Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi

Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi, Child Development, İstasyon Caddesi, Hallaç Hüseyin Sokak. Tatsu Pasajı, NO:4/57 Cevizlik Mahallesi Bakırköy, Istanbul.

Bazen bir anne bir şeyi herkesten önce hisseder.Ama anlatamaz.Çevresinden gelen cümleler hep aynıdır:“Çocuk bu…”“Abartıy...
06/03/2026

Bazen bir anne bir şeyi herkesten önce hisseder.
Ama anlatamaz.

Çevresinden gelen cümleler hep aynıdır:
“Çocuk bu…”
“Abartıyorsun…”
“Geçer…”

Ama bazı anneler bilir.
Bir şeyler gerçekten yolunda gitmiyordur.

Çünkü mesele boyama yapmamak değildir.
Mesele komut almamak değildir.

Mesele çoğu zaman çocuğun duygularını düzenleyememesidir.

Regülasyon zorlanan çocuklar;

• Beklemekte zorlanabilir
• İstek ertelendiğinde yoğun kriz yaşayabilir
• Kurallar karşısında daha sert tepki verebilir
• Duygularını kontrol etmekte zorlanabilir

Bu çocuklar inatçı değildir.
Çoğu zaman sadece duygularıyla baş etmeyi henüz öğrenememiştir.

Ama burada en kritik nokta şudur:

Bir çocuk için en zor şey
tutarsızlık içinde büyümektir.

Bir yerde “hayır”
başka bir yerde “tamam” varsa,

çocuk davranışı değil
kaçış yollarını öğrenir.

Çocuklar sınırlarla büyür.
Ama bu sınırlar net, tutarlı ve güvenli olduğunda gelişim desteklenir.

Bazen bir uzmanın tek bir cümlesi
bir annenin içindeki bütün düğümleri çözebilir.

Çünkü bazı çocukların ihtiyacı
daha fazla ödül değil…

Daha fazla tutarlılıktır.

Ve bazen…

Anne olmak zor değildir.

Farkında olan anne olmak zordur.

04/03/2026

18–36 ay arası çocukların beyninde en aktif çalışan bölüm “ben merkezci” düşünmenin yoğun olduğu bölgedir.

Bu dönemde çocukların dünyasında en baskın kavram “ben” olur.
İstedikleri şey olmadığında ağlama krizleri, kendini yere atma, bağırma gibi davranışlar bu yüzden çok sık görülür.

Çünkü bu yaşlarda çocukların beyninde regülasyonu sağlayan ve mantıklı düşünmeyi yöneten frontal lob henüz yeterince aktif değildir.

Yaklaşık 3 yaş sonrası bu bölge yavaş yavaş devreye girmeye başlar.
Bu gelişimle birlikte çocuk;
-Mantıklı düşünmenin ilk sinyallerini alır
-Empati kurmayı öğrenmeye başlar
-Paylaşma ve sıraya girme gibi sosyal davranışlar gelişir
Ancak unutmayalım:
Bu beyin bölgesinin tam gelişimi yaklaşık 20 yaşına kadar devam eder.
Buna rağmen 0–6 yaş arasında karakter gelişiminin yaklaşık %70’i şekillenir.
Yani iki yaşındaki bir çocuğun krizlerine sürekli izin vererek, sınır koymadan, “hayır” kelimesini hiç duymadan büyümesine izin verirsek;
sonrasında buna “3 yaş sendromu, 4 yaş sendromu, 5 yaş sendromu” gibi isimler vermeye başlarız.

Oysa literatürde böyle sendromlar yoktur.

Aslında olan şey şudur:
İki yaş döneminde sınır öğrenmeyen çocuk, davranışı kalıcı hale getirir.
Bu yüzden çocuk kaç yaşında olursa olsun evin kuralları olmalıdır.
Çocuk yanlış bir davranış yaptığında ise bunun bir sonucu olmalıdır.

Örneğin çocuk size vuruyorsa:
“Kimsenin bana vurmasına izin veremem.” diyerek ortamdan uzaklaşabilirsiniz.

Burada amaç ceza vermek değil, sınır öğretmektir.

Ama şunu da unutmamak gerekir:
Bu yaşta çocukların mantıklı düşünme becerisi sınırlıdır. Bu yüzden çatışma yerine yönlendirme ve seçenek sunma çok işe yarar.
Örneğin;
“Muz istiyorum” diyen bir çocuk, kabuğunu soyduğunuz için ağlayabilir.
Bu yüzden önceden sorabilirsiniz:
“Kabuğunu ben mi soyayım, sen mi?”

Çikolata isteyen bir çocuğa:
“Tamam, çorbanı da koyalım. Bir kaşık çorba, bir parça çikolata yiyebilirsin.” diyerek süreci yönetebilirsiniz.

Buradaki temel mesele şudur:
Çocuğun duygularını kabul etmek ama yönetimi tamamen ona bırakmamak.

Çocuklar sınırsız özgürlükle değil, güvenli sınırlar içinde büyüdüklerinde kendilerini daha güvende hissederler.

Bu yazı bir öğretmen savunması değil.Bu yazı bir sistem hatırlatmasıdır.Öğretmen; sınıf içinde düzeni sağlamakla yükümlü...
03/03/2026

Bu yazı bir öğretmen savunması değil.
Bu yazı bir sistem hatırlatmasıdır.

Öğretmen; sınıf içinde düzeni sağlamakla yükümlüdür.
Uyarı yapmak, sınır koymak, geri bildirim vermek öğretmenin görevidir.
Bu görev kişisel algılanmamalıdır.

Okul yönetimi öğretmenin yanında durmazsa,
veli öğretmeni sorgular.
Veli öğretmeni sorguladığında ise
çocuk otoriteyi ciddiye almaz.

Bazı davranış örüntüleri erken dönemde fark edilir.
Bu noktada inkâr değil, iş birliği gerekir.

Çocuğun potansiyelini savunmak başka,
davranış sorununu görmezden gelmek başkadır.

Eğitim;
aile, öğretmen ve yönetimin aynı zeminde durmasıyla mümkündür.

Şiddet bir anda ortaya çıkmaz.
Sınırın zayıfladığı yerde büyür.

Ve en çok da öğretmenin yalnız bırakıldığı yerde güçlenir.

Bu hikâye birçok evde yaşanıyor.“Anne seni sevmiyorum” cümlesi çoğu zaman sevgi eksikliğini değil, ebeveynler arası tuta...
01/03/2026

Bu hikâye birçok evde yaşanıyor.

“Anne seni sevmiyorum” cümlesi çoğu zaman sevgi eksikliğini değil, ebeveynler arası tutarsızlığı gösterir.

Çocuklar duygusal olarak kime daha yakın olduklarını değil, sınırın nerede esnediğini çok hızlı öğrenirler. Eğer bir ebeveyn “hayır” dediğinde diğeri bunu yumuşatıyorsa, çocuk ilişki kurmuyor; sistem okuyor.

Bu noktada mesele çocuğun saygısızlığı ya da manipülasyonu değildir.
Mesele, ev içinde ortak bir duruş olup olmadığıdır.

Sınır koyan ebeveyn zamanla “kötü” pozisyona düşer.
Yumuşatan ebeveyn ise farkında olmadan güç dengesini değiştirir.
Ve çocuk, hangi kapının daha kolay açıldığını deneyimleyerek öğrenir.

Çözüm daha sert olmak değil.
Çözüm daha tutarlı olmaktır.

Bir ebeveynin koyduğu sınır diğer ebeveyn tarafından desteklenmediğinde, çocuk sevgi değil güç dengesini test etmeye başlar.

Unutmayın:
Çocuklar en çok sınır koyan ebeveyne değil,
sınır koyarken yalnız kalan ebeveyne karşı sertleşir.

Ve tutarlılık, çocuk için sevgiden sonra gelen en büyük güven kaynağıdır.

26/02/2026

Bir dönem bebekleri ağlatmak “disiplin” sayılıyordu.
Sonra kontrollü ağlatmak “yöntem” oldu.
Bugün ise sinir sistemi konuşuyor.

1920’lerde davranışçılık hakimdi. Ağlama, pekiştirilen bir davranış olarak görülüyordu. “Gidersen artar” deniyordu.
1940’lardan sonra bağlanma kuramı gelişti; bebeğin bakım verene sadece fiziksel değil, duygusal olarak da ihtiyaç duyduğu anlaşıldı.
1980’lerde yapılandırılmış uyku eğitimleri ortaya çıktı. Ama tartışma hiç bitmedi.

Çünkü mesele hiçbir zaman sadece uyku değildi.
Mesele güvenlik algısıydı.
Mesele eş düzenlemeydi.
Mesele stresle baş etmeyi öğrenen bir sinir sistemiydi.

Bugün bildiğimiz şey şu:
- Kısa süreli stres gelişimin doğal parçasıdır.
- Kronik, yanıtsız stres risklidir.
- Güvenli bağlanma sadece bir gece rutiniyle yıkılmaz.
- Ama duygusal eşlik, çocuğun temel ihtiyacıdır.

Uyku eğitimi tek doğru ya da tek yanlış değildir.
Her bebek farklıdır.
Her ebeveynin kapasitesi farklıdır.
Her ailenin ihtiyacı farklıdır.

Önemli olan yöntem değil, o yöntemin içinde çocuğun duygusuna ne kadar yer açıldığıdır.

Bilim değişti.
Çocuk değişmedi.
Ağlama hâlâ bir sinyaldir.

Bağ, hiç hata yapmamakla kurulmaz.Bağ, hata sonrası kurulan temasla güçlenir.Bir çocuğun sinir sistemi, kriz anında bizi...
24/02/2026

Bağ, hiç hata yapmamakla kurulmaz.
Bağ, hata sonrası kurulan temasla güçlenir.

Bir çocuğun sinir sistemi, kriz anında bizim sakinliğimize ihtiyaç duyar.
Ama gerçek hayatta biz de insanız. Yoruluyoruz. Taşıyoruz. Bazen kapasitemiz doluyor. Bazen regülasyonumuz düşüyor.

İşte tam o noktada devreye “onarım” girer.

Onarım;
“Ama sen de çok abarttın” demek değildir.
Hızlıca sarılıp konuyu kapatmak değildir.
Suçlulukla kendini ezmek değildir.

Onarım şudur:
“Bugün istediğim gibi davranamadım.”
“Sorumluluğumu alıyorum.”
“Duygumu fark ediyorum.”
“Seni hâlâ seviyorum ve bağımız güvende.”

Çocuk beyni şunu öğrenir:
Duygular ilişkileri bitirmez.
Çatışma sevgiyi yok etmez.
Hatalar konuşulabilir.
İlişki geri gelebilir.

Asıl güven burada oluşur.

Çocuklar mükemmel ebeveyn aramaz.
Tutarlı ve tamir edebilen ebeveyn arar.

Ve bazen bir özür,
bir sarılma,
bir göz teması…

Sinir sistemini yeniden düzenlemeye yeter.

Unutmayın;
Bağ kopmaz.
Bağ, onarıldıkça güçlenir.

Toplum içinde yaşanan öfke krizleri çoğu zaman çocuğun değil, ebeveynin duygusal dayanıklılığını test eder.3 yaş, dürtü ...
22/02/2026

Toplum içinde yaşanan öfke krizleri çoğu zaman çocuğun değil, ebeveynin duygusal dayanıklılığını test eder.

3 yaş, dürtü kontrolünün henüz gelişmediği; erteleme becerisinin zayıf olduğu; “istemek” ile “sahip olmak” arasındaki mesafenin tolere edilemediği bir dönemdir. Bu yaşta çocuk istediğini hemen ister. Beklemek onun için soyut bir kavramdır.

Ancak kriz anında asıl zorlayıcı olan çocuğun ağlaması değil, çevrenin bakışlarıdır. Ebeveyn o anda iki baskı arasında kalır:
• Çocuğun gelişimsel ihtiyacı
• Toplumsal onay ihtiyacı

Çocuk, sınırı test eder. Bu sağlıklıdır.
Ebeveyn, sınırı korumakta zorlanır. Bu insani bir durumdur.

Krizin uzaması çoğu zaman çocuğun inadıyla değil, yetişkinin tutarsızlığıyla ilişkilidir. Eğer davranış zaman zaman sonuç alıyorsa, çocuk o davranışı sürdürür. Bu bir karakter meselesi değil, öğrenme sürecidir.

Burada belirleyici olan şey şudur:
Duyguyu kabul etmek, davranışı ödüllendirmemek.

“Bunu çok istediğini görüyorum” demek çocuğun duygusunu düzenlemesine yardımcı olur.
“Bugün listemizde yok” demek ise sınırı netleştirir.

Sınır, açıklama bombardımanı değildir.
Sınır, pazarlık değildir.
Sınır, kısa, net ve tutarlı bir çerçevedir.

Çevrenin müdahalesi ya da kurtarıcı rolü, çocuğun sınır algısını zayıflatır. Çocuk farklı yetişkinlerin farklı kararlar verdiğini gördüğünde, en esnek olan halkayı test etmeye devam eder.

Unutulmamalıdır ki;
Kriz anı çocuğun karakterini değil, ebeveynin regülasyon kapasitesini görünür kılar.

Sınır koymak sevgisizlik değildir.
Sınır koymak çocuğun güven duygusunu inşa eder.

Toplum içinde tutarlı kalabilen bir ebeveyn, çocuğa şunu öğretir:
“Dünya her istediğimi hemen vermez. Ama ben bu hayal kırıklığını tolere edebilirim.”

Ve bu, şekerden çok daha kıymetli bir kazanımdır.

Bazı çocuklar okulda “örnek öğrenci”, evde “kriz makinesi” gibi görünür.Ve anne babanın içine sinsice şu düşünce yerleşi...
17/02/2026

Bazı çocuklar okulda “örnek öğrenci”, evde “kriz makinesi” gibi görünür.
Ve anne babanın içine sinsice şu düşünce yerleşir:
“Demek ki sorun bizde…”

Oysa çoğu zaman mesele disiplin değil, regülasyon kapasitesidir.

Çocuklar okulda saatlerce kendilerini tutarlar.
Sıra beklerler.
Yönerge dinlerler.
Arkadaş ilişkilerini yönetirler.
Duygularını bastırırlar.
“En iyi versiyonlarını” gösterirler.

Sinir sistemi gün boyu alarm ve kontrol modundadır.
Ve eve gelince… bırakır.

Bu bırakma hali dışarıdan öfke, ağlama, ters cevap, tahammülsüzlük gibi görünür.
Ama aslında çoğu zaman bu bir boşalmadır.
Güvenli alanda çözülmedir.

Bu, sınır koymayacağız demek değil.
Ama her krizi “şımarıklık” diye okumak da değil.
“Böyle devam edersen iPad yok” demek yerine bazen şunu sormak gerekir:
“Sinir sistemi şu an neye ihtiyaç duyuyor?”

Çünkü çocuk en zor halini size gösteriyorsa,
orada güvende olduğu içindir.

Ev, maskelerin düştüğü yerdir.
Ve bazen en zor görünen davranış,
en derin güvenin göstergesidir.

Son dönemde ebeveynlerden en sık duyduğum şeylerden biri şu:“Hocam kırmızı çok kullanmış, bir şey mi var?”“Siyah boyadı,...
15/02/2026

Son dönemde ebeveynlerden en sık duyduğum şeylerden biri şu:
“Hocam kırmızı çok kullanmış, bir şey mi var?”
“Siyah boyadı, iç dünyasıyla ilgili endişelenmeli miyim?”

Çocuk resimleri üzerinden yapılan yorumlar ebeveynleri inanılmaz tetikte tutuyor.
Renkler, çizgi basıncı, sayfanın dolduruluş biçimi… Hepsi bir “mesaj” gibi sunuluyor.

Evet, çocuk resimleri bize ipucu verebilir.
Ama ipucu ile kesin yargı aynı şey değildir.

Bir çocuğun kırmızıyı seçmesi her zaman öfke demek değildir.
Siyah kullanması karamsarlık anlamına gelmez.
Koyu boyaması travma göstergesi değildir.

Bazen sadece o kalemin ucu açıktır.
Bazen o renk daha canlıdır.
Bazen arkadaşının kalemi odur.
Bazen sadece canı öyle istemiştir.

Sorun şu:
Ebeveynler artık çocuklarına bakarken doğal gözle değil, analiz gözlüğüyle bakıyor.

Her davranışı çözülmesi gereken bir problem,
her tercihi psikolojik bir veri gibi görmeye başladık.

Oysa çocukluk;
deneme, oyun, rastlantı ve anlık tercihlerden oluşur.

Uzmanlık; her şeyi anlam yükleyerek yorumlamak değil,
gerektiğinde sakin kalabilmektir.

Bazen gerçekten hiçbir şey yoktur.
Ve bu ihtimal de en az diğerleri kadar değerlidir.

Unutmayın:
Gözlem önemlidir.
Ama yorumdan önce bağlam gerekir.

Ve bazen kırmızı… sadece kırmızıdır.

Bu kitapla alakalı araştırma yaptığımda kitapta belirtilen ve üzerine durulan şeyler şunlar:-Ödül ve ceza kullanmanın ço...
10/02/2026

Bu kitapla alakalı araştırma yaptığımda kitapta belirtilen ve üzerine durulan şeyler şunlar:
-Ödül ve ceza kullanmanın çocukta iç motivasyonu zayıflattığı
-Ceza yerine empati ve ilişki odaklı yaklaşımın tercih edilmesi gerektiği
-Koşullu sevginin (uslu olursan severim, başarırsan aferin vb.) çocuğun benlik algısına zarar verdiği
-Çocuğun davranışını kontrol etmek yerine duygusunu anlamaya odaklanılması gerektiği
-Otorite ve disiplin yerine iş birliği ve müzakerenin önerilmesi

Teoride kulağa oldukça güzel geliyor, değil mi?

Sevgi, empati, anlayış…

Bunlara kim karşı olabilir ki?

Ama sahada, gerçek aile hayatında işler bu kadar steril yürümüyor.

Çünkü çocuk gelişimi sadece “anlamakla” değil,
aynı zamanda sınır koymakla ilerliyor.

Sadece empatiyle büyüyen çocuk değil,
empati + yapı + netlik gören çocuk güçleniyor.

Benim itirazım sevgiye değil.
Benim itirazım ebeveyni pasifleştiren ebeveynlik anlayışına.

Çocuğu kırmamak adına kendi otoritesinden vazgeçen,
hayır demekten korkan, sürekli açıklama yapmak zorunda hisseden ebeveynler…

Bir süre sonra tükeniyor.

Tükenen ebeveyn → güvensiz çocuk.

Oysa çocuklar en çok
“sınır koyabilen yetişkine” yaslanmak ister.

Çünkü sınır güven verir.
Netlik güven verir.
Kararlılık güven verir.

Bu yüzden ben şuna inanıyorum:

-Koşulsuz sevgi evet.
- Koşulsuz serbestlik hayır.

Ebeveynlik arkadaşlık değil, rehberliktir.

Ve bazen en sağlıklı cümle sadece şudur:
“Hayır, buna izin vermiyorum.”

Sevgiyle ama net.

Akşam …Evde en zor saatler.Biri kucağımda, biri ağlıyor, yemek yetişecek, banyo yapılacak, uykuya hazırlanılacak…Tam o a...
07/02/2026

Akşam …
Evde en zor saatler.
Biri kucağımda, biri ağlıyor, yemek yetişecek, banyo yapılacak, uykuya hazırlanılacak…

Tam o anda gelen bir mesaj:
“Spora geçiyorum.”

Kimse kötü niyetli değil.
Kimse kaçmıyor aslında.
Herkes sadece biraz nefes almak istiyor.

Ama bazı saatlerde
birimizin nefesi
diğerimizin yükü oluyor…

Ve çoğu zaman o yük
“nasıl olsa halleder” denilen kişiye kalıyor.

Görünmeyen emek tam da bu.
Sürekli planlayan zihin.
Hiç bitmeyen sorumluluk.
Kendine ait tek bir dakika bulamamak.

Sonra biz anneler susuyoruz.
Çünkü yorulmak ayıpmış gibi…
Çünkü yardım istemek zayıflıkmış gibi…

Ama hayır.

Yorulmak çok insani.
Dinlenmek bir ihtiyaç.
Yardım istemek ise güçsüzlük değil, farkındalık.

Her şeyi tek başına taşımak zorunda değilsin.
Paylaşmak, bölüşmek, “ben de yoruldum” diyebilmek hakkın.

Babaanne burada sınır koymuyor,sınır koyuyormuş gibi yapıp sorumluluğu anneye atıyor. Bu çok problemli çünkü: “Ben izin ...
05/02/2026

Babaanne burada sınır koymuyor,
sınır koyuyormuş gibi yapıp sorumluluğu anneye atıyor. Bu çok problemli çünkü: “Ben izin vermiyorum” demiyor, “Annen kızar” diyor.
Yani: Kendi otoritesini kullanmıyor, anneyi “kötü polis” yapıyor.
Bu, kısa vadede babaanne için kolaydır ama uzun vadede:
-Çocuk → anneyi yasakçı/kötü biri gibi algılar
-Babaanne → “iyi, izin veren” konumda kalır
-Anne → istemeden “ceza figürü” olur.
Bu da üçgenleşme (triangulation) dediğimiz yapısal bir aile problemidir.
⭕️
Çocuk şunu yaşar:
-Anneyle başka kurallar
-Babaanneyle başka kurallar
-Ama yasakların kaynağı belirsiz
Bu durumda çocuk:”Kural kime ait?” sorusunu çözemiyor.
Sonuç:
-Otoriteyi ciddiye almama
-Manipülasyon öğrenme (“anne yokken yaparım”)
-Sınır karmaşası
-Davranış problemleri
Özellikle sahada en ck gördüğümüz:
dürtüsellik, kurala direnç, yetişkini test etme davranışları tam buradan çıkar.
⭕️
Babaanne aslında şunu yapıyor:”Ben kötü görünmeyeyim, annen kötü görünsün.”
Bu bir tür duygusal manipülasyon ve pasif-agresif tutumdur.
Çocuğa örtük mesaj:
“Ben senin tarafındayım”
“Annen yasakçı”
Bu da anne–çocuk bağını zayıflatabilir.
⭕️
Doğru yaklaşım:
Babaanne şunu demeli:
- “Hayır, bunu yapamayız.”
- “Ben izin vermiyorum.”
- “Evde kural bu.”
Yani: Sorumluluğu üstlenmeli, anneyi kullanmamalı.
Çocuk için en güvenli model:Tek ses-Net sınır-Net otorite

Address

İstasyon Caddesi, Hallaç Hüseyin Sokak. Tatsu Pasajı, NO:4/57 Cevizlik Mahallesi Bakırköy
Istanbul
34142

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bakirköy ÇOCUK Gelişim Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram