Psikolog Fatih Reşit Civelekoğlu

Psikolog Fatih Reşit Civelekoğlu Klinik Psikolog ,Psikoterapist, Yazar
(1)

15/02/2026

İlişkiyi ayakta tutan şey sevgi değil, tutkudur.

Tutku; kadınla erkeği birbirine bağlayan bir zamk, bir tutkal gibidir.
Tutku azaldığında kadın ve erkek yavaş yavaş çözülmeye başlar.

Hayatın yükü girer araya.
Ekonomik krizler, darbeler, stres, yorgunluk, gündelik meseleler…
Tutku yoksa, tüm bu yaşam olayları çifti birbirinden uzaklaştırır.

Ama tutku varsa, tablo tersine döner.
Aynı olaylar bu kez ayırmaz; yaklaştırır.
Zorluklar çözmez, kaynaştırır.
Kadın ve erkek birbirine karışır, birbirine katılır.

İlişkiyi yıkan krizler değil;
önce biten tutkudur.

14/02/2026

Çiçek verirken farkında olmadan rol değiştiriyorsun.

Sevgililer Günü’nü kutlamaya hazırlanan erkekler ve kadınlar…
Bir şey söyleyeyim.

Bizim dedelerimiz avcıydı, nenelerimiz toplayıcı.
Bu sadece tarih değil; beynin kodudur.

Bir erkeğin çiçek alıp vermesi, kadının beyninde “toplayıcı” bir davranış olarak algılanır.
Erkek, etkilemek isterken kapitalizmin yönlendirdiği bir tuşa basar.
Ama o tuş, sandığı yer değildir.

Kadının zihni bunu romantik değil, rol kayması olarak okuyabilir.
Eril bir hamle yapmak isterken, dişil bir sembole düşebilirsiniz.

Mesele çiçek değil.
Mesele, hangi rolü temsil ettiğinizdir.

13/02/2026

Aldatma ilişkinin kafasına sıkılan kurşundur.

“Beni aldattı baba” dese…
Benim kitabımda aldatmanın cezası ağırdır.

“Baba Almanya’ya gitmiş, bir eskortla birlikte olmuş, para vermiş” dese…
Aldatma aldatmadır.
Aldatma; ilişkinin kafasına kurşun sıkmaktır, evliliği bitkisel hayata sokmaktır.

Eskortmuş, çapkınlıkmış…
Bunlar bahane. Arkasına sığınılacak kelimeler değil.

Günün sonunda ikinci bir şansı herkes hak eder.
Ama orada da bakarım:
Kızımın tutumu ne, olayın temeli ne, bu noktaya nasıl gelinmiş?

Yine de genel kural nettir:
Aldatılma affedilmez.
Cezası da benim dünyamda ağırdır.

08/02/2026

“Krizde İdeoloji Değil, Fıtrat Konuşur.”

Batan bir gemide feminist yoktur.
Titanik’te ölenlerin yaklaşık %80’i erkekti.

Salgınlarda, depremlerde, savaşlarda
ideolojiler ortadan kaybolur.
Çünkü kural nettir:
Önce kadınlar ve çocuklar.

Peki neden?
Çünkü erkek, en altta kalandır.
Altta kalanın canı çıksın denir.

Kriz anında söylem değil,
hayatta kalma düzeni devreye girer.
Ve o düzen, yüzyıllardır değişmez:
Korunanlar ve kendini feda edenler vardır.

Gerçekler rahatsız edebilir.
Ama kriz, gerçeği saklamaz.





07/02/2026

“Ahlaksızlığın Doğusu Batısı Yok, Ambalajı Var.”

Batı ile Doğu arasındaki fark, ahlaksızlığın varlığı değil;
nasıl sunulduğudur.

Batı ahlaksızlığı iyi süsler, iyi paketler.
“İnsan hakları” der,
“kadın hakları” der,
“çocuk hakları” der,
“özgürlük” ve “demokrasi” der…
Sonra insan onurunu zedeleyen şeyi
bu kavramların ambalajıyla pazara sürer.

Doğu’ya geldiğinde ise durum daha çıplaktır.
Fıkradaki gibi:
“Benim kız da or**pu oldu ama
seninki kadar güzel anlatamıyorum.”

Ahlaksızlık gizlenmez,
örtülmez,
olduğu gibi durur.

Afganistan’da, Orta Doğu’nun farklı coğrafyalarında
gördüğümüz tablo budur.

Mesele Batı’nın temiz, Doğu’nun kirli olması değil.
Mesele birinin makyaj yapması,
diğerinin makyajsız olmasıdır.

Hakikat nettir:
Ahlaksızlık bazen çamur gibidir,
bazen parfümlüdür.
Ama özü aynıdır.





06/02/2026

“Kadın Hattı Değil, Sathı Müdafaa Yapar.”

Er meydanına çıkmayacaksın.
Erilleşmeyeceksin.

“Hattı müdafaa” dediğin şey sınır çekmektir:
“Burayı geçmeyeceksin!”
Bu bir meydan okumadır.
Meydan okumaya cevap vermek zorunda kalırsın.
Bu da eril bir etkinliktir.

O yüzden erkekler hattı müdafaa yapar.
Kadınlar ise sathı müdafaa yapar.

Sath; alan demektir.
Kadın alanını büyütür.
Kendine yatırım yapar.
Kendini değerli kılar.

Bunu yaptığında ne olur?
Hem erkeklerin,
hem kadınların,
hem de çevrenin sana olan ihtimamı artar.

Bu, bağırarak değil;
yukarı çıkarak olur.

Zirvedeki O Kadın olmak budur.
Kendine emek, kaynak ve zaman harcamaktır.

Evet, kuaför önemlidir.
Elbise önemlidir.
“Atalarımız güzellik ondur, dokuzu dondur” demiştir.

Ama asıl yatırım,
iç dünyaya yapılan yatırımdır.

Orası yükselmeden
hiçbir şey kalıcı yükselmez.





05/02/2026

“Bilim Ahlakı Getirdi mi?”

Geçen gün Celal Şengör’e bir soru soruluyor:
“Din insanı ahlaklı kılar mı?”

Cevap net:
“Hayır. Ortadoğu’ya bakın; hepsi dindar ama ahlak yerde.”

Peki o zaman şunu sormak gerekiyor:
Bilim ahlakı getirdi mi?

Bilimin zirvesi diye sunulan isimlerin,
“bilimin peygamberleri” denilen figürlerin
Epstein skandalında ortaya çıkan ahlaksızlıkları ortada.

Ee… hani nerede?

Sevgili dostlar, uyanık olalım.
Bir oyun tezgâhlanıyor.
Ama kimse çıkıp
“Kral çıplak” deme cesaretini gösteremiyor.

Mesele din–bilim kavgası değil.
Mesele şu:
Ahlak, bir etiketle gelmiyor.
Ne dindarlık otomatik ahlak üretir,
ne de bilim tek başına insanı temiz kılar.

Hakikat,
konforlu anlatıların çok ötesindedir.





04/02/2026

“Yalnızlık Beyin İçin Tehlikedir.”

Günümüzün en büyük problemlerinden biri yalnızlık.
Çünkü beyin yalnızlığı bir eksiklik değil,
bir tehlike olarak algılar.

Tehlike algılandığında ne olur?
Beyin alarm verir.
“Kal, kavga et ya da kaç” modu devreye girer.
Hayatta kalma mekanizması açılır.

Bu modda yaşayan bir insanın
ne fizyolojisi ne de psikolojisi sağlıklı çalışır.

Nabız yüksektir.
Tansiyon dengesizdir.
Isı, ışık ve ses hassasiyeti artar.
Kaslar sürekli gergindir.

Bağışıklık sistemi baskılanır.
İştah azalır ya da bozulur.
Cinsellik geri çekilir.

Zihinsel olarak ise başka bir yere geçilir:
Seçici odaklanma.
Sürekli risk analizi yapılır,
tehdit aranır,
problem kovalanır.

Psikolojik tabloda da netlik vardır:
Ya öfke baskındır
ya da sürekli bir ürkeklik hali.

Hayat bu modda yaşanmaz.
Bu bir yaşam biçimi değildir,
bir alarm hâlidir.

Ve şunu net söyleyelim:
Buna can dayanmaz.





03/02/2026

“Kontrol Ettikçe Erilleşirsin.”

Baskın olmak,
müdahaleci olmak,
cezalandırmak,
ödüllendirmek…

Bunların tamamı eril etkinliklerdir.

Takip etmek, kontrol etmek,
hesap sormak, denetlemek
kadının işi değildir.

Kadın bu rollere girdikçe
doğal dengesini kaybeder.
Eril enerjiye geçer,
testosteron yükselir,
östrojen baskılanır.

Sonra ne olur?
Kadın sertleşir,
ilişki gerilir,
erkek geri çekilir.

Mesele güç değil.
Mesele doğru konumda durmak.
Kadın kontrol ederek değil,
çekerek etkiler.



31/01/2026

“Bir Ayaklan. Kendine Dön.”

Kendine dön.
Kendine saygı göster.
Kadınlık onurunu eline al.

Bir erkeğe ram olmak,
köle olmak,
ona hizmet etmek,
saçını süpürge etmek
ve sonra bir paçavra gibi kenara atılmak için mi var edildin?

Hayır.
Sen bunun çok ötesinde bir varlıksın.

Önce kendinin en üst versiyonuna ulaşacaksın.
Zirveye çıkacaksın.

Aslında zaten zirvedeydin.
Ama aşağı itildin.
Toplum, eğitim sistemi, kapitalist düzen…
Bazen annen, baban bile
seni oradan aşağı çekti.

Şimdi yeniden olman gereken yere döneceksin.
Taş yerinde ağırdır.

O Kadın olacaksın.
Başka bir yol yok.
Başka bir çaresi yok.





30/01/2026

“Etek, Kadının Duruşudur.”

Kadının elbisesi etektir.
O eteğin kadına verdiği
nezafeti,
nezaketi,
nezaheti
başka hiçbir şey vermez.
Bu yüzden dişil enerji yüklenir.
Sadece eşinizin yanındayken değil,
eşinizin olmadığı yerlerde de…
Öyle bir duruşla gezineceksiniz ki,
eşiniz sizi gördüğünde
gözleri parlasın.
Karşısında;
dişil enerjisi çağlayan,
zirvede duran
O Kadın’ı görsün.
Çünkü dişil enerji,
beklentiyle değil
taşıyarak olur.





28/01/2026

“Hayatta Kalmak mı, Kendin Olmak mı?”

Penguenler neden iç içe, sık dokulu halde yaşar?
Çünkü hayatta kalmak zorundadırlar.
Bu, varoluşsal bir güdüdür: hayatta kalma güdüsü.

Bugün insanlık da benzer bir düzenin içinde.
Metrobüsler, otobüsler, dolmuşlar…
Rezidanslar, apartmanlar, iç içe geçmiş binalar…
Hepimiz sık dokulu bir yapının içindeyiz.

Neden?
Hayatta kalmak için.

Peki bizim penguenlerden farkımız ne kaldı?

İşte içlerinden biri çıkıp şunu dedi:
“Ben bunu kabul etmiyorum.
Sınırlarımın belirsiz olduğu,
kişisel alanıma saygı duyulmayan,
kendim olmama izin verilmeyen
bir ortamda var olamam.”

Ve gitti.

Bir açıdan bakınca belirsizliğe gitti.
Ama başka bir açıdan bakınca;
kendine, özgürlüğe, kendini yaşamaya gitti.

Şimdi soru net:
Hayatta kalmayı mı seçerdin,
yoksa kendin olmayı mı?





Address

Orhantepe Mahallesi Söğüt Sokak. No:4
Istanbul
34000

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Fatih Reşit Civelekoğlu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Psikolog Fatih Reşit Civelekoğlu:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category

Uzman Klinik Psikolog Fatih Reşit Civelekoğlu

1971’de Almanya’nın Münih kentinde, sıla hasretiyle yaşayan gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1979’da ailesi Türkiye’ye kesin dönüş yaptı. Fatih Reşit, Almanya’da başlamış olduğu ilkokulu İstanbul’da tamamladı.

Civelekoğlu’nun ailesi, 1983’te memleketleri Giresun’a taşındı. Fatih Reşit, orta öğrenimini Giresun İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. 1989 yılında ODTÜ Psikoloji bölümünü kazandı.

Mezuniyet sonrası çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yönetici olarak çalıştı. Ardından dört yıl süreyle Ankara Şule Dershanesi’nde yönetici, öğretmen ve rehberlik uzmanı olarak görev aldı. Rehberlik yaptığı sırada, uygulamış olduğu yöntemlerin pek çok insanın gelişim ve değişimine etki etmiş olmasının da vesilesiyle çok geçmeden psikoterapi çalışmalarına başladı.