28/12/2025
Sevgi, ilgi ve değer;
çabayla hak edilen şeyler değildir.
Buna rağmen birçok kişi, çocuklukta öğrenilen bir şemayla
“yeterince verirsem, vazgeçmezler” inancını taşır.
Duygusal yoksunluk şeması,
kişiye sevginin eksik, geç ya da koşullu geleceğini fısıldar.
Bu yüzden kişi, olmayanı oldurmaya çalışır;
görülmediği yerde daha çok anlatır,
karşılık bulmadığı ilişkide daha çok kalır.
Onaylanma ve fedakârlık şemaları devreye girdiğinde,
kendi ihtiyaçları geri plana itilir.
Kişi, ilişkiyi ayakta tutmak adına
sınırlarını esnetir, sessizleşir, kendini küçültür.
Zamanla yorulan şey ilişki değil, benlik olur.
Çünkü sevgi zorlanarak değil,
güvende hissedilen bir bağda filizlenir.
Eksik olanı ittirerek tamamlamaya çalışmak,
çocuklukta eksik kalan bir ihtiyacı
bugünün ilişkilerinden tahsil etme çabasıdır.
Bazen en sağaltıcı adım;
daha fazla vermek değil, durabilmektir.
Zorlamayı bıraktığında,
hangi bağların gerçekten temas içerdiğini,
hangilerinin sadece bir şemayı beslediğini ayırt edebilirsin.
Akışa izin vermek;
vazgeçmek değil,
kendini korumayı seçmektir.
Ve kendine saygı,
ilk kez burada yeniden inşa edilir.