Uzman Psikolog Elif Atabay

Uzman Psikolog Elif Atabay Uzman Klinik Psikolog

28/02/2026

Bu söz, gücün tanımını yeniden yapar. Çünkü çoğu insan gücü; ağlamamak, etkilenmemek, hata yapmamak ya da her koşulda dimdik durmak olarak öğrenmiştir. Oysa psikolojik dayanıklılık (resilience) kusursuz olmakla ilgili değildir. Tam tersine, kırılganlığını kabul edebilmekle ilgilidir.

Hayatta düşmek kaçınılmazdır. Hata yaparız, reddediliriz, kaybederiz, hayal kırıklığı yaşarız. Asıl belirleyici olan, düştükten sonra kendimizle nasıl konuştuğumuzdur. İç sesimiz acımasızsa, düşüş bir çöküşe dönüşür. “Yine beceremedin”, “Hep böyle yapıyorsun”, “Senden bir şey olmaz” gibi cümleler, yaraya tuz basmak gibidir. Bu noktada kişi yalnızca yaşadığı olayla değil, kendi zihniyle de mücadele etmeye başlar.

İşte şefkat burada devreye girer. Öz-şefkat; hatayı onaylamak değil, insan olmanın doğasını kabul etmektir. “Şu an zorlanıyorum ve bu çok insani” diyebilmek, iyileşmenin kapısını aralar. Şefkatli bir iç ses, kişiyi pasif yapmaz; tam aksine toparlanma gücünü artırır. Çünkü kişi kendini tehdit altında değil, güvende hisseder. Güven hissi ise değişimin en verimli zeminidir.

Düştüğünde kendine şefkatle yaklaşabilen biri:
• Hatasından ders çıkarır ama kendini değersizleştirmez.
• Duygusunu bastırmaz, onu anlamaya çalışır.
• Kendisini başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi sürecine odaklanır.
• “Bu da geçer” diyebilecek psikolojik esnekliğe sahiptir.

Gerçek güç; kırıldığını inkâr etmek değil, kırık yerlerini sevgiyle onarabilmektir. Çünkü insan en çok kendine yumuşadığında büyür. Sertlik savunmadır, şefkat dönüşümdür.

Bu söz bize şunu hatırlatır: Hayatta düşmemek mümkün değildir ama her düşüş bir son değildir. Eğer içimizde bizi ayağa kaldıracak şefkatli bir ses varsa, her düşüş bir öğrenmeye, her yara bir olgunlaşmaya dönüşebilir.

28/02/2026

Bu söz, gücün tanımını yeniden yapar. Çünkü çoğu insan gücü; ağlamamak, etkilenmemek, hata yapmamak ya da her koşulda dimdik durmak olarak öğrenmiştir. Oysa psikolojik dayanıklılık (resilience) kusursuz olmakla ilgili değildir. Tam tersine, kırılganlığını kabul edebilmekle ilgilidir.

Hayatta düşmek kaçınılmazdır. Hata yaparız, reddediliriz, kaybederiz, hayal kırıklığı yaşarız. Asıl belirleyici olan, düştükten sonra kendimizle nasıl konuştuğumuzdur. İç sesimiz acımasızsa, düşüş bir çöküşe dönüşür. “Yine beceremedin”, “Hep böyle yapıyorsun”, “Senden bir şey olmaz” gibi cümleler, yaraya tuz basmak gibidir. Bu noktada kişi yalnızca yaşadığı olayla değil, kendi zihniyle de mücadele etmeye başlar.

İşte şefkat burada devreye girer. Öz-şefkat; hatayı onaylamak değil, insan olmanın doğasını kabul etmektir. “Şu an zorlanıyorum ve bu çok insani” diyebilmek, iyileşmenin kapısını aralar. Şefkatli bir iç ses, kişiyi pasif yapmaz; tam aksine toparlanma gücünü artırır. Çünkü kişi kendini tehdit altında değil, güvende hisseder. Güven hissi ise değişimin en verimli zeminidir.

Düştüğünde kendine şefkatle yaklaşabilen biri:
• Hatasından ders çıkarır ama kendini değersizleştirmez.
• Duygusunu bastırmaz, onu anlamaya çalışır.
• Kendisini başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi sürecine odaklanır.
• “Bu da geçer” diyebilecek psikolojik esnekliğe sahiptir.

Gerçek güç; kırıldığını inkâr etmek değil, kırık yerlerini sevgiyle onarabilmektir. Çünkü insan en çok kendine yumuşadığında büyür. Sertlik savunmadır, şefkat dönüşümdür.

Bu söz bize şunu hatırlatır: Hayatta düşmemek mümkün değildir ama her düşüş bir son değildir. Eğer içimizde bizi ayağa kaldıracak şefkatli bir ses varsa, her düşüş bir öğrenmeye, her yara bir olgunlaşmaya dönüşebilir.

14/02/2026

“Sevgililer Günü’nde Asıl Soru Bu…”

Sevilmek mi istiyorsun…
Yoksa anlaşılmak mı?

Çoğu insan “beni çok sevsin” der.
Ama ruh aslında şunu ister:
“Beni gerçekten görsün.”

Çünkü psikolojide sevgi;
çiçek almak değil,
tetiklendiğinde sesini yükseltmemektir.

Sevgi;
haklı çıkmak yerine
ilişkiyi korumayı seçmektir.

Sevgi;
“abartıyorsun” demek yerine
“canın yanmış olmalı” diyebilmektir.

Bugün birine hediye alabilirsin…
Ama en büyük hediye şu cümle:

🫶 “Seni anlamaya çalışıyorum.”

Ve belki de en önemli soru:
Sen kendini ne kadar seviyorsun?

Çünkü kendini sevmeyen biri,
sevgiyi sürekli ispat ister.
Kendini seven biri ise,
sevgiyi huzur gibi yaşar.

09/02/2026

Bazen kendini gergin, sıkışmış, huzursuz hissedersin…
Ama “Tam olarak ne oldu?” diye sorduğunda net bir cevap bulamazsın.
Çünkü çoğu zaman bu hisler tek bir olaydan değil, biriken küçük ihlallerden, bastırılmış ihtiyaçlardan ve söylenmeyenlerden doğar.

Aslında beden ve zihin sana bir şey anlatıyordur.
Sadece durup dinlemeye ihtiyacı vardır.

🌱
Belki şu an karşılanmamış bir ihtiyacın var.
Dinlenmek, anlaşılmak, yalnız kalmak, destek görmek…
Ama bunu fark etmeden “idare ediyorum” modunda devam ediyorsundur.

🌱
Belki birileri sınırlarını aşmıştır.
Ve sen bunu fark etmiş ama “abartıyorumdur” diyerek kendini susturmuşsundur.

🌱
Belki istemediğin şeylere sessiz kalıyorsundur.
Hayır demenin yükünü taşımamak için, içinden geleni bastırıyorsundur.

🌱
Belki beklentilerin gerçekçi değildir.
Ya kendinden ya da başkalarından, şu anki koşullarda verilemeyecek şeyler bekliyorsundur.

İşte bu sorular tam da burada işe yarar.
Çünkü amaç kendini suçlamak değil, kendini anlamaktır.

“Kendimi şu an biraz olsun rahatlatmak için ne yapabilirim?”
bazen büyük çözümler değil, küçük temaslar ister.
Bir mola. Bir nefes. Bir sınır. Bir cümle.

Ve en kıymetlisi:
Kendime zarar vermeden, karşımdakini de incitmeden nasıl ifade edebilirim?
Bu soru, sağlıklı iletişimin ve içsel dengeyi korumanın anahtarıdır.

Unutma;
Rahatsızlık bir zayıflık değil, bir sinyaldir.
Dinlediğinde yol gösterir. Görmezden geldiğinde yük olur.

Kendine bu soruları sormaya izin ver 🤍
Cevaplar hemen gelmese bile, fark etmek bile iyileştiricidir.

Neden hep benim başıma geliyor?”“Yine beceremedim.”“Demek ki bende bir sorun var.”Bu cümleler fark edilmediğinde, insan ...
28/01/2026

Neden hep benim başıma geliyor?”
“Yine beceremedim.”
“Demek ki bende bir sorun var.”

Bu cümleler fark edilmediğinde, insan yavaş yavaş kendine düşman olur.



Duyguların Sana Düşman Değil, Mesajdır

Çoğu insan mutsuzluğu, kaygıyı ya da öfkeyi yok edilmesi gereken bir şey gibi görür.
Oysa duygular:
• Seni durdurmak için değil,
• Uyarmak için vardır.

Kaygı → “Burada senin için önemli bir şey var.”
Öfke → “Bir sınır ihlal edildi.”
Üzüntü → “Bir kayıp yaşadın, yas tutman gerekiyor.”

Duyguyu bastırdığında geçmez;
dinlediğinde dönüşür.

✈️28kşft🧚‍♂️💫

İlk seans genellikle tanışma, güven oluşturma ve değerlendirme odaklıdır. Bu görüşmenin amacı sizi zorlamak değil; sizi ...
27/01/2026

İlk seans genellikle tanışma, güven oluşturma ve değerlendirme odaklıdır. Bu görüşmenin amacı sizi zorlamak değil; sizi tanımak, ihtiyaçlarınızı anlamak ve terapi sürecini birlikte yapılandırmaktır.

Bu seans, “her şeyi anlatmanız gereken bir oturum” değildir. Kendinizi hazır hissettiğiniz kadarını paylaşmanız yeterlidir.



🔹 1. Tanışma ve güven ortamı

Terapist kendini, çalışma tarzını ve terapi yaklaşımını kısaca anlatır.
Seansın güvenli bir alan olduğu, yargılanmadan dinleneceğiniz vurgulanır.



🔹 2. Terapiye gelme nedeniniz

Şu sorular üzerinde durulabilir:
• Terapiye gelmeye sizi ne yönlendirdi?
• Son zamanlarda sizi en çok zorlayan şey ne?
• Şu an hayatınızda değişmesini istediğiniz durumlar neler?

Amaç, yaşadığınız sorunun ne olduğunu değil, sizi nasıl etkilediğini anlamaktır.



🔹 3. Şu anki duygusal durumunuz
• Günlük hayatınızı zorlaştıran düşünceler
• Kaygı, üzüntü, stres, öfke gibi yoğun duygular
• Uyku, iştah, enerji ve motivasyon durumunuz

Bu bölümde terapist, yaşadığınız zorluğun hayatınıza nasıl yansıdığını anlamaya çalışır.



🔹 4. Kısa yaşam öykünüz ve geçmiş deneyimler
• Aile yapınız
• Önemli yaşam olayları
• Geçmişte yaşadığınız zorlayıcı deneyimler
• Daha önce psikolojik destek alıp almadığınız

Burada amaç sizi sorgulamak değil; yaşam bağlamınızı anlamaktır.



🔹 5. Terapi hedeflerinin konuşulması

Terapist şu konulara değinebilir:
• Terapi sonunda neyin değişmesini istersiniz?
• Bu süreçten ne kazanmayı umuyorsunuz?
• Kendinizi daha iyi hissettiğinizi nasıl anlayacağız?

Bu sayede terapi süreci daha amaçlı ve kişiye özel şekillenir.



🔹 6. Terapi sürecinin işleyişi

İlk seansta genellikle şu konular netleştirilir:
• Seans süresi ve sıklığı
• Gizlilik sınırları
• Ücret, iptal politikası
• Online/yüz yüze sürecin kuralları

Bu, danışanın kendini daha güvende ve net hissetmesini sağlar.



🔹 7. Duygularınızı ifade etme özgürlüğü

Ağlamak, susmak, kararsız hissetmek ya da “nereden başlayacağınızı bilememek” tamamen normaldir.
Terapist sizi yönlendirir ve kendi hızınızda ilerlemenize izin verir. # ✈️ 🧚‍♂️💫

26/01/2026

#👑💥 🌟🧚‍♂️

İnsan zihni belirsizliği tehdit olarak algılar. Bu yüzden kontrol etmek; aslında güvende kalma çabasıdır. “Her şeyi kont...
18/01/2026

İnsan zihni belirsizliği tehdit olarak algılar. Bu yüzden kontrol etmek; aslında güvende kalma çabasıdır. “Her şeyi kontrol edersem kötü bir şey olmaz” inancı kişiye kısa süreli bir rahatlama sağlar. Ancak hayatın büyük bir kısmı bizim kontrolümüz dışında olduğu için bu çaba zamanla kaygı, öfke ve tükenmişlik yaratır.

Bu noktada kabul devreye girer. Kabul etmek;
• Vazgeçmek değildir
• Umursamamak değildir
• Pasifleşmek değildir

Kabul etmek, “Bunun şu an benim etki alanım dışında olduğunu görüyorum” diyebilmektir.

İnsan kontrol edemediklerini kabul ettiğinde:
• Kendini suçlamayı bırakır
• Sürekli tetikte olma hâli azalır
• Enerjisini tüketen içsel savaşı durdurur

Burada bırakılan şey benlik değil, benliğe yüklenen aşırı sorumluluktur.
Kişi hâlâ düşünen, hisseden ve karar veren biridir; sadece artık imkânsız olanı taşımıyordur.

Bu yüzden güç geri gelir.
Çünkü gerçek güç:
• Her şeye hükmetmek değil
• Her duyguyu bastırmak değil
• Her sonucu belirlemek değildir

Gerçek güç, kontrol edebildiğin tek alana — kendi tutumuna, tepkine ve seçimlerine — geri dönebilmektir.

Terapi, düzenli katılım ve terapistle kurulan işbirliği ile hayatınızda gerçek ve kalıcı değişimler yaratabilir. Ancak t...
17/01/2026

Terapi, düzenli katılım ve terapistle kurulan işbirliği ile hayatınızda gerçek ve kalıcı değişimler yaratabilir. Ancak terapi; tek seansta her şeyi çözen sihirli bir yöntem değil, adım adım ilerleyen bir süreçtir.

Terapi sürecinde kişi;
• Düşünce, duygu ve davranışları arasındaki ilişkiyi fark etmeye başlar,
• Zorlayıcı duygularla (kaygı, öfke, üzüntü, suçluluk gibi) baş etme becerileri geliştirir,
• Hayatında tekrar eden sorunların kökenini anlamaya başlar,
• Kendine karşı daha şefkatli ve gerçekçi bir bakış açısı kazanır.

Düzenli seanslara katılım, verilen egzersiz ve önerileri günlük hayatta deneme isteği, terapiden alınan verimi önemli ölçüde artırır. Terapist ve danışan arasındaki güven ilişkisi de sürecin en temel yapı taşlarından biridir.

Zamanla kişi; daha net düşünebildiğini, duygularını daha iyi yönettiğini ve hayatındaki zorluklarla daha sağlam baş edebildiğini fark eder. Bu değişim bazen yavaş, bazen dalgalı ilerleyebilir; ancak süreç doğru ilerlediğinde etkisi kalıcı olur.

✨ Özetle:
Terapi, emek verilen bir süreçtir ve bu emeğin karşılığı çoğu zaman kişinin yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme olarak geri döner.

11/01/2026



Zorlandığımızda, bir haber aldığımızda, sevindiğimizde ya da kırıldığımızda ilk kimi aradığımız tesadüf değildir. O kişi, zihnimizde “duygusal güven” ile eşleşmiş olandır. Beyin, stres ya da yoğun duygu anlarında hızlı karar verir ve bizi en güvenli liman olarak kodladığı kişiye yönlendirir.

Psikolojik açıdan bakıldığında bu durum, erken bağlanma deneyimleriyle şekillenir. Çocuklukta ihtiyaç duyduğumuzda yanımızda olan, bizi yatıştıran, duygumuzu gören kişiler; yetişkinlikte de zihinsel bir şablon hâline gelir. Yetişkin olsak bile, içimizdeki çocuk zorlandığında aynı düzenek devreye girer. Bu yüzden kalabalık bir çevremiz olsa da, parmaklarımız genellikle tek bir isme gider.

İlk aranan kişi; her zaman en mantıklı, en doğru ya da en güçlü kişi olmayabilir. Ama çoğu zaman en çok anlaşıldığımızı düşündüğümüz, yargılanmadan var olabildiğimiz kişidir. Çünkü kalp, çözümden çok önce temas ister. Duygular regüle olmadan mantık devreye girmez. O temas ihtiyacını karşılayacağını bildiğimiz kişi, içsel pusulamızda öncelikli olur.

Bazen bu kişi bizi her zaman iyi hissettiren biri olmayabilir. Hatta kimi zaman bizi incitmiş, hayal kırıklığı yaratmış biri bile olabilir. Bunun nedeni, bağın sağlıklı olmasından çok tanıdık olmasıdır. Zihin, bildiği acıyı bile bilmediği huzura tercih edebilir. Bu da bağlanmanın gücünü ve karmaşıklığını gösterir.

Bu yüzden “İlk kimi arıyorsun?” sorusu, aslında şu soruların cevabını taşır:
– Kimin yanında duygularımı bastırmak zorunda kalmıyorum?
– Kimin sesi beni sakinleştiriyor?
– Kime ulaşamazsam içimde bir boşluk oluşuyor?

Ve belki de en önemlisi:
“Kime ulaşmak, yalnız olmadığımı hissettiriyor?”

Kalp, seçimlerini yüksek sesle yapmaz. Ama kriz anlarında verdiği reflekslerle kendini ele verir. İlk aradığın kişi, çoğu zaman kalbin hâlâ bağ kurduğu yerdir. ❤️

“Nasıl seversin kendini?” sorusuna sade ve gerçekçi bir mini yol haritası:1. Kendinle konuşma şeklini fark et.Kendine sö...
07/01/2026

“Nasıl seversin kendini?” sorusuna sade ve gerçekçi bir mini yol haritası:

1. Kendinle konuşma şeklini fark et.
Kendine söylediğin cümleler çok sertse, sevgi barınamaz. “Yetersizim” yerine “Zorlanıyorum ama öğreniyorum” demeyi dene.

2. Duygularını geçersiz sayma.
Üzülmek, kızmak, yorulmak zayıflık değil. Kendini sevmek, “Böyle hissetmem normal” diyebilmektir.

3. Sınır koymayı öğren.
Herkesi memnun etmeye çalışmak kendini ihmal etmektir. “Hayır” diyebildiğin yerde özdeğer başlar.

4. Kendine iyi geleni erteleme.
Dinlenmek, yalnız kalmak, destek istemek bir ödül değil ihtiyaçtır.

5. Olduğun hâli küçümseme.
Gelişmek istiyor olman, şu anki hâlinin değersiz olduğu anlamına gelmez.

Hayatınızda sizi zorlayan, tekrarlayan ya da baş etmekte güçlük yaşadığınız her konuda psikoloğa başvurabilirsiniz. Psik...
15/12/2025

Hayatınızda sizi zorlayan, tekrarlayan ya da baş etmekte güçlük yaşadığınız her konuda psikoloğa başvurabilirsiniz. Psikoloğa gitmek için “çok büyük” bir sorun yaşamak zorunda değilsiniz.

🔹 En sık başvurulan konular:
• Kaygı (anksiyete), panik atak
• Depresif hissetme, mutsuzluk, isteksizlik
• Stres, tükenmişlik, yoğun yorgunluk
• Özgüven ve özdeğer problemleri
• İlişki, evlilik ve iletişim sorunları
• Ayrılık, yas ve kayıp süreçleri
• Travmatik yaşantılar
• Öfke kontrolü ve duygu düzenleme güçlükleri
• Takıntılı düşünceler ve davranışlar
• Çocukluk yaşantılarının bugüne etkileri

🔹 Ayrıca:
• Kendinizi daha iyi tanımak
• Duygularınızı anlamlandırmak
• Hayatınızda tekrar eden kalıpları fark etmek
• Kişisel gelişim ve içsel farkındalık kazanmak
için de psikoloğa gidebilirsiniz.

✨ Özetle:
Psikoloğa gitmek bir zayıflık değil, kendinize verdiğiniz değerin bir göstergesidir.
✨ Psikoloğa gitmek, sorunlar büyüdüğünde değil; sizi zorlamaya başladığında atılan sağlıklı bir adımdır.
Üstesinden gelemediğim olay ve durumlarda psikolojik destek alır mıyım ?

Address

Edirne

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzman Psikolog Elif Atabay posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Uzman Psikolog Elif Atabay:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category