klinikpsikologdilara

klinikpsikologdilara Psikolog

31/03/2026

Telefonu kapattığında neden daha iyi değil de daha yorgun, daha boş, hatta daha bitkin hissediyorsun?

Çünkü scroll döngüsü, beyinde doğal olmayan bir dopamin akışı yaratıyor.
Her yeni videoda: “Bir sonraki daha ilginç olabilir!” beklentisi oluşuyor → Buna dopamin arayışı döngüsü deniyor.

Sonuç olarak:
• Zihnin sürekli uyarılıyor,
• Dikkat süresi kısalıyor,
• Odaklanma bozuluyor,
• Beyin gerçek hayatta aynı zevki bulamadığı için mutsuzlaşıyor.

Reels ve kısa video içerikleri, beynin “çabuk ödül” ihtiyacını artırıyor.
Bu durum zamanla:
• mental yorgunluk,
• duygu uyuşması,
• keyif alamama,
• motivasyon düşüşü
gibi belirtilere yol açıyor.

Yani sorun sende değil.
Beynin sürekli tüketmeye göre tasarlanmadı.

Daha fazla içerik → daha fazla haz değil.
Çoğu zaman: daha fazla tükenmişlik.

Sınır koymak çoğu kişi için basit bir davranış değildir. Çünkü sınır koyunca hissedilen suçluluk anlık bir his değil, yı...
16/03/2026

Sınır koymak çoğu kişi için basit bir davranış değildir. Çünkü sınır koyunca hissedilen suçluluk anlık bir his değil, yıllarca öğrenilmiş bir şemadır. Bu şema genellikle çocuklukta oluşur:
“İyi çocuk”, “fedakâr evlat”, “kimseyi üzmeyen kişi” olma rolleri yetişkinlikte sınır koymayı zorlaştırır.

• Suçluluk, içselleştirilmiş onay ihtiyacından doğar.
“Ya beni yanlış anlarsa?”, “Kırılır mı?”, “Sevilir miyim?” düşünceleri sınır koymayı tehdit gibi hissettirir.

• Geçmişte sınır koymanın cezası varsa, yetişkinlikte bile zor gelir.
Küçükken “şımardın”, “bencil olma”, “sen sus” diyerek susturulan çocuk, büyüdüğünde hayır demeyi tehlike ile eşleştirir.

• Sınır koymak = kaybetmek hissi oluşturabilir.
Bazı kişiler, sınır koyunca ilişkilerinin bozulacağını düşünür. Oysa sağlıklı ilişkide sınırlar bağı güçlendirir.

• Suçluluk duygusu sahte bir alarmdır.
Zihnin “alışık olmadığı” davranışa verdiği tepkidir; gerçek bir yanlışın göstergesi değildir.

Sınır koymak kötülük değil;
kendini koruma, saygı ve duygusal olgunluk göstergesidir.

Terapi, sadece konuşmak değildir. Terapi; beynin, duyguların ve sinir sisteminin yeni bir çalışma biçimi öğrenme sürecid...
09/03/2026

Terapi, sadece konuşmak değildir. Terapi; beynin, duyguların ve sinir sisteminin yeni bir çalışma biçimi öğrenme sürecidir. Çünkü insan, tehdit yaşadığı dönemlerde geliştirdiği savunmaları yıllarca otomatik olarak sürdürür. Terapi bu otomatikliği fark ettirir, alternatif yol sunar ve sinir sistemine “yeni bir güven deneyimi” öğretir.

• Sinir sistemi ‘güvende olma’ hissini terapi ilişkisi içinde yeniden öğrenir.
Güvenli ve yargılamayan bir ortam, bedenin alarm hâlini azaltır. Bu sayede kişi tehdit algısını, tepkilerini ve duygusal yoğunluğunu yeniden düzenleyebilir.

• Terapi, otomatik tepkileri fark ettirir.
“Kaçıyorum ama neden?”,
“Bu beni neden bu kadar tetikliyor?”,
"Bu duygu nereden geliyor?"
Sorularının yanıtı bulunduğunda kişi davranışlarını bilinçli şekilde değiştirebilir.

• Yeni sinirsel yollar oluşturur.
Terapide düzenli tekrar, beyne yeni bağlantılar oluşturmasını öğretir. Eski kalıplar zayıflarken yeni, daha işlevsel kalıplar güçlenir.

• Duygu düzenleme kapasitesi artar.
Kişi artık duygularını bastırmak yerine düzenlemeyi ve ifade etmeyi öğrenir.

Terapi insanı “başka biri” yapmaz;
zaten olan, ama korkudan gizlenen güçlü yanları görünür hâle getirir.

Kaygı sadece “zihinde” yaşanan bir şey değildir;sinir sistemi üzerinden bedenin her noktasına yansıyan fizyolojik bir te...
06/03/2026

Kaygı sadece “zihinde” yaşanan bir şey değildir;
sinir sistemi üzerinden bedenin her noktasına yansıyan fizyolojik bir tepkidir.

Neden midede hissederiz?
• Sindirim sistemi beyinle direkt bağlıdır (Vagus siniri).
• Kaygı artınca beyin “tehlike” moduna geçer → mide hareketleri yavaşlar.
Sonuç:
Mide yanması, bulantı, iştahsızlık, kramp.

Neden göğüste hissederiz?
• Kaygı, göğüs kaslarını ve nefes ritmini etkiler.
• Kalp atışı hızlanır, nefes daralabilir.
Bu durum tehlikeli değildir ama rahatsız eder.

Neden boğazda düğüm olur?
• Stres anında kaslar kasılır, yutma refleksi değişir.
• Boğazda “yumru hissi” (globus) tamamen kaygıyla ilişkilidir.

Beden neden böyle tepki verir?
Çünkü beyin stres anında:
“Düşünme değil, hayatta kal!” moduna geçer.
Kan akımı mideye değil kaslara yönelir.
Bu yüzden kaygı duygusu fiziksel belirtilerle hissedilir.

Neler yapılabilir?

• Nefes teknikleri (özellikle 4-6 nefesi)
• Beden farkındalığı
• Topraklama egzersizleri
• Kas gevşetme
• Tetikleyicileri fark etmek
• Duygu düzenleme çalışmaları
• Gerekiyorsa psikoterapi

Kaygı bedenle konuşur.
Onu anlamak, yönetmenin ilk adımıdır.

Bazen hiçbir şey yokken bir anda dolup taşmak…Sonra aniden içine kapanmak, konuşamamak, kaçmak istemek…Bu durum “abartı”...
03/03/2026

Bazen hiçbir şey yokken bir anda dolup taşmak…
Sonra aniden içine kapanmak, konuşamamak, kaçmak istemek…
Bu durum “abartı” değil;
duygusal yükün beden tarafından taşınamaması ile ilgilidir.

Neden böyle olur?

• Duygular uzun süre bastırıldığında enerji birikir
Bir noktada beden taşıyamaz ve dışarı taşar.
Sonra savunma olarak kapanma devreye girer.

• Kontrol etmeye çalıştığın duygular büyür
Sürekli güçlü görünmeye çalışmak duygusal toleransı azaltır.

• Bağıran duygu, bastırılmış duygudur
Taşma anı aslında uzun süredir görülmeyen bir iç ihtiyacın sesidir.

• Sinir sistemi aşırı uyarıldığında iki uç arasında geçiş olur
Taşma = aşırı aktivasyon
Kapanma = donma / kapanma tepkisi
(Bu tamamen nörobiyolojik bir süreçtir.)

Peki çözüm?

• Duyguyu ertelemeden, küçük dozlarda ifade edebilmek
• Beden sinyallerini tanımayı öğrenmek
• Tetikleyicileri fark etmek
• Sağlıklı sınırlar koymak
• İçsel yükü paylaşmak
• Duygu düzenleme becerileriyle sinir sistemini dengelemek

Evet, bir anda taşmak ve kapanmak normaldir—
ama sürdürülebilir değildir.
Doğru destekle, duygu dalgaları daha sakin ve yönetilebilir hâle gelir.

27/02/2026

Aynı tip insanları mı hayatına çekiyorsun?
Hep aynı çatışmaları mı yaşıyorsun?
İlişkilerin başlangıcı farklı ama sonu hep aynı mı?

Bu tekrarlar tesadüf değil;
çocukluk döneminde oluşan ilişkisel şemaların yetişkinlikte yeniden sahnelenmesidir.

Şema Terapisi’nde bu döngü şöyle açıklanır:

• Öğrendiğimiz sevgiyi tekrarlarız
Çocukken sevgi, ilgi veya güven koşullu geldiyse…
Yetişkinlikte de benzer ilişkilere çekiliriz.

• Tanıdık olana yöneliriz
Bilinçdışı “acıyı değil, tanıdık olanı” seçer.
Yaralayıcı bile olsa.

• Eski yarayı iyileştirmeye çalışırız
Benzer kişileri seçerek aslında o eski hikâyeyi “bu defa farklı bitecek” diye düzeltmeye çalışırız.

• Özdeğer ve sınır şemaları ilişki seçimlerini belirler
“Değersizim”, “terk edilirim”, “beni kimse anlamaz” inançları
ilişki dinamiklerine sessizce yön verir.

Döngü neden kırılmaz?
Çünkü şemalar tanıdık hissettirir.
Ama tanıdık olan her zaman sağlıklı değildir.

İyileşme ne zaman başlar?
Şemaları fark ettiğinde…
Duygularını adlandırdığında…
Sınır koymayı öğrendiğinde…
Ve en önemlisi: kendinle bağ kurduğunda.

İlişki döngüleri kader değildir;
farkındalık ve doğru terapiyle değişebilir.

24/02/2026

Yakınlık isteyip aynı anda uzaklaşmak; hem bağlanmayı hem de tehdit algısını aynı anda tetikleyen bir içsel çelişkidir. Bu durum, çoğu kişide “beni ne oluyor?” duygusu yaratır ama aslında oldukça anlaşılır bir psikolojik mekanizmadır.

• Yakınlık, geçmiş yaraları tetikleyebilir.
Daha önce incinmiş, terk edilmiş, eleştirilmiş veya duygusal olarak yalnız bırakılmış biri için yakınlık bir yandan arzu edilirken bir yandan risk gibi hissedilir.

• Tehdit sistemi devreye girer.
Bağlanma ihtiyacı yaklaşırken zihin şu soruyu fısıldar:
“Ya yine aynı şey olursa?”

• Yakınlık = güven veya tehlike kodu kişiden kişiye değişir.
Kaçıngan bağlanan biri yakınlığı tehdit olarak algılarken, kaygılı bağlanan biri yakınlık olmadan güvende hissedemez.

• Kaçma davranışı kişinin partnerine değil, kendi geçmişine tepkisidir.
Kişi “o kişiden” değil, “o hissin hatırlattığı acıdan” kaçar.

• Bu durum bir bozukluk değil, öğrenilmiş bir savunma biçimidir.
Terapiyle, güvenli bağ ve duygusal regülasyon becerileri güçlendikçe hem yakınlık hem güven birlikte var olabilir.

Yakınlık isteyip kaçmak çelişki değil; iyileşmemiş bağlanma yaralarının görünür hâlidir.

Travma perspektifinden baktığımızda bu şaşırtıcı değildir.Uzun süre görülmeyen, duyulmayan ya da duyguları geçersizleşti...
19/02/2026

Travma perspektifinden baktığımızda bu şaşırtıcı değildir.
Uzun süre görülmeyen, duyulmayan ya da duyguları geçersizleştirilen zihin, içeriği içeride tutarak hayatta kalmayı öğrenir. Söylenemeyen sözler, ifade edilemeyen duygular, zamanla zihnin içinde dönüp duran bir döngüye dönüşür: ruminasyon.
Ruminasyon, sadece “çok düşünmek” değildir.
Bu, sinir sisteminin yarım kalmış bir şeyi tamamlama çabasıdır.
Beyin, geçmişte duyulmamış olanı tekrar tekrar sahneye koyar çünkü hâlâ bir çözüm, bir anlaşılma, bir güvenlik arıyordur.
Travma yaşayan birçok kişide şunu görürüz:
Dışarıda suskunluk, içeride bitmeyen diyaloglar.
“Keşke şunu deseydim”larla dolu zihinsel tekrarlar.
Dinlenmemiş bir hikâyenin, durmadan kendini hatırlatması.
Aslında ruminasyonun dili şunu söyler:
“Bu yaşadıklarım hâlâ benimle. Ve hâlâ bir tanığa ihtiyacım var.”
İyileşme, zihni susturmakla değil;
o hikâyeye ilk kez gerçekten alan açmakla başlar.
Çünkü insan en çok, hiç anlatamamış olduğu yerde takılı kalır.

Çünkü zihnimiz, kaygıdayken başarıyı geride bırakır, eksikleri yakına çeker.Çünkü kıyaslama, beynin tehdit sistemini çal...
18/02/2026

Çünkü zihnimiz, kaygıdayken başarıyı geride bırakır, eksikleri yakına çeker.
Çünkü kıyaslama, beynin tehdit sistemini çalıştırır: “Yetmiyorsun. Geç kaldın. Daha fazlası olmalı.”
Çünkü içimizdeki eleştirel ses, ilerlemeyi değil mesafeyi saymayı öğrenmiştir.
Ama klinik olarak bildiğimiz bir şey var:
Kaygı, bizi motive etmekten çok değersizleştirme ile hareket ettirir.
Kıyaslama, gerçek ilerlemeyi görmezden gelmeye zorlar.
“Geç kaldım” hissi ise çoğu zaman şimdiki benliğini, dünkü senle bile karşılaştırmayan bir zihin yanılgısıdır.
Şunu fark etmek regülasyonun ilk adımıdır:
Bugün burada olmanı sağlayan bir sürü eşik zaten aşılmıştır.
Zihin “daha yol var” derken, sinir sistemi “tehlikedeyiz” modunda konuşuyor olabilir.
İlerleme, sadece hedefe olan mesafe değil; taşıyabildiğin yükün değişmesidir.
Belki de soru şu:
“Ne kadar yolum kaldı?” değil,
“Ne kadar yolu kendime rağmen geldim?”
Ve belki de şefkat, tam burada başlar. 🌱

Duygusal yeme, kişinin fiziksel açlıktan değil; stres, yalnızlık, sıkıntı, öfke veya kaygı gibi duyguları bastırmak için...
16/02/2026

Duygusal yeme, kişinin fiziksel açlıktan değil; stres, yalnızlık, sıkıntı, öfke veya kaygı gibi duyguları bastırmak için yemeğe yönelmesidir.
Bu davranış irade eksikliği değildir; sinir sisteminin kendini yatıştırma girişimidir.
Beyin için yemek “hızlı rahatlama” sinyali verir, bu nedenle kişi zorlandığında otomatik olarak yiyeceğe yönelir.

📌 Duygusal yemenin kökenleri neler olabilir?
• Çocuklukta duygu yerine yemekle sakinleştirilmek
• Aile içinde duyguların yok sayılması
• Yemeğin ödül veya teselli aracı olması
• Stres altında sinir sisteminin aşırı aktif hale gelmesi
• Uykusuzluk ve düzensiz kan şekeri
• Mükemmeliyetçilik, duyguları bastırma eğilimi
• Yalnızlık, değersizlik hissi

📌 Duygusal yeme nasıl anlaşılır?
• Yemek “anlık iyi hissettirme” sağlar ama sonrasında suçluluk gelir
• Tokken bile bir şeyler yeme isteği
• Özellikle akşam saatlerinde artan yeme dürtüsü
• Duygu değiştikçe yeme davranışının değişmesi
• Yalnız kalınca daha fazla yemek yeme
• Belirli gıdalara (tatlı, karbonhidrat) aşırı yönelme

📌 Nasıl dönüştürülür?
• Duyguyu tanımak ve beden sinyallerini ayırt etmek
• “Hangi duygudan kaçıyorum?” sorusunu sormak
• Stres yönetimi ve vagus aktivasyonu
• Yavaş yeme, nefes çalışmaları
• Kan şekeri dengesini korumak
• Duygusal yüklerle psikoterapi desteğiyle çalışmak

→ Duygusal yeme bir irade savaşı değildir; duygularını tanımak ve güvenli bir sinir sistemi oluşturmakla çözülen bir döngüdür. Duygu anlaşıldığında yemek artık bir kaçış aracı olmaktan çıkar.

Bir kişinin yemekle olan ilişkisi sadece açlık–tokluk sinyallerinden oluşmaz; ailedeki yemek kültürü, sofradaki duygusal...
09/02/2026

Bir kişinin yemekle olan ilişkisi sadece açlık–tokluk sinyallerinden oluşmaz; ailedeki yemek kültürü, sofradaki duygusal atmosfer ve çocuklukta öğrenilen yemek davranışları, yetişkinlikteki beslenme alışkanlıklarını derinden etkiler.
Aile, gıdayla kurulan ilişkinin ilk öğretmenidir.
Eğer yemek baskı, ödül, ceza veya stresle bağdaştıysa kişi yetişkin olduğunda açlıkla duyguları ayırt etmekte zorlanabilir.

📌 Yemek ilişkisini şekillendiren aile dinamikleri
• Yemek sırasında gergin atmosfer, eleştiri, çatışma
• “Tabaktaki her şey bitecek!” baskısı
• İştaha karşı duyarsızlaşma (zorla yedirme)
• Yemeği ödül veya ceza olarak kullanmak
• Ailede diyet, kilo konuşmalarının yoğun olması
• Çocuğun duygusuna değil, tabağına odaklanılması
• Sofranın hızlı, gergin veya düzensiz olması

📌 Bu dinamikler yetişkinlikte nasıl yansır?
• Aç değilken yeme isteği
• Duygu değişiminde yemek arama
• Suçluluk–kontrol döngüsü
• Yemek sırasında aşırı hız veya tıkanırcasına yeme
• “Duygumu değil midemi doldurmalıyım” inancı
• Kilo verme–geri alma döngüsü

📌 Sağlıklı yemek ilişkisi nasıl kurulur?
• Sofrada güvenli ve sakin bir atmosfer oluşturmak
• Bedensel açlık–tokluk sinyallerine saygı duymak
• Yemeği ödül/ceza olmaktan çıkarmak
• Ailece düzenli öğün pratiği
• Çocuğun yeme davranışını değil, duygusunu anlamaya çalışmak

→ Yemek ilişkimiz sadece midemizi değil; çocuklukta öğrendiğimiz duygusal kalıpları da taşır. Aile sofrası ne kadar düzenli ve güvenli olursa, yetişkinlikte beslenme ilişkisi o kadar dengeli olur.

Vagus siniri, bedenin stres tepkisini yatıştıran ve “güvende hissediyorum” sinyalini veren en önemli yapıdır. Sinir sist...
06/02/2026

Vagus siniri, bedenin stres tepkisini yatıştıran ve “güvende hissediyorum” sinyalini veren en önemli yapıdır. Sinir sisteminin parasempatik bölümünü yönetir; yani kalbi yavaşlatır, nefesi düzenler, sindirimi iyileştirir ve duygusal sakinlik sağlar.
Vagus yeterince aktif değilse kişi sürekli tetikte, hızlı nefes alan, kaygılı, çarpıntıya eğilimli ve kolay yorulan bir yapıya bürünebilir.
Sinir sistemi güvenlik moduna geçtiğinde ise beden ve zihin birlikte rahatlar.

📌 Vagus siniri zayıf çalıştığında neler görülür?
• Sürekli stres hâli ve gerginlik
• Uykuda sık bölünme
• Çarpıntı, nefes darlığı hissi
• Bağırsak düzensizlikleri (IBS, şişkinlik, gaz)
• Boyun-omuz kaslarında kronik gerginlik
• Kolay öfkelenme, sabırsızlık
• Huzursuzluk ve odaklanma güçlüğü

📌 Vagus siniri nasıl güçlendirilir?
• Diyafram nefesi (en bilimsel yöntem)
• Soğuk suyla yüzü yıkamak
• Mırıldanmak, şarkı söylemek
• Düzenli yürüyüş, yoga ve hafif esneme
• Mindfulness ve yavaşlama egzersizleri
• Düzenli uyku ve sabit ritim
• Bağırsak florasını güçlendirmek (mikrobiyota–vagus bağlantısı güçlüdür)
• Güvende hissettiren sosyal bağlar

→ Sinir sisteminin düzenlenmesi, kaygı yönetimi kadar sindirim, uyku, duygu durumu ve enerji üzerinde de köklü iyileşme sağlar.

Address

1. Murat Caddesi No 1
Bursa

Opening Hours

Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00
Sunday 09:00 - 17:00

Telephone

+905330844950

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when klinikpsikologdilara posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to klinikpsikologdilara:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram