Fonksiyonel Tıp İzmir

Fonksiyonel Tıp İzmir Fonksiyonel Tıp kronik hastalıklara bütüncül bakış açısı ile yaklaşılan bir sistematiktir. Bilgilendirme amaçlıdır,
tanı&tedavi için kullanılmaz.

Cilt, vücudun en büyük organıdır ve çoğu zaman iç dengemizin dışa yansıması olarak değerlendirilir.❗❗ Akne, egzama, roza...
13/02/2026

Cilt, vücudun en büyük organıdır ve çoğu zaman iç dengemizin dışa yansıması olarak değerlendirilir.

❗❗ Akne, egzama, rozase, kuruluk ya da erken yaşlanma belirtileri yalnızca cilde uygulanan ürünlerle açıklanamayabilir. Ancak bu tür cilt sorunlarının kökeninde sıklıkla bağırsak sağlığıyla ilgili dengesizlikler yer alır.

Bağırsaklar, sindirim ve emilim görevlerinin yanı sıra bağışıklık sisteminin büyük bir bölümünü barındırır. Bağırsak mikrobiyotasının dengesi bozulduğunda, bağışıklık sistemi de bu durumdan etkilenir. Zararlı bakterilerin artışı ve faydalı bakterilerin azalması, vücutta sistemik inflamasyon düzeyini yükseltebilir. Bu inflamatuvar yük; ciltte kızarıklık, hassasiyet ve döküntüler olarak kendini gösterebilir.

👉 Bağırsak geçirgenliğinin artması, cilt sağlığı açısından kritik bir faktördür. Bu durumda sindirilmemiş besin parçaları ve toksinler kana karışabilir. Vücut bu maddeleri yabancı olarak algılar ve bağışıklık yanıtı oluşturur. Sonuç olarak inflamasyon artar ve cilt bu sürecin en hızlı etkilenen alanlarından biri olur.

👉 Fonksiyonel tıp doktoru, cilt sorunlarını değerlendirirken yalnızca dermatolojik bulgulara odaklanmaz. Besin hassasiyetleri, bağırsak mikrobiyotası, sindirim enzimleri ve bağırsak florasının durumu birlikte ele alınır. Özellikle gluten, süt ürünleri ve rafine şeker gibi bazı gıdalar, hassas bireylerde hem bağırsak hem de cilt belirtilerini şiddetlendirebilir.

🍀 Beslenme düzenlemeleri, bu süreçte temel bir rol oynar. Liften zengin, doğal ve işlenmemiş gıdalar bağırsak bakterilerini destekler. Fermente besinler, yeterli protein alımı ve antiinflamatuvar besinler hem bağırsak bariyerini güçlendirmeye hem de cilt sağlığını iyileştirmeye yardımcı olabilir. Gerekli durumlarda probiyotik ve prebiyotik destekler de kişiye özel olarak planlanabilir.

•••
👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••

Menopoz, kadın yaşamında doğal bir geçiş dönemidir ancak bu dönemde yaşanan hormonal değişimler kalp ve damar sağlığı aç...
11/02/2026

Menopoz, kadın yaşamında doğal bir geçiş dönemidir ancak bu dönemde yaşanan hormonal değişimler kalp ve damar sağlığı açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Özellikle menopoz sonrası dönemde kalp hastalığı riskinin belirgin şekilde arttığı bilinmektedir.

🔶 Bu sürecin merkezinde östrojen düzeyindeki düşüş yer alır. Östrojen; damar esnekliğini koruyan, iyi huylu kolesterolü destekleyen ve inflamasyonu dengeleyen önemli bir hormondur. Menopozla birlikte östrojen düzeyinin azalması, damar yapısında sertleşmeye ve damar iç yüzeyinde hasara daha yatkın bir ortama neden olabilir. Bu durum, kalp hastalığı riskinin artmasında önemli bir faktördür.

🔶 Menopoz sonrası dönemde yağ dağılımı da değişir. Yağ dokusu daha çok karın çevresinde toplanmaya başlar. Bu durum yalnızca estetik bir sorun değildir; visseral yağ dokusu metabolik olarak aktiftir ve inflamasyonu artıran maddeler salgılar. Artan inflamasyon düzeyi, damar sağlığını olumsuz etkileyerek kalp hastalıkları için zemin hazırlar.

🔶 İnsülin direnci de bu dönemde daha sık görülür. Östrojenin azalmasıyla birlikte kan şekeri regülasyonu zorlaşabilir. İnsülin direnci; yüksek trigliserit düzeyleri, düşük HDL kolesterol ve hipertansiyon gibi kalp hastalığıyla ilişkili risk faktörlerini beraberinde getirebilir.

❗❗ Bu nedenle menopoz sonrası kadınlarda yalnızca kolesterol değerlerine değil, kan şekeri ve insülin dengesine de mutlaka bakılmalıdır.

🔶 Kronik inflamasyon, menopoz sonrası artan kalp hastalığı riskinin bir diğer önemli bileşenidir. Hormonal denge kaybı, uyku sorunları, artan stres düzeyi ve bağırsak mikrobiyotasındaki değişimler inflamasyonu besleyebilir. Bu inflamatuvar ortam, damar duvarında plak oluşumunu kolaylaştırabilir ve ateroskleroz riskini artırabilir.

Fonksiyonel tıp yaklaşımı, bu riskleri erken dönemde fark etmeyi ve kişiye özel beslenme, yaşam tarzı ve metabolik desteklerle kalp sağlığını korumayı hedefler. Doğru adımlar atıldığında menopoz sonrası dönem, dengeli ve güvenli bir şekilde yönetilebilir.
•••

👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••

Çölyak hastalığı, gluten tüketimiyle tetiklenen otoimmün bir durumdur ve tedavinin temelini ömür boyu sıkı bir glutensiz...
09/02/2026

Çölyak hastalığı, gluten tüketimiyle tetiklenen otoimmün bir durumdur ve tedavinin temelini ömür boyu sıkı bir glutensiz beslenme oluşturur.

❗❗ Bu noktada yulaf sıkça kafa karışıklığına neden olur. Yulaf doğal olarak gluten içermez.

Ancak üretim ve işleme aşamalarında buğday, arpa veya çavdarla temas etme riski oldukça yüksektir. Bu durum, “çapraz bulaş” olarak adlandırılır ve çölyak hastaları için ciddi bir sorun oluşturabilir. Standart yulaf ürünleri bu nedenle glutensiz kabul edilmez.

🔷 Bununla birlikte her çölyak hastası glutensiz yulafa da aynı şekilde tolerans göstermez. Yulafta bulunan avenin adlı protein, bazı bireylerde glutene benzer bir bağışıklık yanıtını tetikleyebilir. Bu durum herkeste görülmez ancak özellikle aktif semptomları olan veya bağırsak hasarı henüz iyileşmemiş bireylerde daha sık ortaya çıkabilir.

🔷 Fonksiyonel tıp yaklaşımında, bağırsak iyileşmesi tamamlanmadan potansiyel tetikleyicilerin diyete eklenmesi önerilmez. Çölyak tanısı yeni konmuş bireylerde öncelik, bağırsak bariyerini onarmak ve inflamasyon düzeyini düşürmektir. Bu süreçte yulaf, glutensiz olsa bile geçici olarak beslenme planı dışında bırakılabilir.

•••
👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••

̧ölyakhastalığı

Meme kanseri süreci, yalnızca tümör odaklı bir tedaviden ibaret değildir. Tanı anından itibaren vücutta metabolik, hormo...
06/02/2026

Meme kanseri süreci, yalnızca tümör odaklı bir tedaviden ibaret değildir. Tanı anından itibaren vücutta metabolik, hormonal ve bağışıklık düzeyinde birçok değişim yaşanır.

🔺Beslenme, bu sürecin pasif bir parçası değil; tedaviyi destekleyen, yan etkileri azaltan ve vücudun toparlanma kapasitesini güçlendiren temel bir araç olarak ele alınmalıdır.

Beslenme, inflamasyon düzeyi üzerinde doğrudan etkilidir. Meme kanseriyle ilişkili süreçlerde kronik inflamasyon sıklıkla artış gösterir. Yanlış besin seçimleri bu tabloyu ağırlaştırabilirken doğru bir beslenme planı inflamasyonu dengelemeye yardımcı olabilir. Antiinflamatuvar özellikte, besin değeri yüksek ve işlenmemiş gıdalar bu nedenle öncelik kazanır.

✔️ Kan şekeri dengesi de meme kanseri sürecinde kritik öneme sahiptir. İnsülin direnci ve sık kan şekeri dalgalanmaları, hücresel stresin artmasına ve hormonal dengenin bozulmasına yol açabilir. Beslenme planını oluştururken yalnızca kaloriye değil, besinlerin kan şekeri üzerindeki etkisine de dikkat edilmektedir. Amaç, vücudu sürekli stres altında tutan metabolik dalgalanmaları azaltmaktır.

✔️ Bağırsak sağlığı, beslenmenin neden bu kadar önemli olduğunun bir diğer temel nedenidir. Bağırsaklar, bağışıklık sisteminin büyük bir bölümünü barındırır ve aynı zamanda hormon metabolizmasında rol oynar. Özellikle östrojen metabolizması bağırsaklarla yakından ilişkilidir. Bağırsak mikrobiyotasının bozulması yanı sıra kabızlık hormonal dengenin olumsuz yönde etkilenmesine neden olabilir. Bu nedenle beslenme, bağırsak bariyerini ve mikrobiyotayı destekleyecek şekilde planlanır.

Beslenmeyi bir diyet listesi olarak değil; vücudu destekleyen, güçlendiren ve dengeleyen terapötik bir araç olarak ele alınmalıdır. Doğru planlandığında beslenme, tedavi sürecinin daha güçlü ve daha dayanıklı ilerlemesine katkı sağlayabilir.🌸

•••
👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••

4 Şubat Dünya Kanser Günü, kanser konusunda farkındalığı artırmak ve erken teşhisin önemini hatırlatmak için önemli bir ...
04/02/2026

4 Şubat Dünya Kanser Günü, kanser konusunda farkındalığı artırmak ve erken teşhisin önemini hatırlatmak için önemli bir fırsattır. Kanser, çoğu zaman sessiz ilerleyebilen bir süreçtir ve belirtiler ortaya çıktığında hastalık daha ileri bir düzeye ulaşmış olabilir. Bu nedenle düzenli kontroller ve tarama programları, hastalığın erken dönemde yakalanmasında kritik rol oynar.

🎗 Erken teşhis, tedavi seçeneklerini artırır ve tedavi başarısını belirgin şekilde yükseltir. Hastalık erken evrede saptandığında daha sınırlı müdahaleler yeterli olabilirken geç tanı durumunda tedavi süreci hem daha zorlayıcı hem de daha uzun hale gelebilir. Bu durum yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal açıdan da bireyi etkiler.

❗❗ Düzenli taramaların yanı sıra vücudu tanımak ve değişiklikleri ciddiye almak da erken teşhisin önemli bir parçasıdır. Açıklanamayan kilo kaybı, uzun süren yorgunluk, geçmeyen ağrılar veya ciltte fark edilen değişiklikler göz ardı edilmemelidir. Bu tür belirtiler mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmelidir.

4 Şubat Dünya Kanser Günü, sağlığımızı ertelemememiz gerektiğini hatırlatır. Erken teşhis, yaşam süresini uzatmanın ötesinde yaşam kalitesini de korur. Düzenli kontrolleri ihmal etmemek, bilinçli yaşam tarzı seçimleri yapmak ve bedenimizin sinyallerini dikkate almak, kanserle mücadelede atılabilecek en güçlü adımlardan biridir. 🌸

Bağırsak mikrobiyotası, sindirim sistemimizde yaşayan trilyonlarca mikroorganizmadan oluşur ve genel sağlığımız üzerinde...
30/01/2026

Bağırsak mikrobiyotası, sindirim sistemimizde yaşayan trilyonlarca mikroorganizmadan oluşur ve genel sağlığımız üzerinde düşündüğümüzden çok daha geniş bir etkiye sahiptir.

✔️ Bu mikroorganizmalar yalnızca besinlerin sindirilmesine yardımcı olmaz; bağışıklık sistemi, hormon dengesi ve metabolik süreçlerin düzenlenmesinde de aktif rol oynar. Fonksiyonel tıp yaklaşımı, bağırsak mikrobiyotasını sağlığın merkezinde yer alan temel sistemlerden biri olarak ele alır.

Sağlıklı bir mikrobiyota, bağışıklık sisteminin dengeli çalışmasına katkı sağlar. Bağırsaklarda oluşan dengesizlikler, bağışıklık yanıtının aşırı çalışmasına ve inflamasyon düzeyinin artmasına yol açabilir. Bu durum alerjik hastalıklardan otoimmün sorunlara kadar birçok tabloyla ilişkilidir. Bu nedenle bağışıklık sistemi hastalıklarının altında yatan bağırsak sorunları mutlaka değerlendirilmelidir.

✔️ Bağırsak mikrobiyotası, beyinle de yakın bir iletişim içindedir. Bağırsak-beyin ekseni üzerinden ruh hali, stres yanıtı ve bilişsel fonksiyonlar etkilenir. Mikrobiyotadaki bozulmalar, anksiyete, depresif belirtiler ve uyku sorunlarıyla ilişkilendirilebilir. Fonksiyonel tıp yaklaşımı, zihinsel sağlık değerlendirmelerinde de bağırsak sağlığını göz ardı etmez.

✔️ Ayrıca mikrobiyota, besinlerden vitamin üretimi ve minerallerin emilimi açısından da kritik öneme sahiptir. Özellikle B grubu vitaminlerin üretimi ve kısa zincirli yağ asitlerinin oluşumu, sağlıklı bir bağırsak yapısına bağlıdır. Bu bileşenler bağırsak bariyerinin korunmasına ve inflamasyonun dengelenmesine katkı sağlar.

⚠️ Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

•••
👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••
̆ırsakmikrobiyotası

26/01/2026

İnsülin direnci genellikle yüksek kan şekeriyle ilişkilendirilse de bu tabloya sahip kişilerde hipoglisemi atakları da görülebilir. Özellikle uzun açlıklar, düzensiz öğünler veya hızlı emilen karbonhidratlar kan şekerinde ani düşüşlere yol açabilir.

🔷 İnsülin direncinde hücreler insüline yeterince yanıt veremezken pankreas daha fazla insülin salgılamak zorunda kalır. Zamanla gelişen bu aşırı insülin yanıtı, kan şekerinin normalin altına düşmesine neden olabilir. Bu durum halsizlik, titreme, çarpıntı, konsantrasyon güçlüğü ve ani açlık hissi gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Çoğu zaman bu belirtiler stres veya yorgunlukla karıştırılır.

🔷 Hipoglisemi riskini değerlendirirken yalnızca açlık kan şekeri ölçümlerine odaklanılmamalı, gün içindeki kan şekeri dalgalanmaları, öğün içeriği, uyku düzeni ve stres düzeyi birlikte ele alınmalıdır. Amaç, kan şekerini ani yükselip düşen bir çizgiden çıkararak daha dengeli bir yapıya kavuşturmaktır.

🍂 Beslenme düzeni bu noktada belirleyici bir rol oynar. Protein, sağlıklı yağ ve liften zengin öğünler kan şekerinin daha yavaş yükselmesini sağlar Rafine karbonhidratlardan kaçınmak hipoglisemi ataklarının önlenmesine yardımcı olur.

⚠️ Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

•••
👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••

Kalsiyum; kemik sağlığından kas kasılmasına, sinir iletiminden kalp ritmine kadar birçok hayati süreçte rol oynar. Yaşlı...
23/01/2026

Kalsiyum; kemik sağlığından kas kasılmasına, sinir iletiminden kalp ritmine kadar birçok hayati süreçte rol oynar. Yaşlı bireylerde ise kalsiyum dengesi çoğu zaman belirgin yakınma oluşturmadan bozulabilir ve uzun süre fark edilmeden ilerleyerek ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir.

🔺 Kalsiyum düşüklüğünde kas krampları, denge problemleri ve düşme riskinde artışl ortaya çıkabilir. Yaşlı bireylerde bağırsaktan kalsiyum emiliminin azalması, yetersiz protein alımı ve D vitamini eksikliği kalsiyum düşüklüğünü tetikleyebilir. Bu durum yalnızca kemik sağlığını değil, kalp ve sinir sistemi fonksiyonlarını da olumsuz etkileyebilir.

👉 Kalsiyum dengesi değerlendirilirken magnezyum, D vitamini, K2 vitamini ve böbrek fonksiyonlarını birlikte ele alınmalıdır. Çünkü kalsiyumun vücutta doğru yerde ve doğru şekilde kullanılabilmesi, bu sistemlerin uyumuna bağlıdır. Yanlış veya kontrolsüz kalsiyum kullanımı, fayda yerine zarar oluşturabilir.

⚠️ Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

•••
👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••

Sepsis, vücudun bir enfeksiyona karşı verdiği kontrolsüz yanıt sonucu gelişen ve hayati risk taşıyan ciddi bir tablodur....
19/01/2026

Sepsis, vücudun bir enfeksiyona karşı verdiği kontrolsüz yanıt sonucu gelişen ve hayati risk taşıyan ciddi bir tablodur. Bağışıklık sisteminin enfeksiyonu etkili şekilde kontrol edememesi, sürecin hızla ağırlaşmasına neden olabilir. Fonksiyonel tıp yaklaşımına göre bağışıklık sisteminin bu kadar savunmasız hale gelmesinde vitamin ve mineral eksiklikleri önemli bir rol oynar.

👉 Vitamin ve mineraller, bağışıklık hücrelerinin sağlıklı çalışması için gereklidir. Özellikle D vitamini, C vitamini, çinko ve selenyum eksiklikleri enfeksiyonlara karşı verilen yanıtı zayıflatabilir. Bu eksiklikler bağışıklık sisteminin enfeksiyonu sınırlama kapasitesini düşürerek inflamasyonun kontrolsüz artmasına yol açabilir.

Fonksiyonel tıp doktoru, sık enfeksiyon geçiren veya ağır enfeksiyon riski taşıyan bireylerde bu değerleri birlikte değerlendirir.

👉 Mikro besin eksiklikleri aynı zamanda antioksidan savunma sistemini de zayıflatır. Bu durum hücresel hasarı artırır ve dokuların enfeksiyonla başa çıkma gücünü azaltır. Sepsis tablosunda görülen yaygın doku hasarı ve organ fonksiyon bozukluklarının arka planında, uzun süredir devam eden besin eksiklikleri yer alabilir.

🔶 Fonksiyonel tıp yaklaşımı, sepsisi yalnızca akut bir enfeksiyon olarak ele almaz. Kişinin beslenme durumu, bağırsak emilim kapasitesi ve kronik inflamasyon yükü detaylı şekilde değerlendirilir. Amaç, yalnızca eksik vitamin ve mineralleri yerine koymak değil, bu eksikliklerin nedenlerini de ortadan kaldırmaktır.

⚠️ Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

•••
👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••

Uyku, vücudun kendini onardığı ve yenilediği en önemli süreçlerden biridir. Yaş ilerledikçe uyku süresi kısalabilir, gec...
12/01/2026

Uyku, vücudun kendini onardığı ve yenilediği en önemli süreçlerden biridir. Yaş ilerledikçe uyku süresi kısalabilir, gece uyanmaları artabilir ve uyku kalitesi belirgin şekilde düşebilir. Bu değişimlerle birlikte kanda melatonin düzeyinde azalma görülür.

📌 Bu Bu durum yalnızca normal yaşlanmanın bir sonucu değildir; aynı zamanda yaşlanma sürecini hızlandıran önemli bir etkendir.

🍂 Melatonin, yalnızca uyku düzenini sağlayan bir hormon değildir. Güçlü bir antioksidan olarak hücreleri oksidatif strese karşı korur ve bağışıklık sisteminin dengelenmesine katkı sağlar.

Melatonin düzeyinin düşmesi, hücresel hasarın artmasına ve dokuların kendini yenileme kapasitesinin azalmasına yol açabilir. Bu nedenle melatoninin sağlıklı yaşlanmanın temel yapı taşlarından biri olduğu kabul edilir.

👉 Uyku kalitesi bozulduğunda inflamasyon düzeyi artar ve hormonal denge olumsuz etkilenir. Gece boyunca yeterli ve derin uyku uyuyamayan bireylerde insülin direnci, kilo artışı ve bilişsel performans düşüklüğü daha sık görülür. Fonksiyonel tıp bakış açısı, bu tabloyu tek bir belirti üzerinden değil; tüm metabolik sistemler arasındaki ilişki üzerinden ele alır.

🌿 Melatonin üretimini desteklemek için yaşam tarzı düzenlemeleri büyük önem taşır. Bunlar içinde en önemlisi sirkadiyen ritmin korunması ve mutlak karanlıkta uyunmasıdır. Akşam saatlerinde mavi ışığa maruziyetin azaltılması, düzenli uyku saatlerinin oluşturulması ve akşam geç saatlerde ağır yemeklerden kaçınılması melatonin salgılanmasını olumlu yönde etkiler.

⚠️ Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

•••
👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••

Uyku apnesi, uyku sırasında solunumun tekrarlayan şekilde durmasıyla ortaya çıkan ve tüm vücudu etkileyen ciddi bir sağl...
09/01/2026

Uyku apnesi, uyku sırasında solunumun tekrarlayan şekilde durmasıyla ortaya çıkan ve tüm vücudu etkileyen ciddi bir sağlık sorunudur. Bu durum yalnızca uyku kalitesini bozmakla kalmaz, aynı zamanda beyne giden oksijen düzeyini düşürerek nörolojik sistemi de zorlar.

❗❗ Son yıllarda yapılan çalışmalar, uzun süreli ve tedavi edilmemiş uyku apnesinin nörodejeneratif hastalıklarla, özellikle Parkinson hastalığıyla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.

Uyku apnesi sadece solunumla ilgili bir problem değiidir. Beyin sağlığı, mitokondri fonksiyonları, inflamasyon ve oksidatif stres bu tablo içinde birlikte değerlendirilir.

✔️ Uyku apnesinin tedavi edilmesi, beyindeki oksijenlenmenin iyileşmesine ve inflamasyon yükünün azalmasına katkı sağlayabilir. Bu nedenle CPAP gibi klasik tedavilerin yanı sıra kilo yönetimi, antiinflamatuvar beslenme, bağırsak sağlığının desteklenmesi ve uyku hijyeninin düzenlenmesi birlikte ele alınmalıdır. Amaç, yalnızca solunumu düzeltmek değil; sinir sistemi üzerindeki yükü azaltmaktır.

✔️ Ayrıca uyku kalitesinin artması, beynin kendini onardığı derin uyku evrelerinin daha sağlıklı yaşanmasını sağlar. Bu durum, toksik metabolitlerin beyinden uzaklaştırılmasını destekler. Bu temizlik mekanizmalarının düzenli çalışması, uzun vadede nörolojik hastalık riskinin azaltılmasında önemli bir faktördür.

🌸 Uyku apnesinin erken tanınması ve bütüncül bir yaklaşımla tedavi edilmesi, Parkinson riskini doğrudan ortadan kaldırmasa da beyin sağlığını koruyucu güçlü bir adım olabilir.

⚠️ Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

•••
👩‍⚕️Prof. Dr. S. Deniz Özzeybek
🌐www.denizozzeybek.com
📞0 (532) 054 04 32
☎️0 (232) 202 69 46
📩bilgi@denizozzeybek.com
📍Alsancak/Konak/İZMİR
•••

Address

Şair Eşref Bulvarı No: 69/1 Kat:3 Daire: 7 Alsancak/Konak/İZMİR
Izmir
35220

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Fonksiyonel Tıp İzmir posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Fonksiyonel Tıp İzmir:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram