04/02/2026
Cinsellik, bir ilişkinin en önemli parçalarından biridir. Sadece fiziksel bir temas alanı değildir. Yakınlığın, paylaşımın, arzunun, haz almanın ve haz vermenin alanıdır. Daha da önemlisi, partnerlerin birbirlerine en savunmasız halleriyle temas ettikleri yerdir. İnsan cinsellikte kendini gizleyemez. Bedeniyle, arzularıyla, sınırlarıyla, ihtiyaçlarıyla oradadır. Bu yüzden cinsellik, ilişkinin güven, sevgi, tutku, heyecan ve bağlılık düzeyini en çıplak haliyle gösteren aynalardan biridir.
Çoğu ilişkide cinselliğin bitişi bir “sonuç”tur, bir “sebep” değil. Ama ne yazık ki çiftler bunu genellikle tam tersi sanır. “Cinselliğimiz yok” diye gelirler; oysa asıl mesele cinselliğin çok daha öncesinde, ilişkinin duygusal zemininde çatlamaya başlamıştır. Cinsellik yok denecek kadar azalmıştır. İlişki adeta kangren olmuş, can çekişmektedir. Ama çift, bunu dillendirmeden, konuşmadan, sanki hiçbir şey yokmuş gibi yaşamaya devam eder. Gündelik hayat akıp gider: iş, ev, çocuklar, sorumluluklar. Sorun konuşulmaz, üstü örtülür. Ta ki, eşlerden biri bu sessizliği daha fazla taşıyamayana kadar.
Cinsellik azaldığında ya da tamamen bittiğinde, ilişki çok güçlü bir alarm verir. Çünkü cinsellik yoksa, çoğu zaman yakınlık da yoktur. Derin paylaşım da yoktur. Birbirine dokunabilen iki beden değil, aynı evde yaşayan iki yabancı vardır artık.
Bu noktada ilişkide genellikle şunlar vardır:
• Konuşulamayan, ertelenmiş meseleler
• İçte biriken ama ifade edilemeyen öfke
• Görülmediğini, duyulmadığını hissetme
• Değersizlik duygusu
• Tamir edilememiş hayal kırıklıkları
Cinsellik, bu duyguların hepsine karşı son derece hassastır. Çünkü beden, ruhun taşıyamadığını taşımak istemez. Kalp kırıklıkları, kırgınlıklar, incinmeler çözümlenmeden beden yakınlığa izin vermez. Bu yüzden cinselliğin bitmesi, “isteksizlik” meselesi değildir yalnızca. Çoğu zaman bu, bilinçdışı bir geri çekilmedir. Bir tür korunma halidir. İnsan, incindiği yere yeniden açılmak istemez.
Devamı yorumda ⬇️