15/12/2025
“Çocukken kimsenin benden bir beklentisi yoktu.”
Bu cümle, bu kitapta beni en çok sarsan cümlelerden biri oldu.
Dans Eden Kelimeler kitabını şayet okursanız siz de fark edeceksiniz ki; Disleksi, dikkat eksikliği ya da özel öğrenme güçlüğü diye tarif ettiğimiz tablolar, yalnızca okuyamamak, dikkat edememek, öğrenememek meselesi değil. Asıl mesele, bu zorlukların bir çocuğun özgüvenini, benlik saygısını ve hayatla kurduğu ilişkiyi nasıl şekillendirdiği.
Bir çocuk, akademik olarak zorlanabilir ama bir çocuktan kimsenin beklentisinin olmaması, diğerlerinin gözünde çocuğun “yapamıyor”, “olmuyor”, “çabalamıyor” etiketlerinin yapışması bir çocuk için çok çok ağır.
Bu kitap meselenin sadece “akademik” olmadığını, meselenin insanın kendini sevmesinin, kendine saygı duymasının, kendini yeterli bulmasının bir insan hayatında ne kadar önemli olduğunu da bize anlatıyor.
Özel öğrenme güçlüğünü bir ders kitabı diliyle, belirtileri madde madde sıralayarak anlatmıyor. Bu ve benzeri nörogelişimsel zorlukları yaşayan birinin içinden anlatıyor.
Ders kitaplarının çoğu zaman kaçırdığı yerleri gösteriyor bize.
Bir çocuğun yanlış anlaşılmanın, etiketlenmenin, dışlanmanın iç dünyasında nasıl bir iz bıraktığını…
Ve bu noktada bir kez daha görüyoruz ki:
Edebiyat, insanı anlamada her zaman çok güçlü bir alan.
Bazen bir vaka sunumunun, bir tanı listesinin yapamadığını
bir hikâye yapabiliyor.
Bu yüzden bu kitap,
öğretmenler için,
ebeveynler için,
ruh sağlığı alanında çalışanlar için
ve “ben neden böyleydim?” diye büyümüş herkes için çok kıymetli.
Çünkü bir çocuğun hayatını değiştiren şey bazen tek başına tanı olmayabiliyor. Çocukların biz çevresindekilerin onu anlamaya çalışması, zorlandıkları alanları fark etmesi, onu etiketlemeden desteklemesi,
“neden olmuyor?” diye yargılamak yerine
“nasıl olur?” diye çözüm yolu araması dileğiyle…
Dr. Şeyma İLHAN