25/01/2026
Ezber Bozan TV ye çağırı! Amacınız insanlığı birlestirmek ve umut vermekse Ünal Güner, Tarık Arıkdal, Erhan Kolbaşı, Metin Tanergün ve iddialı yeni çağ kanallarını,din temsilcilerini çağırın,Sempozyum gibi bir program yapın.. https://youtu.be/LLA9NYSDkOg?si=DO6BQsmp5fCTQ2N3
🌱 Bir Sentez ve Davet: İnanç, Bilinç ve Ayırt Etme Üzerine
Bu tür programları izlerken kendimize şu temel soruyu sormamız gerektiğini düşünüyorum:
Bu anlatı bende hangi duyguyu uyandırdı?
Güven mi?
Umut mu?
Sevgi mi?
Yoksa kafa karışıklığı, korku ve edilgenlik mi?
Çünkü kadim öğretilerde –ister Kur’an’da, ister İncil’de, ister Vedalar’da, ister Hermetik metinlerde olsun– ortak bir ölçüt vardır:
Hakikat insanı özgürleştirir.
🔹 İnanç meselesi: Teslimiyet neye olur?
Türkiye bağlamında çok kritik bir noktadayız.
İstatistiksel olarak %99’u “Müslüman” denilen bir toplumdayız.
Oysa İslam teslimiyet, Müslüman ise Allah’a teslim olan demektir.
Burada şu soru hayati önemdedir:
Bilmediğin, tanımadığın, çelişkilerini fark etmediğin bir şeye gerçekten teslim olabilir misin?
Bu tür anlatılarda sıkça şunu görüyoruz:
Mutlak bir Tanrı kabul ediliyor
Ama yetki ve irade Tanrı’nın dışındaki hiyerarşilere dağıtılıyor
İnsan edilgen, küçük ve yönetilen bir varlık hâline indirgeniyor
Bu, İbrani dinlerin özüyle de, kadim ezoterik öğretiyle de, Bhagavad Gita’yla da çelişir.
Çünkü hepsi şunu söyler:
İlahi olan, insanın dışında değil; insanın bilinciyle temas hâlindedir.
🔹 “İyi” demek yetmez – neyi, nasıl?
Bir NLP eğitmeni olarak şunu özellikle vurgulamak isterim:
“İyiydi” ya da “kötüydü” demek tek başına hiçbir şey ifade etmez.
Sorulması gerekenler şunlar:
Neyi iyi buldunuz?
Size neyi umut olarak verdi?
Hayata katılımınızı mı artırdı, yoksa “nasıl olsa bizi yönetenler var” rahatlığı mı verdi?
Daha mı sorumlu, daha mı şefkatli, daha mı bilinçli hissettiniz?
Aynı şekilde “karışıklık verdi” diyenler için de:
Neresi karıştı?
Hangi çelişki rahatsız etti?
Çünkü burada anlatılanların kanıtı yine anlatının kendisi.
“Ben ilahi bağlantıya geçtim” deniyor ama
👉 Neyle, hangi bilinç düzeyinden, hangi ölçütle?
🔹 İlim, sanat, etik: Ayrı değil, bir bütündür
Ezoterik geleneklerde çok net bir üçleme vardır:
İlim – Sanat – Etik (Din / Yol)
Bunlar birbirinin düşmanı değildir.
Aksine, hakikatin üç ayağıdır.
David Bohm bilinçten söz ederken sınır–sınırsızlık ilişkisini anlatır
Leonardo da Vinci hem bilim insanı hem mistiktir
Pisagor bir matematikçi olduğu kadar ezoterik bir bilgedir
Atatürk “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” derken, maneviyatı reddetmez; hurafeyi reddeder
Atlantis anlatılarında geçen “bilim rahipleri” boşuna değildir.
Gerçek bilgelik, akıl ile sezginin, bilim ile maneviyatın birleştiği yerdedir.
İlim olmadan din sapar.
Din olmadan ilim kuru kalır.
Etik olmadan ikisi de güç istismarına dönüşür.
🔹 İnsan bir evrensel müziktir
İnsan bedeni, otomatik çalışan bir evren modelidir.
Zihnimiz “ben sahibiyim” zanneder ama beden bilinçaltı kalıplarla çalışır.
Tıpkı bir algoritma gibi.
Bu yüzden kadim bir söz vardır:
“İkiyi bir etmeyen, melekût âlemine giremez.”
Bilinç–bilinçaltı
Akıl–kalp
Dişil–eril
İlim–sanat–ahlak
Bunlar birleşmeden gerçek bir aydınlanma olmaz.
Her insan bir şarkı gibidir.
Notalar rastgele ise hem kendine hem çevresine entropi yayar.
Uyumluysa, çok sesli bir senfoninin parçası olur.
Belki de “cennet” dediğimiz şey tam olarak budur:
Her varlığın kendi şarkısını, başkalarının şarkısıyla uyum içinde söyleyebilmesi.
🔹 Son çağrı
Bu tür anlatıları izlerken şunu sormayı öneriyorum:
Bu bilgi beni daha özgür mü kıldı, daha bağımlı mı?
Daha umutlu mu, daha korkulu mu?
Daha bilinçli mi, daha teslim olmuş ama edilgen mi?
Hakikat insanı özne yapar.
Korku temelli anlatılar ise özneyi nesneleştirir.
Bu bir reddiye değil, bir davettir:
Ayırt etmeye, düşünmeye ve kendi temelini sağlamlaştırmaya.
Çünkü temel olmadan bina olmaz.
Ve insan, kendi temelini inşa etmeden evrensel olamaz.