Nezahat Hemşire

Nezahat Hemşire Nezahat Hemsire.com
genel sağlık , hasta,hasta yakını ve diğer bir çok bilgi ve paylaşımın bulunduğu blok,paylaşım ve bir sözlük sitesidir.

18/11/2020

EDEMEZLERİNİZ - VAZGEÇEMEZLERİM

Gözlerim dalmış, kıymeti hatıralarımdan - yüreğime inen mazi ömrüme. Sıhhathane’nin nefs-i arz ile ıslak gözlerimin yıkadığı gönlümün, kuruması için tahta mandallarla astım benliğimi, camdan aşağı süzen gözlerimle. Yoğun vede aralıksız hiçbir nizamı olmayan otomobillerin, karşı yolda bir sağa bir sola gidişlerini eleştirdim, sanki her birinin içindeki ben ve beni sormadan götürüyorlarmış gibi. Yüreğim dalmış, için için değerli hatıralarımdaki, kıymetli sebepsiz ve riyasız sevdiklerime. Sıhhathane’nin izzet-i arziyeti ile donuk gözlerimin, terbiyeli gönüllerinize müstehçem olamayacak argo dolu sözlerini, yasaklara muhakeme kurup, bütün ömrümde bana üç rakamını hatırlatan her bir tek yekpare sizin niteleyip değersizleştirdiğiniz zerzevatlarla, geri dönüşümü olmayan aynı çöpe atmak, vicdanım ile beni bu odadaki dünyada yalnız bırakmayacak.
Anlamadınız mı ? Gözlerim sıhhathanenin herhangi bir numaralı herhangi bir odasının içerisindeki bir camdan aşağısını süzüyor dedim ey keyf-i manidar olan zatlar ve uzaktaki yakınlarım ! Aklımda yasaklar , Yüreğimde ateşten bumeranglar.

Annemi beklerken ameliyathaneden gözlerim odanın dışarısında , diğer bekleyenleri ve beklenenleri bekleyenlerin koşuşturmalarına dalmış. Hani en ucuz romanlarda bile ballandırılarak anlatılan beklemek, yaz yağmuru gibi gelip geçici bir aşktı, hangi senarist yazdı o film sahnelerini, hangi şarkıcı besteledi böyle gerçeği olmayan sözleri, kim beklemek böyle acı ve tarifini susan gözlerdeki yaşlılığın kızarıklığının, gün batımına benzemesini tasvir eylemedi, sicilini istiyorum bu sözlerin sahiplerinin, onlara verilen temiz kağıdının büyük bir riya ile verildiğini haykıracağım, bu bekleyiş sahiplerinin ümitli hissiyatlarla arayış ettikleri, piyango törenlerin de. Bembeyaz hemşireler bembeyaz önlüklü doktorlar simsiyah kuma ve derin uykusuz gecelere armağan ettiğiniz, bekleme mağduruyum ben.

Böyle seyrüsefer,akışkan hecelenmesi yasak kelimelerin kurulduğu medcezirlerde, karşıya geçemezsin, ağlayamazsın hüngür hüngür gökten deli divane zemberek gibi yağmur boşanırcasına kendin dışında var olmuş olan her bir şeyi , yapamazsın,aslında beceremezsin, istesende gidemezsin, sözün tek sahibi sen olsanda konuşamazsın…dersiniz. Şimdi sıkı dur ayakları temiz çorapsız insan – edemez son eki ile kattığın her bana karşı ettiğin yargıya, senin dilinden ben de şunu eklerim : vaz-geçemezsin.

Sizin edemezlerinizden farklıdır benim geçemezlerim, birdir benim vazgeçilmezlerim öyle minare gibi durur dimdik ayakta, su vermeseniz de büyür benim dalımdaki üç çehreli çiçekler, mevsimi gelmeden de açar bu çiçeğin yaprağındaki üç güzide filizler, geçemez, umutsuz bekleyişlere kayıtsız gelemez, kayda değer olan sevdiğime karşı sizin öyleleriniz ve böyleleriniz için benim bu dualarım durupta şimdi vazgeçemez.

Kim beni durdurabilir, sıhhathanenin kirli camından aşağı süzen gözlerim, çok mu ağır geldin de dünyada yere düştün, camı buğulaştıran nefesim çok mu sıcak geldin bu odanın havasına manzarayı matlaştırdın, boğulmayı çok mu bilirsin ki bu masmavi manzaraya daldın sen şimdi, aç sağ yumruğundan bir parmak şimdi,buğulanan cama bir kalp yap üç rakamını koy içine o küçük ve kısık gözüken anahtar deliği kadar boşluktaki aydınlıkta şimdi yürürsün sen.Neyse o, fazlası değil eksiği kalsın bu ehem sıkıntımın. Anlamış olman lazım, sen şimdi, vazgeçemezsin. Şimdi yüreğim dayan, ne olursun yalvarırım dayan, bu yüreğimdeki domino taşlarının mihberisin, sen yıkılırsan hepsi düşer , anla işte vazgeçemezsin.

Görebildiğim bu manzara aklımda sahibim sana, yırtıp atamazsın beni, senedinle borca veremem yüreğimi üzülürüm sana, hastalık – bitkin vücut koparma bizi üçten ikiye , bir ben varım ey dualarımı işiten bir yoldaş kardeş ve yek ben, gerçek ve muktedir tek ve bir olan bizi sıfır bırakma ,nedenlere mazeret istersen oda bende var, çünkü ben, vazgeçemem.

Bu sıhhathanenin bir katında bekliyorum, bekleyemezsiniz, edemezsiniz desenizde, ümidini kaybet bırak diye muhteşem nutk derecesinde söylemleri şahsıma limonlu helva ile ikram etsenizde, vazgeçemem. Şunu anlayın ki ruhuyla veyahut fiziken var olan bütünlüğümüzle ben üç rakamının eksiltilmesinden,eksilmesinden ve buna ek topyekün bütün taaruzla incitici gönüllerinizin, benim hiç duymadığım alfabeden bir harfli kan grubunuzun , kalbinize tanzik eden kan ile canınızın benim yüreğimdeki topraklara bir çim dahil olup ekmeyişinizden,beni hüsranlara itsenizde, gayretli başarısızlığınıza üzülür yine de vazgeçemem.

Sizin edemezsiniz dünyanızın çok çok uzağında ben ailemden hiçbir zaman vazgeçemem köyündeyim. Umarım köyümüze umutsuzluklarınızla uğramazsınız. Ümit edenlere kapısı açık olan yüreğim , ben şimdi vazgeçemem.

Gözlerine sağanak yağmur inmiş umarım bir şemsiye olur niyeti ile…

( Çok değer verdiğim bir yakınım diğer bir yakınıma armağanıdır… Umarım gönlündeki yağmurlara bir şemsiye olur… )

Sağlığımızın kıymetini bilmeliyiz..vücudumuz dayanıklı tüketim malı degil..yillar önce gerçek bir hayat hikâyesinden kal...
07/10/2020

Sağlığımızın kıymetini bilmeliyiz..vücudumuz dayanıklı tüketim malı degil..yillar önce gerçek bir hayat hikâyesinden kaleme aldığım yazımdır..
En kiymetli hazine varlık sağlımızdır...
Sevgilerimle
N.kaya

Kendimi Beklerken

Tanılar , tahliller konuldu önce daha sonra mahalle de bu hastalığı daha önce yaşamış veya görmüş büyüklerimizin deneyimli görüşleri eşliğinde , istatistik firmasına yaptırılmış bir kamuoyu yoklaması gibi tarafsızca binbir söz söylendi daha sonra yakınlarımın şeffaf beyaz poşetlerle odama taşıdıkları şeftali veya kayısı meyve suları ve birkaç meyve ile yapılan hep bir ağızdan tek kelime , şükürseyici tatminkar sevgi hediyeleri ve en sonunda bir hastahane odası içinde benim vücudumda var olan bir hastalık ve ben. Kendimi beklerken bu öncelikleri atlamam imkansızdı, kusura bakmayın. Refakatçilik bile kendimden daha öncelikli geldi ve ben en sonunda kendimi beklemeye başladım. Beklerken gelebilir miyim? , bilmiyorum ama içimde farklı konuklarla da istişarelerde bulundum ve beni her şeyden çok onlar yalnız bıraktılar. Yapayalnız…

Aslında hiçbir sebebi de olmamalıydı çıkıp gelmek için hastahaneye , öylesine bir vücudumu kontrol ettirmek için gelmeliydim bir zaman – vakit yaratıp. Kredi taksitleri ile zar zor aldığım arabamın üzerinde beşbin – onbin – yüzbin bakımlarının mutlaka yapılması gerekliliğine dair ibranameler var. Bir ev almak için, çocuklarımın ve kendi geçimim için kullandığım alet veya takım çantası olan vücudumu kontrol ettirmek ve ara sıra bakımlarını yaptırmak hiç aklıma gelmemişti. Bu vücut ben bu odaya düşmeden önce sanki bedavaydı. Bedavaydı ve para kazandırıyordu , günde on saatten fazla çalışıyordum , çağrı merkezinde dinlediğim her sesin ve cevap verdiğim her sözcüğün , bu vücuda ait olan ağız ve kulaktan gidip gelmesinin hiçbir karşılığı olmadığını düşünüyordum. Ne yazık ki böyle düşünüyordum ! Ama vücudum bedava değilmiş. Bir ayı geçti hastahane de yatmaya başlayalı ama ben hala kendimi bekliyorum , altını içi çamur dolu tenekeye atsan değerini kaybeder mi ? Tenekeyi satsan bir altın eder mi ?

Bütün birikimim ve kazandığım ne varsa bu et vücut sayesinde oldu ve şimdi hepsini yine bu vücut için kaybettim. Teselli neye yarar şimdi , ben kendimi beklerken hemen gelmesini , kendimi kaybettim şimdi. O hiç duymadığımın yüreğimin sesini , damarlarımdan akan kanın titreşimini , göz çukurlarımın en uç köşesindeki damladan ,hoyrat bir Nil nehrinin sularını görüyorum şimdi. Ne diye onca yaz tatil yapmışım ki ? Hiç dinlememişim ben , beni ? Ezan okunduğu vakitler , kılınmamış kaza namazlarım , benim ilk okul arkadaşlarım ne kadar da uzaktaki kasabaya göç ettiler , sanki yaz geldi kar yağdı ve yollar ağustosun ortasında kar dan bembeyaz olup tıkandı , herkes üşüyor ve bir yerlere kaçışıyor ,sobalarına yaklaşıp ellerini ısıtıyorlar , sıcak çorbalar yapıp pul biberi bütün buharın ortasına cehennem bulutları gibi döküp içiyorlar , ay ağustos onlar üşüyor ama ben ağustosta yağan kar a şaşırmıyorum , çünkü yüreğim yanıyor , ben soba , çorba ve sıcacık eller istemem şimdi , ben kendimi buza atmak , bembeyaz kar içinde kör olmak isterim. Hiç böyle ağlamamıştım , belki de doğduğumda ağladım böyle ya hatırlamıyorum , şimdi de unuttum hiçliğimi , ben kendimi beklerken , beni bekleyenleri de unuttum.

Ağlıyorum ama neye fayda eder ki ? Ömrümü harcadığım basamaklardan daha hızlı aşağı iniyorum , senin asansörle çıkıp bana teselli etmen beni nereye götürür ki ? Kızmıyorum sadece bekliyorum , ben sadece kendimi bekliyorum.

Kendimi beklerken , kendimi unutuyorum , unuttuklarımı hatırlıyorum en acısı şimdi , bu daha da canımı acıtıyor , beni sızlatıyor , bu yatak bana dar geliyor, yüreğim bölük pölçük , içimde kurtlar dolanıyor , aç bıraktığım balıklar suyun üstünde şimdi yüreğimin akvaryumunda , ellerim ayağımda , ayağım havada , gidemiyorum istediğim uzaklara, bana yardım etme sakın , o zaman ben nasıl kendimi kaybettiğim yeri bulabilirim yoksa.

Şimdi buldum , kendimi bekliyordum , şimdi kendim geldi. Gözlerimin ucuyla bir sağı bir solu süzdüm.

Ben kocaman bir yatakta küçük bir vücutla yatan bir hastayım. Umut serumu , inanç iğnesi vurun bana , kendimi buldum doktorlar ! hemşireler ! şimdi sıra yarında kendimi bulmaya…

------0000000000------

Kendini dünde kaybeden biri bugün kendini bekliyorsa , gelecekte kendinden bambaşka biri gelecektir.

Kendini ihmal etme , hayatın kısa - kendini önemse , sevdiklerini iyileşeceğin gün içinde acılarla bekletme…

İnsan vücudu bedava çalışmaz … Kendinden daha değerli bir şey yoktur. Allah’ın bütün alemde yaratmış olduğu en üstün canlı İNSANOĞLUDUR.

“Küçük Bir Kızın Günlüğünü Kim Yırttı ?” Yazısından alınmıştır.

07/10/2020

Kendimi Beklerken

Tanılar , tahliller konuldu önce daha sonra mahalle de bu hastalığı daha önce yaşamış veya görmüş büyüklerimizin deneyimli görüşleri eşliğinde , istatistik firmasına yaptırılmış bir kamuoyu yoklaması gibi tarafsızca binbir söz söylendi daha sonra yakınlarımın şeffaf beyaz poşetlerle odama taşıdıkları şeftali veya kayısı meyve suları ve birkaç meyve ile yapılan hep bir ağızdan tek kelime , şükürseyici tatminkar sevgi hediyeleri ve en sonunda bir hastahane odası içinde benim vücudumda var olan bir hastalık ve ben. Kendimi beklerken bu öncelikleri atlamam imkansızdı, kusura bakmayın. Refakatçilik bile kendimden daha öncelikli geldi ve ben en sonunda kendimi beklemeye başladım. Beklerken gelebilir miyim? , bilmiyorum ama içimde farklı konuklarla da istişarelerde bulundum ve beni her şeyden çok onlar yalnız bıraktılar. Yapayalnız…

Aslında hiçbir sebebi de olmamalıydı çıkıp gelmek için hastahaneye , öylesine bir vücudumu kontrol ettirmek için gelmeliydim bir zaman – vakit yaratıp. Kredi taksitleri ile zar zor aldığım arabamın üzerinde beşbin – onbin – yüzbin bakımlarının mutlaka yapılması gerekliliğine dair ibranameler var. Bir ev almak için, çocuklarımın ve kendi geçimim için kullandığım alet veya takım çantası olan vücudumu kontrol ettirmek ve ara sıra bakımlarını yaptırmak hiç aklıma gelmemişti. Bu vücut ben bu odaya düşmeden önce sanki bedavaydı. Bedavaydı ve para kazandırıyordu , günde on saatten fazla çalışıyordum , çağrı merkezinde dinlediğim her sesin ve cevap verdiğim her sözcüğün , bu vücuda ait olan ağız ve kulaktan gidip gelmesinin hiçbir karşılığı olmadığını düşünüyordum. Ne yazık ki böyle düşünüyordum ! Ama vücudum bedava değilmiş. Bir ayı geçti hastahane de yatmaya başlayalı ama ben hala kendimi bekliyorum , altını içi çamur dolu tenekeye atsan değerini kaybeder mi ? Tenekeyi satsan bir altın eder mi ?

Bütün birikimim ve kazandığım ne varsa bu et vücut sayesinde oldu ve şimdi hepsini yine bu vücut için kaybettim. Teselli neye yarar şimdi , ben kendimi beklerken hemen gelmesini , kendimi kaybettim şimdi. O hiç duymadığımın yüreğimin sesini , damarlarımdan akan kanın titreşimini , göz çukurlarımın en uç köşesindeki damladan ,hoyrat bir Nil nehrinin sularını görüyorum şimdi. Ne diye onca yaz tatil yapmışım ki ? Hiç dinlememişim ben , beni ? Ezan okunduğu vakitler , kılınmamış kaza namazlarım , benim ilk okul arkadaşlarım ne kadar da uzaktaki kasabaya göç ettiler , sanki yaz geldi kar yağdı ve yollar ağustosun ortasında kar dan bembeyaz olup tıkandı , herkes üşüyor ve bir yerlere kaçışıyor ,sobalarına yaklaşıp ellerini ısıtıyorlar , sıcak çorbalar yapıp pul biberi bütün buharın ortasına cehennem bulutları gibi döküp içiyorlar , ay ağustos onlar üşüyor ama ben ağustosta yağan kar a şaşırmıyorum , çünkü yüreğim yanıyor , ben soba , çorba ve sıcacık eller istemem şimdi , ben kendimi buza atmak , bembeyaz kar içinde kör olmak isterim. Hiç böyle ağlamamıştım , belki de doğduğumda ağladım böyle ya hatırlamıyorum , şimdi de unuttum hiçliğimi , ben kendimi beklerken , beni bekleyenleri de unuttum.

Ağlıyorum ama neye fayda eder ki ? Ömrümü harcadığım basamaklardan daha hızlı aşağı iniyorum , senin asansörle çıkıp bana teselli etmen beni nereye götürür ki ? Kızmıyorum sadece bekliyorum , ben sadece kendimi bekliyorum.

Kendimi beklerken , kendimi unutuyorum , unuttuklarımı hatırlıyorum en acısı şimdi , bu daha da canımı acıtıyor , beni sızlatıyor , bu yatak bana dar geliyor, yüreğim bölük pölçük , içimde kurtlar dolanıyor , aç bıraktığım balıklar suyun üstünde şimdi yüreğimin akvaryumunda , ellerim ayağımda , ayağım havada , gidemiyorum istediğim uzaklara, bana yardım etme sakın , o zaman ben nasıl kendimi kaybettiğim yeri bulabilirim yoksa.

Şimdi buldum , kendimi bekliyordum , şimdi kendim geldi. Gözlerimin ucuyla bir sağı bir solu süzdüm.

Ben kocaman bir yatakta küçük bir vücutla yatan bir hastayım. Umut serumu , inanç iğnesi vurun bana , kendimi buldum doktorlar ! hemşireler ! şimdi sıra yarında kendimi bulmaya…

------0000000000------

Kendini dünde kaybeden biri bugün kendini bekliyorsa , gelecekte kendinden bambaşka biri gelecektir.

Kendini ihmal etme , hayatın kısa - kendini önemse , sevdiklerini iyileşeceğin gün içinde acılarla bekletme…

İnsan vücudu bedava çalışmaz … Kendinden daha değerli bir şey yoktur. Allah’ın bütün alemde yaratmış olduğu en üstün canlı İNSANOĞLUDUR.

“Küçük Bir Kızın Günlüğünü Kim Yırttı ?” Yazısından alınmıştır.

12/09/2020

Cenazemdeki Helva YANIK !

Ciddi bir iştir iki ayak üstünde toprağa basmak. Buna değer vermek önemli bir tutumdur. Yaşın daha erken saflarında bu önemsiz ve değersiz bir düzen hiyerarşisi gibi gelen dünya üzerindeki senin ülkenin ve yaşadığın şehrin ve onun bölümlenmiş mahallesi altındaki sokağın ve içinde senin bulunduğun evin camından baktığın yaşam oradan ufacık görülebilir. Bir uydu düzeneği ile tepeden aşağıya inmene gerek yok o ufacık , küçücük benzetme misali bir karınca kadar olduğunu görmen için. Ama bu savlara karşılık hayattaki denge anlayışı senin büyük bir varlık olduğunu savunur ve gerçekte budur ki sen bunu derin gerildiğinde ,yaş kemale erdiğinde yada ne diyeyim işte olgunlaştığında anlarsın ki , o zaman anlamak için en yanlış zaman ,en devrik cümleler diyagramına , adım kesilmektesindir. Hayatta önemli olarak anlatılan, iki ayağının üzerinde bir toprak parçasında bir ağırlığınsa ve bu fikirlerin prensibi bir insansan neden ayakkabına önem verirsin ki o zaman. Kendini bir karınca kadar ufak görmüyorsan neden uzaydan bakıldığında ve ek olarak bunların getirdiği pahalı teknoloji cihazlarına itibar ve yüce değerler verirsin ki ? Ayaklarına önem vermediğinde bunun senden bir kaderiye inancı benimsemesiyle alındığında ve ayaksız kaldığında neden dört elle tutunursun o zaman her değer vermediğin hatalarına.

Kaybetmeden yaşanmaz çünkü kayıplar değerlerin cetvelidir. Zararlar sayesinde kârları öğreniriz. Ama bunu birkaç cümleyle yırtacağını zannetme ey büyük insanoğlu ! , çünkü dünyaya değer verdiğin şey ayakta kalmak için giydiğin ayakkabı ve içindeki önem dediğin ayakkabı içindeki çorapsa , şayet sen , içten değil derinden boğulmuşsun zaten , bir ahval habersin o kadar. Eğer kastettiğim şey ayağın çıplak kendisiyse , -‘sen bunu anlatıyorsun şimdi anladım’ diyorsan , sen insanlıktan da baya baya uzaksın . Ayağın gittiği yer , vurduğu adımlar , çıkardığı ritimler mi acaba aradığın cevap yoksa bunların hareket etmesinde bir değer olamaz mı ?

Öyleyse madem , neden dünyaya geldik ? Biliyoruz ki inançtan yoksun bir çok canlının cevap aradığı soru bu. Ama en basit soruda bu. Mesela büyük tonajlı bir aracı nasıl kaldırırsınız ? gibi bir soruyla karşılaşıldığında mekanik ve teknolojik çözümlemelere doğru yön alan yirmi birinci yüzyıl insan beyni , eski zaman insanlarından daha parlak bir sonuç veremiyor. Belki önceleri daha büyük tonajlı bir araçla çekilir diyerek bir cevap vereceklerdi , bu zamanda da sana bu basit ve katı bir çözüm gelecekti ama sence cevaplar değerleri oluşturmuyor mu , değersizliği ifade eden , her saçma sapan şeyler için. Yargılarımız çok susuyor ve çok acıkıyor ama bunu dillendiremediklerinden zayıf düşüp ölüyorlar yada en yakın kolay çözümü benimseyip bir kukla gibi yaşıyorlar.

Bugün akşama kadar içki iç , yarında iç sonra da iç , peki sonra , hani içemeyecek duruma gelindiğinde , karşılaşılan iki sorulu vicdan algoritması gerekleri mi yapılmalı ; iyi ki yapmışım yada keşke böyle yapmasaydım mı? Gençken yapmayacaksın da ne zaman yapacaksın sorusu mu yaptığın bir işin anlamı olmalı yoksa taklide bağlı yaşamla bir kukladan ne farkım kalır mı ? Evet cevabı çok basit , dünyaya gelmenin hani , senin seçemediğin anne, baba ve aile ve de doğuştan değerleriyle gelmiş insanlar topluluğu var ama senin de seçtiğin arkadaş grubun var ve eğer taklitçi olmazsan bir fikrin ve hiç fark edilemeyecek zannedip yanıldığın mikro hesaplarda diğer insanların hayatlarını değiştirdiğin öz düşüncelerin ve davranışların olacak.

Değerliyiz ve önemli birer canlılarız. Yaratıcının yaratmış olduğu en büyük varlıklarız , yalnız bu dünyada da değil bütün alemde öyleyiz.

Yaşama ve kendimize önem verelim , iyi nasıl tarifsiz ise bizde öyle tarifsiz yaşayalım, içki nasıl kötülüklerin anası ise bizde daha büyük fikirlerin babası olalım ve değerlenip , değer verelim. En büyük yatırımın insan olduğunu unutmayalım. Çünkü insanın değeri doğduğunda kucağa ilk aldığı kişiler tarafından verilmez , değer öldüğünde cenazende kaç kişinin olacağı ile sonuçlanır. Ve bir ertesi sene ve daha sonraki seneler , işte çalışmamız gereken basit hayat formülü bu. Allah ondan razı olsun , o olmasaydı .. , hakkı ödenemez , çok değerli bir insandı … gibi anılmalar mı daha önemli yemek, içmek ve gezmekten. Yada onlarla beraber , yedi içti gitti denmesi mi ?

Ama hiç merak etmeyin sizin de cenazenizde helva verilecek , ama kimi yediğini söyleyecek kimi de kendi yediğini.

"Daha Hayırlı ve Ciddiye Alınması Gereken Bir Yaşam İçin Küçük Bir İçe Dönük Sitemdir."

17/12/2019

Obezite hastalari her geçen gün maaleesef artmaktadir bende nacizane kendi fikir ve düşüncelerimi bir yazıya döktüm inş daha bilinçlenir daha sağlıklı bir nesil için hepimiz Ellimizden geleni yapmalıyız.diye düşünmekteyim ....🌷🌷

29/08/2019

Yakında eski websitemizin güncellenmesi tamamlanmış olup yeni platformumuza geçiş yapacağız.

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Nezahat Hemşire posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Nezahat Hemşire:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram