28/02/2026
Şöyle bir manava denk geldim.
Kocaman bir gülümseme yerleşti yüzüme.
Durdum, bayağı durdum ve seyrettim gördüğümü.
Acayip bir düzen, nizam. İstisnasız her şey bu şekilde dizilmiş. Mükemmel görünüyor. Belki mükemmel de.
Sonra beni bir düşünme aldı, tabii ya ne sanmıştınız 😅
Manavdaki her şeyin böyle bir nizamla dizilmiş olması bende kaygı yarattı.
“Eee nasıl alışveriş yapacağım?”
“Nasıl seçeceğim mesela almak istediğim portakalı?”
Sonra bizim vitrinlerimizi düşündüm. Dışarı gösterdiklerimizi. Dışarıdan gördüklerimizle kaygılanmalarımızı.
1- bu mükemmellik başta iyi gelse de hemen ardından kafamı karıştırdı. Buradan alışveriş yapamam. O kadar mükemmel ki, o kadar da kırılgan. Bir portakalı alırken her şeyi bozabilirim mesela.
Korktum.
Mükemmelmiş gibi yaptığım zamanları ve insanların benimle nasıl yakınlaşamadıklarını; mükemmelmiş gibi yapan insanlarla nasıl yakınlaşamadığımı hatırladım.
Hayır, bana mükemmel olmadığımı hatırlattıkları için değil, hiçbir insan bu kadar kusursuz olamayacağı için. Gerçek gelmediği için.
2- Diğerlerinin vitrinlerinde gördüklerimle eksik, kusurlu, yetersiz hissettiğim zamanları hatırladım.
Her sabah yapamadığım “rutinler”, oturtamadığım düzenler, oluşturamadığım içerikler… Mükemmel vitrinli annelerin mükemmellikleri altında kendilerini ezilmiş bulan anneler…
Mükemmel olmaya çalışmak dahi istemiyorum sanırım. Sıcaklığımı korumak, yakınlaşılabilir olmak, yapbozdan tek bir parça alındığında darmadağın olmamak istiyorum.
Zihnimdeki -meli -malı mükemmelliğine ulaşmanın mümkün olmadığını, ulaştığımı sandığım anda yeni kriterlerin belirdiğini bugün artık biliyorum.
Bu fotoğraf sana neler düşündürdü merak ediyorum.
Yazarsan okumak isterim, sohbet eder, birlikte bakarız.
Öptüm