Belgin Altop: Psychologist

Belgin Altop: Psychologist Psikolojik Danışmanlık/Uzman Psikolog/Uzman Psikolojik Danışman

“Nardugan bayramının 22 Aralık'ta gece ile gündüzün ya da ay ile güneşin arasında yaşanan savaşta gündüzün yani güneşin ...
21/12/2025

“Nardugan bayramının 22 Aralık'ta gece ile gündüzün ya da ay ile güneşin arasında yaşanan savaşta gündüzün yani güneşin kazanmasını zafer olarak bir gelenek şeklinde kutlanması sırasında hayat ağacına yapılan dilek ve istek geleneği günümüzde de yapılmaktadır.”

Ülkemde de bol güneşli, bol ışıklı günlerdir dileğim… Belgince…

“...Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi külle...
21/12/2025

“...Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde tünemekten kurtulamayacağız. Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...” Belgince aktarıyor…

Belgin'ce...Hani zaman zaman dip bucak temizlik yaparız. Bazen zor gelir de çöpü halının altına itivermişizdir, sonra da...
01/12/2025

Belgin'ce...
Hani zaman zaman dip bucak temizlik yaparız. Bazen zor gelir de çöpü halının altına itivermişizdir, sonra da bir rehavet, bir tembellik içinde, amaaaan dursun işte orada, ne zararı var demişizdir. Sonra bir gün gelir, o çöp orada durdukça, içimiz rahat etmemeye başlar ve bir gün ansızın kolları sıvayıp o dip bucak temizliğe girişir, bitirir ve keyifle çayımızı kahvemizi yudumlarız. Kendimizi, tüm yorgunluğumuza rağmen çok severiz, kendimizle gurur duyarız o zamanlarda... İçimizi, yaşamımızdaki olayları, konuları, duygularımızı da elden geçirmek çok yorsa da, çok acıtsa da, böyle tazeleyeci bir duygu vermez mi?
Veya dolapları tıka basa doldurmuşuzdur, uzun zamandır hiç bir giysimizi ayıklamamışızdır. Gönül bu, ister, yeni bir şeyler aldığımızda onları asacak yer ve koyacak raf kalmayıvermiştir. İş başa düşer, bizim kendi giysilerimizi bizden başka kimse ayıklayamaz; biz biliriz artık hangisinin emekliye ayrılması gerektiğini. Başlarız elemeye... Bazılarını elemek çok zor gelir, onları çok severiz, ama öyle bir delinmiştir ki onarılması neredeyse olanaksızdır. Bazıları sağlamdır, ama artık bıkmışızdır giymekten. Bazıları bol gelmeye, bazıları ise daha da kötüsü dar gelmeye başlamıştır. Çooook ayrılmak istemediklerimizi bir kenara ayırırız, başka ikinci bir dolaba veya valize, bir gün yine giyerim belki diye... Ancak çooook büyük olasılıkla, onları ayırdığımızı bile unutacağızdır. Yaşam, öyle bir sürmektedir ki ve her gün, her hafta, her ay, her yıl öyle yenilikler ve aklımızı başından alabilecek güzellikler, hoşluklar karşımıza çıkmaktadir ki, o kenara ayrılmış olan, belki de anıları olan giysileri muhtemelen hiç anımsamayız bile...
Galiba an'ı yaşamak gerektiğini böyle böyle hatırlarız... Geçmişe bağlı kalıp geriye sarmalara devam ettikçe, an'ı kaçırıp, an'a odaklanamayıp yarın'ı da tehlikeye sürüklediğimizi farkettiğimizde galiba bir durup silkelenmemiz gerekir... Ne dersiniz? Belgince…

Belgin Altop

16/11/2025

("…adıyla var bir zamanlar gül olan; salt adlar kalır elimizde" cümlesiyle biten ‘Gülün Adı’ romanı için Umberto Eco geçmişe ait, kaybolmuş olan güzelliklerin şimdi sadece adını bildiğimize dikkati çekmiştir.)
Beni etkilemiş olan ‘Gülün Adı’ romanıyla ilgili internette bakınırken, yukarıdaki parantez içindeki alıntıyı gördüm. Ne kadar doğru, değil mi? “…geçmişe ait, kaybolmuş olan güzelliklerin şimdi sadece adını bildiğimiz…” ve Belgince devam ediyorum: O adları bile unuttuğumuz, unutturulduğumuz, özlemle bile anıp canımız yanmasın diye kendi kendimize hafızamızdan çıkarttığımız gerçeği insanın canını yakıyor. Biliyorum ki, o adların temsil ettikleri artık yoklar… Güller bile artık eskisi gibi mis kokulu değiller. Babaannemin ben daha küçücükken çayıma koymayı öğrettiği mis kokulu pembe gülleri acaba kaç yıldır hiç bir yerde bulamadım kimbilir?
Nostalji…Ahhh işte tam bu noktada Simone Signoret’nin ‘Özlemin Eski Tadı Yok’ (Nostalgia Isn’t What It Used To Be) isimli otobiyografik eseri gelip kondu zihnime! Buna ‘Serbest Çağrışım (Free Association)’ diyor ve devam ediyorum Belgince: Bu pazar gününün irdeleme konuları benim için belli oldu o zaman…
Aslında ben kendi nostaljimi bırakıyorum bir kenara da, Z Kuşağının ‘nostalji tutkusu/ihtiyacı’ üzerine de düşünmek istiyorum biraz. Neden acaba ‘sahip oldukları, içine doğdukları çevrimiçi yaşamlardan daha fazla eskinin daha iyi versiyonlarını bulmaya çalışıyorlar’?
Pazar pazar çok da ‘şey etmemek lazım’ dedirtmeden ben kendi irdelemelerime çekileyim izninizle… Belgince…

Victor Frankl’ın yazısı vardı, öğrencilerime okuturdum, tartışırdık. ‘Naziler, Yahudilerin kollarına sayıları yazarlar, ...
20/10/2025

Victor Frankl’ın yazısı vardı, öğrencilerime okuturdum, tartışırdık. ‘Naziler, Yahudilerin kollarına sayıları yazarlar, ateşle dağlarlar ve artık onların isimleri kalmaz’ derdi! (Almanya’da Dauchau ‘Kampını’ ziyaretimde iliklerime kadar hissettiğimi, hatta ‘yaşadığımı’ izah edebilmem çok zor!)
İsimlerini bildiğiniz kişileri öldürmek daha zordur çünkü, bir bağ kurulur isimle, tanımış olursunuz! Oysa şu kadar adet ‘düşmanı’, şu ‘sayılı’ düşmanı bağ kurmadan katletmek daha kolaydır!
Bir saldırıda şu kadar ‘adet’ kaybımız var cümlesi hep canımı yakmıştır! Kibrit çöpleri adetlidir mesela, ama insan candır, hayvan candır, ağaç candır! Çanakkale Savaşında ne hikayeler vardır, ateşkeslerde dostluk kuran iki taraf askerleri mesela…
İnsanları ve tüm canlıları ‘rakamlaştırdığın’ zaman zarar vermek kolaylaşıyor ne yazık ki sevgili arkadaşlarım…😢😢😢
Hiç bir canlı, hiç bir canlıyı katletmese, ‘iki yanlış bir doğru ediyor zannetmese’ yaşam ne de güzel olurdu… Belgince…😢😔😢

Günaydın… Her ne olursa olsun buradayım ve yola devam ediyorum...🙏🙏🙏Ah bu coğrafya... Hem sevilesi hem de dövülesi coğra...
12/10/2025

Günaydın…
Her ne olursa olsun buradayım ve yola devam ediyorum...🙏🙏🙏
Ah bu coğrafya... Hem sevilesi hem de dövülesi coğrafyamız... Biz de yaşamlarımız boyunca hep bir sınava, hep bir mücadeleye tabi tutulmak üzere burada yaşamayı seçmiş ruhlarız diye düşünüyorum ve hissediyorum... Doğduğum günden beri bu coğrafya çooook az gün yüzü görmüştür... Benden öncesine de tarih kitaplarından bakıyorum, hep bir mücadele... Kaç kez yurt dışında yaşadım, hiç kalasım gelmedi, hep döndüm dolaştım, bu coğrafyada karaya vurdum... o zaman pes etmek yok, yola devam... Belgince…

26/09/2025

Pazarın konusu, kulağıma çalınıp aklıma takılanlardan oluştu… “Sevgili yapmış, sevgili bulmuş, sevgili arıyormuş!” diye cümleler duyduğumda tüylerim diken diken oluyor… İnsan birini sever, sevgisini yüreğinde hisseder, duygular karşılıklıysa ‘sevgili olunur’… O doğal bir süreçtir, ısmarlama veya zorlama değildir. Sevgili olunduğunda da duygusal bir birliktelik yaşanırken iki taraf da birbirine manevî ve maddî destek olur zaten… Sadece maddî destek için birliktelik varsa o ticarî bir meseledir ve sevgililik değil, sponsorluk söz konudur! ‘Sana ihtiyacım var’ diye birlikte olunmaz, ‘Seviyorum, seviyorsun, seviyoruz’ diye olur sevgililik…
Güzel bir pazar günü olsun dostlar Belgin’ce sevgimle…🙏💙💓🦋🧚‍♀️🙏

22/09/2025

Belgin’ce bir sosyal sorumluluk öyküsü... Evet, ben yazdım ve merak ediyorum SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ?

Çırılçıplak genç bir kadın sahilde koşuyordu... Sabahın çok erken bir saatinde etrafta çok az insan da olsa durum haliyle çok tuhaftı. Kadını gören herkes önce şaşkınlıkla ona bakıyor, sonra utanarak gözlerini kaçırıyor, daha sonra da merakla kimden kaçtığını araştırmaya başlıyordu. Arkasından koşan, kovalayan hiç kimse yoktu. Kadın da zaten arkasına bakmadan yüzünde bazen bir gülümseme bazen de dudaklarından fırlayan bir kahkahayla koşuyordu. Görenler ne yapacaklarını bilemeden birbirlerine bakıyorlardı. Sahi ne yapılırdı sabahın çok erken bir saatinde sahil boyunca çırılçıplak bir şekilde kendi kendine gülerek, gülümseyerek koşan bir kadın görüldüğünde? Kimsenin genetik kodlamasında böyle bir kayıt yoktu; kimse bilgi dağarcığından bu veya buna benzer bir deneyim çıkartıp böyle yapılır diyemiyordu. Bu belli ki o sırada orada bulunan herkes için ilk kez yaşanan bir olaydı... Ne yapacağını bilememek bir yana, kovalayan da olmadığına göre kadının yakalanmasını gerektiren bir durum da yoktu ortada herhalde. Bir de canım, kolay mı? Çırılçıplak bir kadına dokunmak gerekiyordu onu yakalamak için... Her şey bir yana, herkesin ilk anda aklına gelen düşünce büyük olasılıkla, niye ben tutayım oluyordu... Amaaan işte neyse ne, kadının biri çırılçıplak sahilde koşuyordu ve kimse ne yapacağını bilemiyordu. Sonra bazı önemli ayrıntılar dikkati çekmeye başladı. Kadın fena sayılmazdı, düzgündü... Hatta bayağı bir güzeldi canım. Kafayı mı yemişti, ne yapıyordu böyle? Kovalayan yoksa peşinden niye koşardı böyle bir kadın sokaklarda çırılçıplak? Polislik mi, hastanelik mi, nasıl bir durum vardı ortada? Arkasından bakakalmışlarken birden kadın sahil boyunca koşmayı bırakıp önce dizlerinin üstüne çöktü, sonra yine fişek gibi ayağa fırlayıp bu kez denize doğru koşmaya başladı. Olaya tanıklık edenlerin genetik kodlarında bir hareketlenme başladı işte o zaman! Aman Tanrım, intihar etmek isteyebilirdi kadın. Böyle bir durumda konu hem polislik hem de cankurtaranlık olabilirdi işte. Telefonlar çıkarıldı, bazıları polisi ararken bazıları da S**I DURUN, RESİM ÇEKMEYE ve bu anları ölümsüzleştirmeye başladılar! Amatör kameralar paparazzilik görevlerini yerine getirmeye başlamışlardı artık ilk şaşkınlığı kadının hedef değiştirmesiyle atlatarak! Bu arada kadın denize ulaşmış, kendini serin sulara bırakmış ve kâh gülüyor kâh ağlıyordu. İşte bu yeni bir durumdu. Sanki serin suyun etkisiyle kadın da duygularına daha fazla yaklaşmış gibiydi. Sahildeki kameralar görevlerini yapmaya devam ediyorlar, sadece resim değil, artık video da çekiyorlardı. Her anı kaydetmenin sorumluluğunu taşıyorlardı bir başka deyişle... Bu arada yakın çevreden bir ekip arabası gelmiş, ambulans çağrılmış ve her türlü müdaheleye hazır şekilde beklemekteydiler. Kadın intihar etmeye niyetli gözükmüyordu gerçi. Sanki suya girip de ağlayabilince biraz rahatlamış, hatta kendine gelmiş gibiydi. Sustu birden, sahile doğru yürümeye başladı, göğüsleri sudan çıkar çıkmaz çıplaklığının farkına vardı ve tekrar eğildi suyun içine doğru. Geri geri yürümeye ve göğüslerini gizlemeye çalıştı. Fotoğraf ve video çekenleri de yeni farketmişti. Kadın sanki bir rüyadan uyanıyor gibiydi. Belli ki utanmıştı ve ne yapacağını bilemiyordu. Polis ekip arabasından anons yapmaya başladı: "Hanım, dur orada, seni güvenli bir şekilde oradan çıkaracağız!"

Bu ve buna benzer olayları her gün yaşamıyoruz allahtan... Olağan dışı bir durumla karşılaştığımızda neler hissediyoruz, şöyle bir durup düşünelim mi? Önce doğal olarak bir şaşkınlık yaşıyoruz, sonra merak etmeye başlıyoruz, izleyip öğrenmeye çalışıyoruz. Bunların her biri son derece olmazsa olmaz, insanlık hali gereği oluşan duygular... Pekiiii, sonra n'apıyoruz? Bazılarımız yardım edebilir miyim diye düşünüp bir şey yapabilmeye çalışıyoruz. Bazılarımız ise izlemeye, gözlemeye devam edip merakımızı tatmin etmeye bakıyoruz.

Yukarıdaki çırılçıplak kadın örneğindeki gibi... Kimisi telefonunu çıkarıp yardım çağırıyor, kimisi kadını ve olayı kaydederek kamu yararına çalışıyor. Doğru veya yanlış demiyorum... Yalnızca insanlık hali gereği tepkilerimizin farklı olabileceğini, ama ilk aşamada şaşkınlık ve merak duygularının çoğunluk tarafından paylaşıldığını söylüyorum.

O kadın neden çırılçıplak koşuyordu o saatte sokaklarda? Bilmem, bilmiyorum 🙂 ... Nasıl öğrenebilirim? Konuyu izleyerek ancak tabii... İstiyor muyum gerçekten öğrenmeyi? İstiyorsam neden istiyorumdur?

Bazen bilmeyi isterim, ama bir bakarım zaman içerisinde o konuyu unutup gitmişimdir, çünkü gündemim değişmiştir.

Bazen, örneğin o kadın gerçekten benim için önemli bir duruma gelmişse, gerçekten sonuna kadar izlerim konuyu. Öğrenirim ve belki de o kadına bir hayrım bile dokunabilir, sorumluluk alabilirim. Bu tabii işin zor olan kısmı:)... Sorumluluk alıp yardımcı olabilmek... Genelde yapılan ne? Sorumluluk almayacak kadar konuya dahil olmak... Öğreneyim, merakımı tatmin edeyim, mümkünse biraz işin magazinsel kısmına dahil olayım, elimi hiç bir taşın altına sokmadan, hiç bir risk veya sorumluluk almadan, konuya fazla bulaşmadan sıyrılayım... Hatta söyleneyim, "offf kimse de bir şey yapmaz ki, nasıl bir toplum olduk biz böyle," diye 'hariçten gazel okuyayım'.

Belgin Altop (Belgince)
(22 Eylül 2025)
(İlk yazım tarihi: 2014)

Durum 2024’de de değişmiyor!Aşağıdaki yazı Freud’un Kirpi’sinden alıntıdır… (Hedgehog Dilemma/Porcupine Dilemma):“Türkiy...
02/01/2024

Durum 2024’de de değişmiyor!
Aşağıdaki yazı Freud’un Kirpi’sinden alıntıdır… (Hedgehog Dilemma/Porcupine Dilemma):

“Türkiye’de “soğuk bir kış sabahı, donmamak için birbirine yaklaşan oklu kirpiler” gibiyiz.

Bugün, her geçen gün birbirimizi çekilmez bulduğumuz, nefret ettiğimiz bu ülkede, kiminin dini dayatması kiminin seküler zorlamasıyla birbirimizi yerken, insanın en acı günahı olan faşizmin verdiği tahribatı fark etmeden, “soğuk bir kış sabahı, donmamak için birbirine yaklaşan oklu kirpiler” gibiyiz.

Birbirine tahammül edemediğimizden yanyana gelmek istemediğimiz gibi, genlerimize işlemiş olan sosyal birlik refleksiyle “diğeri” olmadan da yapamıyoruz. Bir yandan aynı fikirde olmadıklarımızdan nefret ederken, öte yandan herkes bizim görüşümüzü kabul etsin istiyoruz. Yukarıda aktarılan kirpilerden farkımız ise, sonunda, bir arada var olabileceğimiz, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşmak yerine, kendi iç sıcaklığı çok yüksek olup, ne sıkıntı vermek, ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih edenlerin gırtlağına toplum olarak basıyoruz. Oklu kirpiler kadar sosyal birliktelik oluşturamayan toplum, ısınmak için yaklaşan diğerine dikenini tüm hırsıyla saplıyor. Faşizm, iki kirpi arasındaki ilişkide başlıyor.”

“Zeynep Oral, Cumhuriyet’teki 12 Temmuz 2020 tarihli “Yavaş yavaş ölmemek için…” başlıklı yazısındaki hatalı bilgi için ...
15/10/2022

“Zeynep Oral, Cumhuriyet’teki 12 Temmuz 2020 tarihli “Yavaş yavaş ölmemek için…” başlıklı yazısındaki hatalı bilgi için 19 Temmuz 2020 tarihli “Martha Medeiros’a açık mektup” başlıklı yazısında (köşe yazarlarının hatalarını kabullenmeme teamülünün aksine hareket edip erdem göstererek) bir özür metni yayımlamıştı.” (Malumatfuruş’tan alıntıdır!)
Bir çok yazarın yaptığı hata şuydu: Pablo Neruda’nın “Yavaş Yavaş Ölürler” Adlı Şiirin Yazarı Olduğu İddiası Doğru Değildi.
Şiirin Kaynağı Brezilyalı Yazar Martha Medeiros’un Metni idi ve Sayın Zeynep Oral kendine ait daha önceki bir yazısı nedeniyle özür dilemişti 12 Temmuz 2020’de…
Söz konusu şiirin bir çevirisi şöyle:

“Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler,
İzzet-i nefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım istemeyenler.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,

Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.”

İngilizce’de çevirisi ise şöyle:

“Dies slowly he who transforms himself into the slave of habit,
repeating every day the same itineraries,
who does not change a brand,
does not risk to wear a new colour and doesn’t talk to whom he doesn’t know.
Dies slowly he who avoids a passion,
who prefers black to white
and the dots on the “i” to the whirlpool of emotions,
just those ones that recover the gleam of the eye,
smiles from the yawns,
hearts from the stumbling and the feelings.
Dies slowly he who does not overthrow the table when is he is unhappy at work,
who does not risk the certain for the uncertain
to go toward that dream that has been keeping him awake.
Who does not allow, at least once in his life, to flee from wise advices.
Dies slowly he who does not travel, does not read, does not listen to music, who does not find grace in himself.
Dies slowly he who destroys his self esteem,
who does not accept somebody’s help.
Dies slowly he who passes his days complaining of his bad luck or the incessant rain.
Dies slowly he who abandons a project before starting it,
who does not ask over a subject that he does not know
or who does not answer when being asked about something he knows.
Dies slowly he who does not share his emotions, joys and sadness,
who does not trust, who does not even try.
Dies slowly he who does not re-live his memories
and continues getting emotional as if living them at that moment.
Dies slowly he who does not intent in excelling,
who does not learn from the stones from the road of life,
who does not love and or let’ s somebody love.
Let’s avoid death in soft doses,
remembering always that to be alive demands an effort much bigger
than the simple fact of breathing…
And only through perseverance do we reach for a wonderful happiness.”

İspanyolca’da “Muere Lentamente’ başlığyla bulunabilir MALUMATFURUŞ sayfasında…

Brezilyalı yazar Martha Medeiros’un “A Morte Devagar” (“Yavaş Ölüm”) adını verdiği şiiri ise hem bir köşe yazısında hem de bir kitabında yer almış. Yine MALUMATFURUŞ sayfadından edindiğim bilgilere göre…

Sayfanın link’in sizlerle paylaşacağım… Hem bir şiirin gerçek sahibine hakkını teslim etmek için hem Sayın Zeynep Oral’a bir yanlışı düzeltmek ve gerçek kaynaklara duyduğu saygıyı gösterebilmek için girdiği gayrete duyduğum saygıdan dolayı hem de MALUMATFURUŞ’a doğru bilgiyi yaymasından dolayı teşekkür etmek için…

Daha sonra da bu şiirden hareket ederek başladığım bir yazıyı tamamlayacağım ilk fırsatta…
Belgin’ce…



Pablo Neruda'nın "Yavaş Yavaş Ölürler" Adlı Şiirin Yazarı Olduğu İddiası Doğru Değil. Şiirin Kaynağı Brezilyalı Yazar Martha Medeiros'un Metnine Ait

18/08/2022

“Günlerden bir gün “Güzellik” ve “Çirkinlik” dalgaların kıyıya ulaştığı bir deniz kenarında karşılaştılar. “Hadi denize girip yıkanalım” dediler birbirine. Elbiselerini çıkarıp denize girip yüzdüler. Sonra, “Çirkinlik” sudan çıkarak “Güzelliğin” elbiselerini giydi ve gitti. Daha sonra “Güzellik” çıktı sudan, fakat elbiselerini bulamadı. Kendini çıplak hissedip utandı ve mecburen “Çirkinliğin” orada kalan elbiselerini giydi ve kendi yoluna gitti.Ve o gün bu gündür insanlar “Güzellikle Çirkinliği” birbirine karıştırırlar. Ama yine de “Güzelliğin” yüzünü önceden görmüş olanlar elbisesine rağmen onu tanırlar. Ve yine “Çirkinliğin” yüzünü önceden görenler elbisesi onu saklamaya çalışsa da onu tanırlar.”
Halil Cibran (Bilgelik ve Erdem)

06/08/2022

Address

Noter Sokak No:43/3
Istanbul
34740

Opening Hours

Monday 10:00 - 17:00
Tuesday 10:00 - 17:00
Wednesday 10:00 - 17:00
Thursday 10:00 - 17:00
Friday 10:00 - 17:00
Saturday 10:00 - 15:00

Telephone

+902163697492

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Belgin Altop: Psychologist posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Belgin Altop: Psychologist:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram