26/12/2025
İzmir’in Sığlığı
İzmir dışarıdan bakıldığında çoğu zaman “Türkiye’nin Avrupa’sı”, “demokrat ve özgürlükçü şehir”, “hoşgörü kenti” gibi bir söylemle idealize edilir. Ama bu imgenin büyük ölçüde bir kent miti…İzmir’in hegemonik kültürü, Cumhuriyet’in resmî ideolojisiyle ve onun seküler-ulusalcı kodlarıyla iç içe geçmiştir. Yani İzmir’in ayrımcı veya dışlayıcı refleksleri Türkiye’nin diğer kentlerinden farklı değildir; kimi zaman sadece daha inceltilmiş bir biçimde karşımıza çıkar, kimi zaman da çok kaba olarak. Mesela “Kürtlere doğum kontrolü yapılsın, çoğalmalarına engel olunsun” gibi açıkça ırkçı bir dilekçe metni İzmir’de Kıbrıs Şehitleri’ne bir masa konarak halkın imzasına açıldı bir grup tarafından. Ahmet Türk’ün içinde bulunduğu DTP’nin seçim otobüsü İzmir’de taşlandı…
Ben buna yıllardır “İzmirlilik bozukluğu” diyorum. Mizah için değil, sosyolojik tarif aslında: İzmirlilerin kendilerini demokrat, laik, modern olarak tanımlarken, bu kimliğin içindeki sistemik ayrımcılığı, kentli kibrini ve siyasal yüzeyselliği/sığlığı fark edememe hali.
Bu paradoksu görmezsek, İzmir’i abartılı bir romantizmin içine hapsetmiş oluruz. Ama mesele sadece ideolojik değil; sınıfsal aslında. Kentli orta sınıfların yoksullaşması, güvencesizleşmesi, yaşam standardının düşmesi, “öteki”yi suçlayan bir popüler milliyetçiliği besliyor. 2011 yılında İzmir’de yaptığı bir araştırmanın sonucunda Cenk Saraçoğlu’nun “tanıyarak dışlama” dediği mekanizma, İzmir’de çok güçlüdür: Kürtleri, Suriyelileri, göçmenleri, mültecileri artık “yok saymak” mümkün olmadığı için, bu kez onları tanıyıp dışlamak, “bozulmuş”, “tehlikeli”, “düzeni bozan” unsurlar olarak konumlandırmak.
Bugün İzmir’in sokaklarında “Kürtler, Suriyeliler … yüzünden sokağa çıkılamıyor”, “mafya, kapkaççı, hırsız hep onlar” gibi söylemler yalnızca ırkçı bir algıyı değil, aynı zamanda orta sınıfın kayıp ayrıcalıklarının yasını da yansıtır.
Bu çelişkiler sadece söylemde değil, pratikte de karşımıza çıktı. CHP’li İzmir Büyükşehir ve Konak Belediyeleri, mülteciler “rahat etmesinler” diye 2015’te İzmir fuar alanının kapılarını zincirlediler; binlerce insan 40 derece sıcakta günlerce asfaltın üzerinde yattı, su yoktu, yemek yoktu, ağaçların gölgesi bile çok görüldü bu insanlara.
Mültecilerden ağaçların gölgesi eşitlendi aylarca… İnsanlar görüp geçtiler…
Bu kararın ardındaki akıl, İzmir’in demokrasi makyajına rağmen ötekileştirici ve güvenlikçi damarının ne kadar güçlü olduğunu gösteren trajik bir örnektir.
İzmir can acıtan çelişkilerin şehri. Ama tam da bu çelişkiler yüzünden mücadeleye en çok ihtiyaç duyulan, insanileşmesi gereken bir şehir.