Klinik Psikolog Büşra Kuru

Klinik Psikolog Büşra Kuru Uzman Klinik Psikolog
Ergen | Yetişkin
Aile ve Çift Terapisi
Online | Yüz Yüze Terapiler

Travma Tetiklenmesi: Geçmişin Bugünde Yeniden HissedilmesiTravma tetiklenmesi, geçmişte yaşanan bir olayın duygusal ve b...
05/03/2026

Travma Tetiklenmesi: Geçmişin Bugünde Yeniden Hissedilmesi
Travma tetiklenmesi, geçmişte yaşanan bir olayın duygusal ve bedensel izlerinin, bugünde bir uyaranla yeniden aktive olmasıdır. Bu uyaran bir koku, ses, görüntü, cümle, tarih ya da beden hissi olabilir. Kişi “şu an güvendeyim” diye bilse bile bedeni ve duyguları sanki tehlike yeniden oluyormuş gibi tepki verir.Van der Kolk’un tanımladığı gibi travma, anıdan çok bir tepkidir.
Beyin travmatik anıları, zaman damgası koymadan saklayabilir. Bu nedenle tetiklenme anında kişi olayı hatırlamaktan çok, onu yeniden yaşıyor gibi hisseder. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, donakalma, öfke patlamaları, ani kaygı ya da yoğun kaçma isteği sık görülen tepkilerdir. Bu tepkiler bilinçli değil; sinir sisteminin otomatik savunma yanıtlarıdır.
Travma tetiklenmesi bir zayıflık değildir. Bu, bedenin geçmişte hayatta kalmasını sağlayan mekanizmaların bugünde de çalışmaya devam etmesidir. Sorun, tehlike geçmesine rağmen sistemin bunu fark edememesidir. Psikoterapi, tetiklenmeleri tanımayı, bedeni yeniden regüle etmeyi ve “şimdi ve burada”ya dönmeyi öğretir. Travma iyileşmesi, geçmişi silmek değil; onun bugünü yönetmesine gerek kalmadığını sinir sistemine yeniden öğretmektir.

27/02/2026

Herkesin doğru bildiği o psikoloji bilgisi…
belki de bir mitten ibaret.

Psikolojide doğru sandığın bazı şeyler aslında en büyük yanılgın olabilir. Duyduğun her bilgi ‘bilimsel’ değildir.

ADHD: Dikkat Eksikliği Değil, Farklı Çalışan Bir ZihinADHD (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), yalnızca odakl...
21/02/2026

ADHD: Dikkat Eksikliği Değil, Farklı Çalışan Bir Zihin
ADHD (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), yalnızca odaklanamamak ya da yerinde duramamak değildir. Beynin dikkat, dürtü kontrolü ve zaman yönetiminden sorumlu sistemlerinin farklı çalışmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle ADHD’li bireyler istemedikleri için değil, nörobiyolojik nedenlerle odaklanmakta ve düzeni sürdürmekte zorlanırlar.
Bilimsel olarak ADHD’de dopamin ve noradrenalin sistemlerinin işleyişi farklıdır. Bu durum, dikkatin sürdürülebilmesini, motivasyonun devamını ve görevler arasında geçişi etkiler. Kişi ilgi çekici bir konuya aşırı odaklanabilirken, rutin ya da zorunlu işlerde ciddi zorlanma yaşayabilir.
Unutkanlık, erteleme, zaman algısında bozulma ve duygusal tepkilerin hızlı yükselmesi sık görülür.ADHD çocuklukta başlasa da birçok bireyde erişkinlikte de devam eder. “Potansiyelini kullanamama” hissi, özgüven sorunları ve tükenmişlik bu süreçte eşlik edebilir. ADHD bir tembellik ya da irade sorunu değildir. Uygun terapi yaklaşımları, beceri geliştirme ve gerektiğinde medikal destekle kişinin yaşam kalitesi belirgin biçimde artabilir. ADHD, eksiklik değil; doğru destekle yönlendirildiğinde güçlü yönleri de olan farklı bir bilişsel profildir.

Bağımlılık: İrade Eksikliği Değil, Beynin Öğrenilmiş DöngüsüBağımlılık, çoğu zaman “kendini tutamamak” ya da “irade zayı...
05/02/2026

Bağımlılık: İrade Eksikliği Değil, Beynin Öğrenilmiş Döngüsü
Bağımlılık, çoğu zaman “kendini tutamamak” ya da “irade zayıflığı” olarak görülse de bilimsel olarak beynin ödül ve öğrenme sistemleriyle ilişkili bir durumdur. Kişi bağımlı olduğu maddeye, davranışa ya da alışkanlığa yalnızca keyif için değil; rahatlamak, kaçmak ya da duygusal bir boşluğu doldurmak için yönelir. Zamanla beyin bu yolu hızlı bir rahatlama stratejisi olarak öğrenir.Bağımlılıkta dopamin sistemi belirleyici rol oynar. Beyin, kısa sürede haz veya rahatlama sağlayan uyaranı tekrar tekrar ister ve alternatif baş etme yollarını geri planda bırakır. Bu nedenle kişi zararlarını bilse bile davranışı sürdürür. Stres, kaygı, travma ve duygusal yoksunluklar bu döngüyü güçlendirebilir.Bağımlılık yalnızca maddelerle sınırlı değildir; teknoloji, sosyal medya, kumar, yeme davranışı ya da ilişki örüntüleri de benzer mekanizmalarla bağımlılığa dönüşebilir. Ortak nokta, davranışın kişinin kontrol alanını daraltması ve yaşam kalitesini düşürmesidir.İyileşme, yalnızca bağımlı olunan şeyi bırakmakla değil; onun yerine neyin geçtiğini anlamakla mümkündür. Bağımlılık bir zayıflık değil, beynin zorlanmaya verdiği bir uyum çabasıdır. Doğru destek ve terapiyle bu öğrenilmiş döngü değiştirilebilir.

Öfke Problemleri: Kontrol Kaybı Değil, Düzenlenemeyen Bir DuyguÖfke, insanın temel ve sağlıklı duygularından biridir; an...
03/02/2026

Öfke Problemleri: Kontrol Kaybı Değil, Düzenlenemeyen Bir Duygu
Öfke, insanın temel ve sağlıklı duygularından biridir; ancak düzenlenemediğinde sorun hâline gelir. Öfke problemleri, çoğu zaman “çok sinirli olmak”tan ziyade, duygunun yoğunluğunu yönetememekle ilgilidir. Beyin tehdit algıladığında savunma sistemleri hızla devreye girer; bu da düşünmeden tepki verme, sabırsızlık ve ani patlamalarla sonuçlanabilir.Bilimsel olarak öfke, limbik sistemin hızlı tepkileri ile ön beyin bölgelerinin düzenleyici işlevleri arasındaki dengenin bozulmasıyla ilişkilidir. Stres, birikmiş duygular, bastırılmış sınırlar ve geçmiş deneyimler bu dengeyi daha da zorlar. Kişi çoğu zaman öfkesinin altında yatan kırgınlık, hayal kırıklığı, değersizlik ya da çaresizlik duygularının farkında değildir.
Öfke problemleri karakter zayıflığı değildir. Uyarılmak, bastırılmak ya da “sakin ol” denilmesi çoğu zaman duyguyu daha da yükseltir. Sağlıklı düzenleme; duyguyu tanımak, bedensel sinyalleri fark etmek ve tepkiden önce durabilmeyi öğrenmekle mümkündür. Psikoterapi, öfkenin altında yatan duygusal yükleri anlamada ve daha dengeli ifade yolları geliştirmede etkili bir destektir.

Tikler: Kontrol Edemediğimiz Hareketler Değil, Sinir Sisteminin SinyalleriTikler; ani, hızlı, tekrarlayıcı ve istemsiz g...
29/01/2026

Tikler: Kontrol Edemediğimiz Hareketler Değil, Sinir Sisteminin Sinyalleri
Tikler; ani, hızlı, tekrarlayıcı ve istemsiz görünen hareketler ya da seslerdir. Göz kırpma, omuz silkme, yüz buruşturma, boğaz temizleme veya ses çıkarma gibi biçimlerde ortaya çıkabilir. Çoğu kişi tikleri “alışkanlık” ya da “isteyerek yapılan” davranışlar sanır; oysa tikler, beynin motor kontrol ve dürtü düzenleme sistemleriyle ilişkilidir.Bilimsel olarak tikler, beynin özellikle bazal gangliyonlar ve frontal bölgeler arasındaki iletişimindeki farklılıklarla açıklanır. Stres, kaygı, yorgunluk ve duygusal yük arttığında tikler belirginleşebilir; kişi sakin ve güvende hissettiğinde ise azalabilir. Tik öncesinde çoğu bireyde rahatsız edici bir “gerilim” hissi oluşur ve tik, bu gerginliği kısa süreliğine rahatlatır.Tikler çocukluk döneminde daha sık görülse de her yaşta ortaya çıkabilir. Çoğu tik geçicidir ve zamanla azalır. Ancak uzun süren, yoğunlaşan ya da işlevselliği etkileyen durumlarda profesyonel değerlendirme önemlidir.Tikler bir irade sorunu değildir. Uyarılmak, bastırılmaya çalışılmak ya da eleştirilmek çoğu zaman tikleri artırır. Destekleyici bir yaklaşım, stresin azaltılması ve gerekli durumlarda terapi, sinir sisteminin yeniden dengelenmesine yardımcı olur.

26/01/2026

Herkes duygular,düşünceler, davranışlar hakkında konuşabilir…
Ama bu, herkesin psikolojiyi bildiği anlamına gelmez.
Psikoloji, sadece fikir değil… BİR BİLİMDİR.
Psikoloji;
“Bence” ile değil, kanıt ile konuşur.
Duyguları ölçer, davranışı analiz eder.
Deney yapar, veri toplar, test eder.
Çünkü psikoloji, insanı anlamaya çalışan bir yorum değil…
İnsanı çözmeye çalışan bir bilimdir.
“Ben de psikolojiye ilgi duyuyorum” demek güzeldir…
Ama unutma: İlgi başka, bilimsel bilgi başkadır

Depresyon: Üzgün Olmaktan Daha FazlasıBilimsel olarak depresyon, uygun terapi ve gerektiğinde psikiyatrik destekle iyile...
25/01/2026

Depresyon: Üzgün Olmaktan Daha Fazlası
Bilimsel olarak depresyon, uygun terapi ve gerektiğinde psikiyatrik destekle iyileşebilen bir durumdur. Bu bir zayıflık değil, beynin “yüküm fazla” demesidir. Bu sinyali fark etmek, iyileşmenin ilk adımıdır.Depresyon, sadece mutsuz hissetmek değil; beynin duygu, düşünce ve enerji düzenleme sistemlerinin zorlanmasıdır. Kişi hayattan eskisi gibi zevk alamaz, yorgunluk artar, motivasyon düşer ve zihinsel süreçler yavaşlar. Bu durum isteyerek oluşmaz; serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin işleyişindeki değişimlerle ilişkilidir.Depresyonda kişi kendini değersiz hissedebilir, gelecek umutsuz algılanır ve günlük işler bile ağır gelir. Uyku, iştah ve dikkat düzeni bozulabilir; sosyal geri çekilme sık görülür. Depresyon tek bir nedene bağlı değildir; genetik yatkınlık, stres, kayıplar ve uzun süreli duygusal yükler birlikte rol oynar.

BELİRSİZLİK NEDEN BU KADARZOR? ZİHNİMİZ BİLİNMEYENE NEDEN DAYANAMIYOR?Belirsizlik, çoğu zaman sanıldığı gibi sadece “ne ...
21/01/2026

BELİRSİZLİK NEDEN BU KADAR
ZOR? ZİHNİMİZ BİLİNMEYENE NEDEN DAYANAMIYOR?
Belirsizlik, çoğu zaman sanıldığı gibi sadece “ne olacağını bilmemek” değildir. Asıl zorlayıcı olan, ne olacağını kontrol edemeyeceğini hissetmektir. İnsan zihni öngörülebilirliği güvenle ilişkilendirir; bildiği, tahmin edebildiği ve planlayabildiği ölçüde rahatlar. Belirsizlik ise bu güven duygusunu sarsar ve sinir sistemini alarma geçirir.Beyin, belirsiz durumları risk olarak algılar. Net bir sorun, sınırları belli olduğu için zihne daha katlanılabilir gelir; oysa belirsizlikte sınır yoktur. Bu boşluk, zihin tarafından senaryolarla doldurulur ve çoğu zaman en olumsuz ihtimaller öne çıkar. Bu nedenle belirsizlik; kaygı artışı, zihinsel yorgunluk, huzursuzluk ve sürekli tetikte olma hâliyle birlikte yaşanır.Belirsizlik aynı zamanda kontrol ihtiyacımıza dokunur. Kontrol edemediğimiz bir durum, güçsüzlük ve güvensizlik hissini tetikler. Bu yüzden insanlar geleceği bilmek, kesin cevaplar almak ya da her ihtimali düşünerek hazırlanmak ister. Ancak bu çaba çoğu zaman rahatlatmaz; aksine zihni daha da meşgul eder.Belirsizlikle zorlanmak bir zayıflık değildir. Bu, beynin bizi korumaya çalışan doğal bir güvenlik tepkisidir. Psikolojik dayanıklılık ise belirsizliği tamamen ortadan kaldırmakla değil, onunla birlikte kalabilmeyi öğrenmekle gelişir. Her şeyi bilmeden de regüle olabildiğini fark etmek, zihinsel güçlenmenin en önemli adımlarından biridir.

20/01/2026

Panik atak yaşadığında..
Şu an panik yaşıyor olabilirsin ve bu tehlikeli değil. Bedenin seni korumaya çalışıyor ama yanlış bir alarm veriyor. Kendinle savaşma, kaçmaya çalışma. Nefesine odaklan: 4 saniye nefes al, 6 saniye yavaşça ver. Ayaklarını yere bastığını hisset, çevrende gördüğün 3 şeyi say. Kendine bunun bir panik atağı olduğunu ve geçeceğini hatırlat. Kontrolü kaybetmiyorsun, birkaç dakika içinde azalacak.

Evde kalma isteğinin arkasında ne var?MoTİVASYON NASIL GELİR?Evden çıkmak bazen üşengeçlik gibi görünür ama çoğu zaman m...
17/01/2026

Evde kalma isteğinin arkasında ne var?
MoTİVASYON NASIL GELİR?
Evden çıkmak bazen üşengeçlik gibi görünür ama çoğu zaman motivasyon sisteminin yavaşlamasıyla ilgilidir. Beyin, daha az efor gerektiren ve anında rahatlama sağlayan seçeneklere yönelmeye eğilimlidir. Evde kalmak kısa vadede konfor sunar ve enerji harcamayı geciktirir. Günlük rutinin tekdüzeleşmesi başlama isteğini azaltabilir. Dopamin düzeyi düştüğünde harekete geçmek daha zor hissedilir. Bu durum irade eksikliği değil, biyolojik bir süreçtir. Uzun süre hareketsiz kalmak isteksizliği besler. Motivasyon genellikle hareketten önce değil, hareket sırasında oluşur. Küçük bir adım atmak zihni “devam edebilirim” moduna geçirir. Bazen çıkmak için iyi hissetmeyi beklemek yerine çıkmak, iyi hissetmenin kendisi olur.

Address

Istanbul
34000

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Klinik Psikolog Büşra Kuru posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Klinik Psikolog Büşra Kuru:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram