psk.omeraslantas

psk.omeraslantas Psikolog-Pedagog-aile Terapisti.
Çocuk,ergen,yetişkin danışmanı.

Alanda 30 yıllık tecrübe ile kaygı bozuklukları,depresyon,OKB,DEHB ve odaklanma problemleri,Sınav kaygısı,davrsnış problemleri,Aile ve çift terapisi

Toksik bir ilişkiden çıkmak için öncelikle duygusal olarak hazırlıklı olmak gerekir.Kendinizi, ilişkiniz size ne kadar z...
10/02/2026

Toksik bir ilişkiden çıkmak için öncelikle duygusal olarak hazırlıklı olmak gerekir.Kendinizi, ilişkiniz size ne kadar zarar verdiğini fark ettiğinizde duygusal olarak iyileşmeye odaklanmalısınız. İlk adım ilişkiye dair hislerinizi ve düşüncelerinizi net bir şekilde analiz etmek olacaktır. Kendinize bu ilişkinin size verdiği zararı dürüstçe sorarak ayrılmak için motivasyon bulabilirsiniz.Bu süreçte yalnızlık korkusuyla yüzleşmek ve bağımsızlık duygusunu yeniden keşfetmek önemlidir.

Boşanma konusunda tereddüte düştüğünde 82 yaşındaki bir teyzenin şu cümlesi aklına gelsin."Benim yıkadığım donla beni al...
07/02/2026

Boşanma konusunda tereddüte düştüğünde 82 yaşındaki bir teyzenin şu cümlesi aklına gelsin."Benim yıkadığım donla beni aldatan adamın soyadının mezar taşımda yazılmasını istemiyorum."Bu bir öfke cümlesi değil,bu gecikmiş bir farkındalık.Narsistik ilişkilerde kadınlar çoğu zaman;emeği normalleştirir,utancı üstlenir,"bunca yıl boşa mı gidecek?"diye susar, sadakatsizliği, saygısızlığı yok sayılmayı idare eder.Ama zaman geçer ve insan Şunu fark eder: Birlikte yaşlanmak başka, birinin hayatını taşımak başka. Sevgi,aldatılmayı sineye çekmek değildir."Artık bu yaştan sonra" demek değildir. Sessizce yok olmak hiç değildir. Kendini seçmek, bencillik değil gecikmiş adalettir Çünkü mesele sadece bugün değil,mesele adının kimin hikâyesinde yer alacağıdır.Peki sen geriye dönüp baktığında hangi soyadını gururla taşımak istersin?
Psk.Burak Öge

Onu değil ondaki seni unutamıyorsun. Psikoloji bilimine göre unutamamanın nedeni çoğu zaman kişi değil, kişinin sende uy...
07/02/2026

Onu değil ondaki seni unutamıyorsun. Psikoloji bilimine göre unutamamanın nedeni çoğu zaman kişi değil, kişinin sende uyandırdığı benlik halidir.Zihnim sürekli oraya gidiyor, engelleyemiyorum diyorsan..Bu sadece aşk değil bu biyolojik bir süreç.Zeigarnic Etkisi;Beyin tamamlanmamış hikayeleri bitmiş olanlardan daha çok hatırlar."Neden bitti?"sorusuna net bir cevap yoksa zihin o dosyayı kapatamaz.Aşk beyinde bağımlılık gibi çalışır.Ayrılık anında beyin madde bağımlılığındaki "yoksunluk krizi"ne benzer bir tepki verir. Yaşadığın acı bir zayıflık değil, biyolojik bir sinyaldir.Belki de unutamadığın kişi değil,onun yanındayken hissettiğin"değerli olma" duygusuydu.O duygu gidince kaynağın tamamen kesildiğini sanıyorsun. Hatıraları idare ediyor olabilir misin?Beyin bazen kötü sahneleri siler, sadece en iyi anları oynatır.Bir nevi zihinsel "highlight reel". Hatırlatıcıları temizle.Takibi bırak,eski mesajları okuma Bu bir klişe değil. Nöral yolların iyileşmesi için bir zorunluluk. Unutmak,hiç hatırlamamak değildir. Hatırladığında artık o duygu yükünü taşımamaktır.Sen en çok hangi yarım kalmışlığına takılıyorsun?

05/02/2026
Narsist bir anne ile büyümek yüksek sesli bir travma değildir çoğu zaman.Daha çok adı konmamış bir yalnızlıktır. Sevilir...
30/01/2026

Narsist bir anne ile büyümek yüksek sesli bir travma değildir çoğu zaman.Daha çok adı konmamış bir yalnızlıktır. Sevilirsin ama koşullu.Yakınlık vardır ama güven yoktur.Sınır koyduğunda suçluluk gelir, ayrıştığında "nankörlük"etiketi yapışır.Bu yüzden kendinden şüphe etmeyi öğrenirsin. "Belki de sorun bende"diye düşünürsün.Ama hayır.Bir çocuğun görevi annesinin duygularını taşımak değildir. Narsist anne gerçeğini görmek, anneyi kötü ilan etmek değildir. Kendi yaşadığını inkar etmemeyi seçmektir.Ve iyileşme tam da burada başlar; kendine dürüst ve şefkatli olduğunda.

Orta yaş bunalımı (krizi), orta yaşa yaklaşanların, yeni koşullara uyum sağlama sürecinde yaşadıkları bir geçiş yaşları ...
22/01/2026

Orta yaş bunalımı (krizi), orta yaşa yaklaşanların, yeni koşullara uyum sağlama sürecinde yaşadıkları bir geçiş yaşları bunalımıdır. Orta yaşın tanımı, kişiden kişiye çok değişir. Orta yaş denebilmesi için, ortalama yaşın 47 olduğunu söyleyen bir araştırma olmakla birlikte, bunun 30’lu yaşların ortalarında başladığını, 40’lı yaşların ortalarında sona erdiğini bildiren çalışmalar da vardır. Ancak, genellikle, 40’la 60 yaşları arası orta yaş olarak kabul edilir. Öte yandan, 40’ın 10 yaş altı da, 60’ın 10 yaş üstü de, bakış açısına göre, orta yaş olarak görülebilir.

Herkesin, bu yaşlarda, bir orta yaş bunalımı yaşadığı söylenemez; yapılan çalışmalarda, bu yaşlardaki kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin böyle bir bunalım yaşadığı saptanmıştır; ancak yaşayanlar için bu yaşantı çok gerçek ve sıkıntılı bir yaşantıdır.

Yaş almak birçok değişikliği de birlikte getirir. Kişinin birtakım ilişkileri sona erebilir ya da ilişkilerinin niteliği değişebilir. Yaptığı iş giderek ağırlaşıyor olabilir ya da artık beklentilerini karşılayamıyor olabilir. Anababasının ve arkadaşlarının yaşları artık ilerlemiştir, hatta aralarında ölenler bile vardır. Kişi, kendisinin de ölebileceği gerçeğiyle yüzleşmeye başlamış olabilir.

Erik Erikson, insan gelişimini, her birinin içinde temel bir çatışmanın olduğu, sekiz ayrı evreye ayırmıştır. Erikson’a göre, orta yaştaki çatışma, üretkenlikle durağanlık arasındadır. Durağanlık korkusu orta yaş bunalımını tetikleyebilirken; üretkenlik, diğer bir deyişle, gelecek kuşağa bırakabileceklerinin olduğu algısını geliştirme, söz konusu bunalımın çözülmesini sağlar.

Herkesin orta yaş bunalımı birbirinden değişiktir. Orta yaş bunalımının sık görülen nedenleri arasında, orta yaşlı kişilerin giderek daha az çekici olmaya başladıklarını düşünmeleri, yaş almayla ilgili toplumsal birtakım iletilerin olması; kilo alma, vücudunda birtakım ağrıların ortaya çıkması ya da içsel gücünün düşmesi gibi birtakım bedensel değişikliklerin kendini göstermesi; yaşlanma sürecinin kendisinden korkma; ölümden korkma; boşanma ya da kişinin ilişkisinde başka birtakım değişikliklerin olması;
Devamı yorumda👇

Bir zamanlar yalnızca terapi odalarında kullanılan kelimeler bugün gündelik hayatın dili haline geldi. "Tetikleniyorum"....
14/01/2026

Bir zamanlar yalnızca terapi odalarında kullanılan kelimeler bugün gündelik hayatın dili haline geldi. "Tetikleniyorum". "Sınır çiziyorum", "Travmam var," "beni gaslight ediyorsun..." Psikoloji okuryazarlığının artması kuşkusuz önemli bir kazanım.Insanların artık acılarını tarif edebiliyor. Ancak bu dil yakın ilişkilerde yakın İlişkilerde bir açıklama aracı olmaktan çıkıp,bir yargılama biçimine dönüştüğünde, ilişkiyi onarmaktan çok zedeliyor.Üstelik Çoğu zaman bunu iyi niyetle yaptığımızı düşünsek bile. Gazeteci Olga Khazan terapi dilinin ilişkilere etkisini öğrenmek için Amerika'nın önde gelen çift terapistleriyle görüştü.Terapistlerin ortak şikayeti, bu dilin danışanlar tarafından abartılı ve yer yer yanlış kullanılması. Örneğin psikolog İsabella Morley, her hafta en az bir kişiden "gaslight" kelimesini duyduğunu söylüyor. Danışanlar sıradan yanlış anlamaları ya da dikkatsizce söylenmiş sözleri bile bu ağır kavramlarla adlandırabiliyor. Oysa bu terim,bir başkasının gerçeklerini sürekli ve bilinçli biçimde çarpıtmak anlamına gelen çok ciddi bir istismar.Gas lighting gibi "narsist" kelimesi de gündelik tartışmaların vazgeçilmez etiketlerinden biri haline geldi.Çift terapisi Terry Real'in dediği gibi, son yıllarda terapilere şu cümleyle başlayanların sayısı az değil."Ben bir narsistle evliyim." Oysa klinlik anlamında narsistik kişilik bozukluğu son derece nadirdir.Real,çift terapilerinde bencil ya da benmerkezcil pek çok insanla karşılaştığını,ama neredeyse hiç "gerçek narsist" görmediğini söylüyor.Bu kadar ağır hükümlere bu kadar özgüvenle varılması,elbette ilişkiyi kısa sürede içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Emre Özarslan

Sevmek kaçınılmaz olarak savunmasız kalmayı göze almaktır.Güvenmek bir hata değil,bağın doğasında bulunan bir risktir. "...
12/01/2026

Sevmek kaçınılmaz olarak savunmasız kalmayı göze almaktır.Güvenmek bir hata değil,bağın doğasında bulunan bir risktir. "Kandırıldım." dediğimizde zihnimiz hemen bir suçlu arar.Ve çoğu zaman o suçlu kendimiz oluruz.Ne kadar saftım,nasıl inandım,nasıl görmedim.Bu cümleler kendimizi korumaz tam tersine bizi daha da yalnız bırakır.Oysa bu noktada saflıktan çok daha başka bir şey vardır bağ kurma cesareti. Güvenmek,inanmak, birine duygusal olarak alan açmak herkesin yapabildiği bir şey değildir.Bu, ruhun ilişkiye açık olduğunun,temas kurabileceğinin göstergesidir.Yani orada bir eksiklik değil,bir kapasite vardır.Ama ilişkiler sadece kapasite ile yürümez. Zamanlama,hazır oluşu ve ritim de gerekir.İki insanın bağ kurma isteği aynı anda olabilir ama bağı taşıma halleri aynı olmayabilir.Bu birinin kötü diğerinin iyi olması ile ilgili değildir.Bazen sadece biri daha hazırdır,diğeri ise henüz o derinlikte durabilecek bir yerde değildir.İşte can yakan yer tam da burasıdır.Çünkü biz bağ kurmaya hazırken, karşımızdaki hala kendi iç düzeniyle meşgul olabilir.Ve bu uyumsuzluk sonradan "kandırıldım" hissi olarak yaşanır. Burada kendimize şefkatle ama dürüstçe bakmamız gereken bir nokta var.Bağ kurma hızımız ve yoğunluğumuz.Bu bizi suçlu yapmaz ama bize bir şeyler anlatır.O bağa nee kadar ihtiyaç duyduğumuzu,ne kadar görülmek istediğimizi,ne kadar yalnız kalmaktan korktuğumuzu. Bazen bir kişiye değil,onun sunduğu ihtimale bağlanırım. "Beni seçti" duygusuna"."Artık yalnız değilim"hissine,"Bir şey başladı" düşüncesine.Ve o zaman hızlanırız. Anlamadan inanırız. Sormadan bağlanırız.Çünkü içimizde bekleyen bir ihtiyaç vardır ve o ihtiyaç bir an önce karşılanmak ister.Bu noktada yapılması gereken şey kendini suçlamak değildir. Ama kendini tamamen aklamak da değildir.Şöyle diye bildiğimiz yerde dengede kalırız."Ben saf değildim,ben bağ kurmaya hazırdım,ama bağın ritmini yeterince yavaşlatamadım."Bu cümle hem şefkatlidir hem gerçek.Ne kalbi inkar eder,ne de sorumluluğu dışarı atar.Karşımızdaki kişinin hazır olmaması,aynı kapasiteye sahip olmaması ya da aynı derinlikte durmaması bizim değerimizi azaltmaz.Ama bize şunu öğretir;Bağ kurmak kadar bağı gözlemlemek de önemlidir.

Her çift zaman zaman zorlanır. Bitmeyen tartışmalar, duygusal uzaklaşma, tekrarlayan  kırgınlık döngüleri,iletişim engel...
11/01/2026

Her çift zaman zaman zorlanır. Bitmeyen tartışmalar, duygusal uzaklaşma, tekrarlayan kırgınlık döngüleri,iletişim engelleri.Bu zorlanmalar ilişkinin bittiğini değil bir şeylerin duyulmayı beklediğini gösterir.Çift danışmanlığı; suçlamak yerine anlamayı, kaçınmak yerine konuşabilmeyi, kopmak yerine yeniden bağ kurmayı destekleyen güvenli bir alandır. İlişkiniz için bir adım atmak isterseniz bizimle iletişime geçin.

Carl Gustaw Jung'a göre hayatınızın aşkını bulduğunuzun işaretleri;Kendinizi anlatmak,ispat etmek veya güçlü görünme iht...
08/01/2026

Carl Gustaw Jung'a göre hayatınızın aşkını bulduğunuzun işaretleri;Kendinizi anlatmak,ispat etmek veya güçlü görünme ihtiyacı duymazsınız. Maskeler düşer, çünkü artık onlara ihtiyaç duymazsınız. Konuşmadığınız anlarda bile bir temas hissi vardır.Jung bu durumu "bilinç dışlarının uyumlanması" olarak tanımlar. Birlikte yürümek, sessizce birlikte oturmak gibi sıradan anlar bile derin hissedilir. Çünkü mesele ne yaptığınız değil, kiminle yaptığınızdır.İlişki sizi başka birine dönüştürmez. Hırçınlaştırmaz ,aksine daha huzurlu ve neşeli biri yapar.Daha sade yaşamak istersiniz,daha az şey yeterli gelmeye başlar. Abartılar anlamsızlaşır, gösteriş yorucu gelir.Jung'a göre ruh doyduğunda, dışsal arayışlar kendiliğinden sönmeye başlar. Hayat karmaşık olmaktan çıkmamıştır belki ama artık daha anlamlıdır.Jung'a göre anlam,insan ruhunun en derin ihtiyacıdır.Bu kişi ile ilgili en net işaret ise;Onun hayatınızdan çıkma ihtimalini düşündüğünüz zaman tam olarak ne hissettiğinizdir. Panik ve kaybetme korkusu ise;Bu genellikle bağımlılığa ve tamamlanma arzusuna işaret eder.Ve bu sağlıklı bir ilişki değildir.

Yanlış trene binmişsin,ama bilete çok para verdim diyerek yola devam ediyorsun. Concorde Yanılgısı olarak da adlandırıla...
04/01/2026

Yanlış trene binmişsin,ama bilete çok para verdim diyerek yola devam ediyorsun. Concorde Yanılgısı olarak da adlandırılan bu bilişsel eğilim bireylerin zarar verici olduğunu fark etmelerine rağmen bir ilişkiyi sürdürmelerine neden olur.Kişi geçmişte harcanan emek, zaman ve duygusal yatırım nedeniyle ayrılmayı bir kayıp olarak değerlendirir.Bu da mevcut ilişkinin işlevselliğini nesnel biçimde değerlendirmesini güçleştirir.Böylece karar gelecekteki olası sonuçlardan ziyade geçmiş maliyetler üzerinden şekillenir.Sonuç olarak ,işlevsiz bir kararı sürdürmek, geçmiş yatırımı telafi etmez.O tren; ne kadar devam edilirse edilsin istenilen varış noktasına ulaşmayacaktır.

Address

Menderes Caddesi No:359/10 Buca/İzmir
Izmir
35370

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00

Website

http://www.izmiryonpsikoloji.com/

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when psk.omeraslantas posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to psk.omeraslantas:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category