak değil
Deneyimleyerek başlar.
Güvenlik öğretilemez, hissedilir.
Ve beden bunu hissetmeden zihin sakinleşmez.





Psikolojik olarak kendini sevememek her zaman bir patoloji değildir.Bazen bu, duygusal yorgunluğun, hayal kırıklığının y...
27/01/2026

Psikolojik olarak kendini sevememek her zaman bir patoloji değildir.
Bazen bu, duygusal yorgunluğun, hayal kırıklığının ya da yüksek beklentilerle yaşamanın doğal bir sonucudur.
Klinik açıdan baktığımızda:
Kendini sevemediğin anlar genellikle duygusal regülasyonun düştüğü anlardır.
Bu anlarda kişi “ben”i değil, yetersizlik hissini deneyimler.
Öz-şefkat, sürekli kendini iyi hissetmek değil; iyi hissetmediğin hâlinle de kalabilmektir.
İnsan olmak:
Her zaman güçlü hissetmemeyi
Kendinle bağının zaman zaman kopmasını
Sevginin bile dalgalanmasını içerir
Psikolojik sağlamlık, kendini her an sevmek değil;
kendini sevemediğin anlarda da kendini terk etmemektir.




26/01/2026

Otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminin “kendi dokularını” tehdit olarak algılamasıyla ortaya çıkar. Bu durum yalnızca fiziksel bir süreç değildir; sinir sistemi, stres yanıtı, duygusal yük ve travma geçmişi bağışıklığın çalışma şeklini doğrudan etkiler.
Beden sürekli yüksek alarm hâlindeyse, bağışıklık sistemi de bu alarma göre davranabilir. Bu nedenle psikoterapi, otoimmün hastalıklarda yalnızca ruhsal değil biyolojik bir iyileşme alanıdır.

📌 Psikoterapi neden otoimmün hastalıklarda önemlidir?
• Kronik stres bağışıklık sistemini aşırı uyarır
• Travma sonrası bedenin “savaş-kaç” tepkisi uzun süre açık kalır
• Duygusal yükler vücutta inflamasyonu artırabilir
• Kişi hastalığıyla başa çıkmakta zorlanabilir
• Uzun süreli hastalıklar depresyon ve kaygıyı tetikleyebilir

📌 Psikoterapinin katkıları
• Sinir sisteminin regülasyonu → Vagus aktivitesinin arttırılması
• Stres yanıtının azaltılması
• İnflamasyon seviyelerinin dolaylı olarak düşürülmesi
• Bedensel duyarlılık ve ağrı yönetiminin güçlenmesi
• “Neden benim başıma geldi?” döngüsünün çözülmesi
• Yaşam kalitesinin belirgin şekilde artması

📌 Hangi terapi yöntemleri yardımcı olabilir?
• Somatik (beden odaklı) terapi
• Mindfulness ve sinir sistemi düzenleme teknikleri
• EMDR (travma yükünü azaltmak için)
• Duygusal farkındalık çalışmaları
• Bilişsel-davranışçı terapi

→ Otoimmün hastalıklarda psikoterapi bir “ek seçenek” değil; bağışıklığın daha dengeli çalışmasını destekleyen tamamlayıcı ve bilimsel bir yaklaşımdır.

17/01/2026

Duyguların sağlıklı şekilde ifade edilmesi, yalnızca iletişim becerilerinin değil, psikolojik sağlığın da temel taşlarından biridir. Duygular bastırıldığında zihinde yer açmaz; aksine düşüncelere, davranışlara ve bedensel belirtilere daha yoğun bir biçimde sızar. Bu durum zamanla içsel gerginliği artırabilir ve kişinin kendini ifade etme kapasitesini zayıflatabilir.

⭐Sağlıklı duygusal ifade, bir duygunun tanınmasıyla başlar. “Ne hissediyorum?”, “Bu his nereden geliyor?”, “Bana ne anlatıyor?” gibi sorular, duygu farkındalığının gelişmesini sağlar. Duygu farkındalığı geliştiğinde, kişi artık tepkisini kontrol etmek için uğraşmak yerine; duygunun işaret ettiği ihtiyacı anlamaya ve karşılamaya yönelir.

⭐Duyguları yaşamak, onları büyütmek anlamına gelmez. Aksine duygu tanındığında; yoğunluğu azalır, düzenlenmesi kolaylaşır ve ilişkilerde daha net bir iletişim alanı yaratır. Bu süreç aynı zamanda kişinin kendi iç sesiyle daha uyumlu bir bağ kurmasına yardımcı olur.

⭐Sağlıklı duygusal ifade, bireyin hem kendisiyle hem de çevresiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürebilen güçlü bir araçtır. Çünkü duygu tanındığında, duyguya eşlik eden davranış da daha bilinçli bir şekilde ortaya çıkar.

16/01/2026

Duygularımız çoğu zaman sandığımızdan daha mantıklıdır.
Üzüntü, öfke, kaygı ya da hayal kırıklığı “bozuk” hisler değildir; genellikle bir beklentinin karşılanmamasına verilen insani tepkilerdir.
Sorun çoğu zaman hissettiğimiz duygular değil, o duyguların altında yatan gerçekçi olmayan beklentilerdir.
“Beni mutlaka anlamalıydı.”
“Her şey istediğim gibi gitmeliydi.”
“Bu durumu kontrol edebilmeliyim.”
Hayat ise bu kadar söz dinlemez.
Görülmeyi bekleyip görülmediğimizde üzülürüz.
Değişmeyecek olanı değiştirmeye çalıştıkça öfkeleniriz.
Kontrol edemeyeceğimiz şeyleri kontrol etmeye uğraştıkça kaygılanırız.
Psikolojik sağlamlık tam da burada başlar:
Gerçekliği inkâr etmekte değil, kabul etmekte.
Kabul etmek teslim olmak demek değildir.
“Bu böyle ve ben bununla ne yapabilirim?” diyebilme becerisidir.
Duygularını susturmak değil;
onların sana ne anlatmaya çalıştığını anlayabilmektir.
Çünkü iyileşme, hayatın istediğimiz gibi olmasını beklemekten vazgeçip,
olanla baş edebilme kapasitemizi büyütmekle mümkün olur. 🌱





Address

1. Murat Caddesi No 1
Bursa

Opening Hours

Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00
Sunday 09:00 - 17:00

Telephone

+905330844950

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when klinikpsikologdilara posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to klinikpsikologdilara:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram