Osman Aktar Şifalı Bitkiler

Osman Aktar Şifalı Bitkiler OSMAN AKTAR & BAHARAT SULTANBEYLİ
Her türlü bitkisel ürünler, özel macunlar, kozmetik ürünle

ŞİFALI BİTKİLER
BAHARAT ÇEŞİTLERİ
AROMATİK BİTKİ SULARI
BİTKİSEL MACUNLAR
BİTKİSEL ÇAYLAR
BİTKİSEL KAPSÜLLER
BİTKİSEL TABLETLER
KINA
HİNT KINASI
NARGİLE VE MALZEMELERİ

21/11/2025
Türkiye Gazze için ne yapabilir ne yapmıyor?Hep gündemde ama Gazze’ye yardım meselesini bir kez de İstanbul Belediye Baş...
04/03/2024

Türkiye Gazze için ne yapabilir ne yapmıyor?

Hep gündemde ama Gazze’ye yardım meselesini bir kez de İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday olan Murat Kurum hatırlattı. Başkanlığı kazanırsa belediyenin Gazze’ye insani yardım göndereceğini vaat etti. Şu cümleler Kurum’un: “31 Mart’ta Gazze’deki mazlumlar sevinecek… Gazze’nin özgürlüğü için İBB olarak Gazze’ye yapacağımız yardımlar için, inşallah 31 Mart’ta milletimiz yine gerçek belediyecilikten yana tavrını koyacaktır.”
Bu sözler, İstanbul halkı Kurum’u seçecek olursa şimdiye kadar büyük baskılara ve duyarlılık çağrılarına rağmen hükümetin nedense bir türlü el atmadığı Gazze’ye yardımın önünün açılacağı anlamını taşıyor. Bir anlam daha çıkabilir… İstanbullular Kurum’u seçmezse Gazze’ye yardım edilmemesinin sorumluluğu üzerlerine kalır! Yine de “o kadarı aşırı yorum olur” diyenlere itirazımız olmaz.
Ancak, yoruma veya anlam çıkarmaya ihtiyaç duyulmayacak bir gerçek var: Türkiye, çok konuşuyor, çok hassas görünüyor ama Gazze için sadra şifa bir şey yapmıyor, yetersiz kalıyor. Karnemiz iyi değildir ve bugünler tarihe, biz ve bizim gibi birçok İslam ülkesi için iyi kelimelerle geçmeyecek. Gazze için sadece üzülmek bir devletin sorumluluğunu ifa anlamına gelmez. Ayrıca, biz bir-iki yerli ve milli mitingle defteri çoktan kapattık ama sokaklarında eylem ve protestolar bitmeyen ABD’den Avrupa’ya, Latin Amerika’dan Avustralya’ya kadar birçok ülkenin halkı bizden daha çok üzülüyor. Batı’da eylemler ilk günkü gibi devam ediyor. Bizden daha çok ses çıkarıyorlar. Bizden daha çok İsrail ve ABD’ye rahatsızlık veriyorlar. Üzülme ve duyarlılık yarışında da gerilerdeyiz, kabul edelim.

Peki hükümet ne yapabilirdi de yapmıyor?

Öncelikle, İsrail ile yapılan ve önemli kısmı bu ülkenin ordusunun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ticaretin sonlanması, ihracatın kesilmesi gerekir. Mevcut şartlarda bu hem hukuken mümkün hem de ahlaki olarak geciktirilmemesi gereken bir işlemdir. İsrail ile ticaret sonlanmalıdır. Yük gemilerimiz de İsrail limanlarına kendi ürünlerimizi veya başka ülkelerin ürünlerini taşımamalıdır. Başlangıç olarak, ateşkes şartına bağlanarak ticaret kesilmeli, katliam devam ederse tamamen askıya alınmalıdır. Ayrıca, Türkiye’nin sadece kendi ticaretini kesmesi yetmez, uluslararası alanda başka ülkelere de baskı yapması beklenir.

Türkiye aynı zamanda ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin Filistin ve Gazze’nin can damları olan BM yardım kuruluşu UNRWA’nın fonlarını kesme kararının ardından bu fonları ikame edebilir ve başka ülkeleri hareket geçirebilirdi. Bunu da yapmadı; hatta konunun kapağını bile açmadı.

Devam edelim…

Şimdi Ürdün ve ABD’nin yapmaya başladığı havadan gıda yardımı için inisiyatif alabilirdi, almadı. Hala da almıyor.

Sivil toplum iktidardan talimat almadan sokağa çıkamadığı için içeride de Gazze duyarlılığı neredeyse bitti. Bütün dünyada akademisyenler işlerinden kovulma pahasına tepkilerini sürdürürken bizim üniversitelerimiz aylardır sessizce olsn biteni seyrediyor. Sanki bir yerden susmaları için ikaz edilmiş görünüyorlar. Görüntü hiç iyi değildir. “Gazze’ye destek ve İsrail’e tepki” konusunda sivil tepki tekeli kaldırılmalıdır.

İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’nda yargılanması sürecinde zayıf kaldık. Ama bu süreçle eş zamanlı birçok uluslararası faaliyet yapabilirdik, yapmıyoruz. Aynı cümleleri tekrarlayarak kendi kendimize konuşmak, Gazze’ye destek anlamına gelmez. Diplomatik açıdan hem Türkiye hem de İslam ülkeleri zayıf kalıyor. Böylesine insani kriz durumları yeni ve yaratıcı yöntemleri zorlar ama bunun işaretlerini göremiyoruz.

Gazze’de hayatın kaybedenlerin sayısı 30 bin geçti… Konuşup durduğumuz ama sonuçta bir şey yapmadığımız trajedi bu boyuttadır. Muhtemelen, Ramazan ayında daha acı tablolar izleyeceğiz.

4 aydır yapılamayanlar Türkiye’ye yakışmıyor… Böylesine acı ve dayanılması güç insanlık dramı karşısında boş boş oturup üstüne bir de bunu yerel seçim malzemesi yapmak ise hiç yakışmıyor.

M.K

HERKES AYAKTA MÜSLÜMANLAR UYKUDAFilistinli çocuklar yaklaşık 8 bin çift ayakkabı bırakıldı!Hollanda'nın Rotterdam kentin...
21/12/2023

HERKES AYAKTA MÜSLÜMANLAR UYKUDA

Filistinli çocuklar yaklaşık 8 bin çift ayakkabı bırakıldı!
Hollanda'nın Rotterdam kentinde, siyonist rejimin Gazze'ye yönelik saldırılarında şehit edilen Filistinli çocuklar için anma etkinliği düzenlendi.

20/12/2023

Hasan Bitmez, Kierkegaard ve onurlu ölüm
Søren Kierkegaard’a göre kişinin derinliği, olgunluğu ve yaşamının mahiyeti o kişinin ölüme karşı tutumu tarafından yansıtılır. Kendisinin ölüm hakkındaki tefekkürleri oldukça nettir.

Kişi hayatındaki olayların kendisinde yarattığı ruh halini hatırlamayı öğrenerek benliğin parçalanmasından kaçabileceğine inanırken, Kierkegaard bireyi kurtaran ve onun yaşamını temellendiren şeyin “Allah’ın anılması” olduğuna inanır.

“Dünyada Tanrısız olan kişi çok geçmeden kendisinden sıkılır ve bunun getirisi olarak tüm yaşamdan sıkılır. Bunu da kibirli bir şekilde yaşamına yansıtır. Fakat Tanrı ile paydaşlık içinde olan kişi gerçekten de varlığı ona sonsuz anlam veren bir ruhla birlikte yaşar. En önemsiz detay dahi onun için anlamlıdır artık.

Kişinin tüm hayatına anlamını veren, Tanrı’yı ömür boyu hatırlaması ya da en azından Tanrı’yı her zaman daha iyi hatırlama çabasıdır. Hayatı boyunca tek bir fikrin peşinde koşan bir kişinin belki hatırlayacak daha çok şeyi vardır; ama onun hatası, insanın hatırlaması gereken şeyi yanlış anlamasıdır. Ve insanın Allah’ı hakkıyla hatırlamasını sağlayacak olan şey, öncelikle ölümün gerçekliğini hatırlamak, ölümü henüz yokken derinlemesine düşünmektir.”

Bu hafta Kierkegaard’ın “ölüm bir hatırlatma değil, unutmamadır.” sözünden de ilhamla bir ölüm tefekkürü yazmayı düşündüm. Ölümü, gururla ve yaşadığı gibi ölen birisi nasıl hatırlamalıyız sorusu üzerine kafa yormak istedim.

Hasan Bitmez Meclis kürsüsünden on binlerce ölen çocuğun ve Müslümanın hakkını arıyorken, bir yudum suya, bir parça ekmeğe muhtaç halde vefat ediyorken ertesi gün bahçede mangal yapacak zevkperest vekillere “ticaretin neden durdurulmadığını” soruyordu.

Konuşma esnasında canıyla cedelleştiği, zorlandığı, yaşam savaşı verdiği de çok belliydi. Enteresan olanı son ana kadar doğruyu söylemekteki ısrarıydı. İtiraf etmeliyiz ki böylesi vakur bir ölümle uzun bir zamandır karşılaşmamıştık. Tüm doğruları faş eden, tüm sahtelikleri tıpkı sabah güneşinin dağları aydınlatması gibi aydınlatan bir vefat oldu bu ölüm. Tıpkı Kierkegaard’ın “ayrıcalıklı, farkındalıklı ölüm” dediği ölüm gibi ya da onurlu insanın kendi ölümünü seçebileceği düşüncesindeki gibi bir vefat oldu bu ölüm…

Bu vefatın üzerinden elbette payımıza düşen kısımlar var. Konu merhum Hasan Bitmez’in sadece duymak istediklerimizi söylemesi, hakikati çekincesiz dile getirmesi kadar primitif değildi. Konu insanın hakikati söylerken ölebileceği gibi hakikati duymak istemiyorken ve hakikat işine gelmiyorken takınabileceği aşağılık bir duruş da olabilirdi.

Öyle ki bu duruş, kulaklarını elleriyle kapatarak “lallalaala” diyen o küçük anaokulu bebesi kadar saf, ölmek üzere olan bir insana işaret parmağını göstererek bağırırken, sanki tüm sefaleti ve içler acısı gerçekleri örteceğini düşünerek bağırması kadar zavallıcaydı. Fakat yüce Allah şöyle buyuruyordu:

“Nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur; hatta isterseniz sağlamlaştırılmış yüksek kalelerde olun. Onlara bir iyilik geldi mi bu derler, Allah’tan. Bir kötülük geldi mi, bu derler, senden. De ki: Hepsi Allah’tan. Ne oldu bu kavme ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyor.” 4-78

Ardından tabii ki bir ibret alınmasını beklemiyoruz ki alan da yok zaten. Gemiler kalkar yüreklerinden hala ve devamla, gizlice, durmaksızın... Onların işleri artık Allah’a kalmıştır artık ve Allah hesap görenlerin en hayırlısıdır.

Biz kendi alacağımız derslere odaklanacağız. Korkup titreyeceğiz.

Artık bilmeliyiz ki “ölüm” üzerine düşünmek salt ölenin arkasından ağlamak, arkasından ayetler okumak, kederli şarkılarla hüzünlenmek ve anılar üzerinde yoğunlaşmak değildir.

Bir cenazede ölüm ve sonluluk düşüncesini ciddiye almak ve bu düşünce tarafından inşa edilmek apayrı bir boyuttur. Ve ölenin ardından girilecek boyut burasıdır.

“Biliniz ki, kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak gelip size çatacaktır. Sonra akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz, O da size yapıp etmiş olduklarınızı bildirecektir.” 62-8

Kur’an düşünmeye davettir: İnsanın ansızın yaradılışı gibi ansızın da ölebileceği gerçeğiyle yüzleşmesidir. Zira kul ancak kendi ölümünün ne anlama geleceğini tam bir açıklıkla düşündüğünde Allah’a karşı, yaşama karşı, sahteliklere karşı, haksızlıklara karşı ciddileşebilir ve ciddi bir tavır edinebilir.
Kul, kişinin ölümle birlikte yaşamdan kesilmiş olan tüm bağlılıklarının nihai yararsızlığını ve onun rabbiyle baş başa oluşunu görmeye başlayabilir aynı zamanda hâlâ zaman varken, yaşıyorken “gerekli olan tek şeyi” aramasının ne kadar elzem olduğunu görmeye de başlayabilir.

Kul kendi ölüm fikrini, öleceği düşüncesini kişisel olarak önce kendisine mal etmelidir; az öne kabre koyduğu ve büyük ilhamla vefat eden, o hakkı haykırırken vefat eden arkadaşından belki ölümü öğrenemez ancak yaşamda onun gibi korkusuz bir tavır takınarak kendisini takdir edebilir.

Ölümü salt başkalarının başına gelen bir felaket olarak gören insanoğluna sonsuzluk ve ahiret fikri elbet bir şaka gibi gelir. Kötülükte ısrara devam ederler. Duymak istemedikleriyle karşılaştığında tıpkı bir çobanın sürüsünü gütmesi gibi tebaasını gerçeklerin konuşulduğu yerden itelemek isterler. Boykotun yalnız olanı makbul değildir: bilirler.

Bunlara artık böyle bir ölümün dahi ibret olmadığını ibretle gördüğümüz şu günlerde hem ölümü düşünmek hem Allah’ı düşünmek hem doğrunun yanından ayrılmamak hem de korkusuz olmak insanın boynunun borcu.

Başka alemlerden farkı kalmayanlardan olmamanın duasıyla...

şule demirtaş

14/09/2023
Açlık Otu Hakkında Kısa BilgilerAslen bir Afrikalı olan açlık otu, ülkemizde deve gözü otu, erkek sinameki gibi isimlerl...
08/05/2022

Açlık Otu Hakkında Kısa Bilgiler

Aslen bir Afrikalı olan açlık otu, ülkemizde deve gözü otu, erkek sinameki gibi isimlerle de anılabiliyor. Faydaları nedeniyle tarihte yüzlerce yıl boyunca tedavi amaçlı olarak kullanıldığı söylenen bu ot, sinameki bitkisine benzerliğiyle dikkat çekiyor.
https://www.osmanaktar.com/product/aclik-otu-70-gr

Address

M. A. ERSOY MH. CAMİ Caddesi NO:36/A SULTANBEYLİ (Merkez İlkokulu Karşısı)
Istanbul
34930

Opening Hours

Monday 08:00 - 21:00
Tuesday 08:00 - 21:00
Wednesday 08:00 - 21:00
Thursday 08:00 - 21:00
Friday 08:00 - 21:00
Saturday 09:00 - 21:00
Sunday 09:00 - 21:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Osman Aktar Şifalı Bitkiler posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Osman Aktar Şifalı Bitkiler:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram