Prof. Dr. Cem Terzi

Prof. Dr. Cem Terzi Kolorektal Cerrah Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

28/12/2025
Koko❤️
28/12/2025

Koko❤️

“Doğal” aldatmacası:KANSERDE FİTOTERAPİ UMUDU ÖLÜME TAŞIYABİLİYORKolorektal Kanser Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cem Terzi,...
28/12/2025

“Doğal” aldatmacası:
KANSERDE FİTOTERAPİ UMUDU ÖLÜME TAŞIYABİLİYOR
Kolorektal Kanser Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cem Terzi, kanser hastaları arasında giderek yaygınlaşan fitoterapi ve “doğal tedavi” uygulamalarının ciddi hayati riskler taşıdığı konusunda uyardı. Bilimsel dayanağı olmayan bu yöntemlerin tedaviyi geciktirdiğini vurgulayan Terzi, bunun hastalığın ilerlemesine ve ölüm oranlarının artmasına yol açtığını söyledi.

ROBOSKİ ve BLOODY SUNDAY (KARA PAZAR) Bloody Sunday (1972)Derry’de barışçıl bir sivil haklar yürüyüşü sırasında 14 silah...
28/12/2025

ROBOSKİ ve BLOODY SUNDAY (KARA PAZAR)

Bloody Sunday (1972)
Derry’de barışçıl bir sivil haklar yürüyüşü sırasında 14 silahsız sivil, İngiliz askerleri tarafından
öldürüldü. Devlet yıllarca inkar etti, ölenleri suçladı, hakikati çarpıttı. Ancak aileler hiç susmadı. Anmalar sürdü, sokak geri çekilmedi, basın ve insan hakları örgütleri meseleyi ülke çapında sahiplendi. On yıllar süren toplumsal baskı sonucunda Saville Soruşturması kuruldu. Devletin resmi yalanı çöktü, hakikat kabul edildi ve başbakan parlamentoda özür dilemek zorunda kaldı! Kimse ciddi ceza almadı ama en azından devlet inkarı sürdüremez hale geldi.

Şimdi bir de bize bakalım.

Roboski (2011)
Roboski’de sınır hattında geçim için yük taşıyan 34 sivil (17’si çocuk ) savaş uçaklarıyla
bombalandı. Bu bir kaza değildi; ilk bombadan sonra saldırı tekrarlandı. Devlet baştan itibaren “kaçınılmaz hata” söylemi kurdu. Dosyalar dolaştırıldı, raporlar yazıldı, sorumluluk dağıtıldı. Ne hakikat
tanındı, ne özür dilendi, ne de tek bir fail yargılandı.

Etik CesaretPınar Öğünç bugünkü yazısında hikaye anlatmaya dair çok kritik bir soru soruyor: “Soykırım yaşandığını anlat...
27/12/2025

Etik Cesaret

Pınar Öğünç bugünkü yazısında hikaye anlatmaya dair çok kritik bir soru soruyor: “Soykırım yaşandığını anlatmak için hâlâ bir Filistinlinin hikâyesini duymaya mı ihtiyacımız var?” Bu soru, duygularla düşünmeye yöneltilmiş sert bir eleştiridir.  Gazze’de olanlarla ilgili bilgi zaten vardır. Kanıt zaten vardır. Hukuki ve tarihsel veriler zaten vardır.  Ama duygusal eşik aşılmadıkça ahlaki refleks devreye girmemektedir. Artık acı hakikatin yerine geçmiştir. Yargı, bilgiye değil; hislerin yoğunluğuna bağlanmıştır. Tam da bu noktada neden Pınar Öğünç’ün hikaye anlatıcılığına ihtiyaç duyduğumuzu anlatmak istiyorum.
Pınar Öğünç hikayelerinde acıyı konuşturur, ama onun adına konuşmaz. Yoksulluğu gösterir, ama teşhir etmez. Okuru sarsar, ama manipüle etmez. Bu yüzden onun hikayeleri öfke üretmez, sloganlar sunmaz, okuru  “biz iyi taraftayız” konfor alanına çekmez. Tam tersine rahatsız eder. Vicdanları okşamaz, okuru vicdanlarını çalıştırmaya davet eder.

Benimle ilgilen pozisyonu 😂😂😂
27/12/2025

Benimle ilgilen pozisyonu 😂😂😂

Resmi ideolojinin ürettiği insan tipi içinde büyüyen çocukluk, daha en baştan devletin şiddet politikaları, savaşın süre...
26/12/2025

Resmi ideolojinin ürettiği insan tipi içinde büyüyen çocukluk, daha en baştan devletin şiddet politikaları, savaşın sürekliliği ve kapitalist düzenin dayattığı ilişkilerle şekillenir. Aile, eğitim sistemi ve gündelik hayatın kültürel alanları; televizyon dizileri, spor ve özellikle futbol üzerinden erkek egemenliği, hiyerarşi, rekabet ve itaati yeniden üretir. “Aile yılı” gibi söylemlerle kutsanan yapıların içinde çocuk, toplumsal düzenin yeniden kurulacağı bir alan olarak konumlandırılır; duyguları, bedeni ve düşünme biçimi bu çerçevede biçimlendirilir. Bu çocukluk deneyimi, ideolojiden bağımsız değil; aksine şiddetin, eşitsizliğin ve iktidar ilişkilerinin doğrudan içinde kurulan politik bir süreçtir. Bu buluşma, çocukluğu ideolojinin edilgen bir nesnesi olarak ele almakla yetinmeyip, onu iktidar, şiddet ve tahakküm ilişkilerinin kurulduğu bir alan olarak birlikte düşünmeyi amaçlamaktadır. Resmi ideolojinin, savaş politikalarının ve kapitalist düzenin çocukluk deneyimini hangi mekanizmalarla biçimlendirdiğini görünür kılmayı; aile, popüler kültür ve gündelik yaşam üzerinden yeniden üretilen erkek egemenliği ve şiddetin çocukların düşünme, hissetme ve ilişki kurma biçimlerine nasıl sızdığını tartışmayı hedefler.

Toplantı dernek binamızda yüz yüze gerçekleşecek.

İzmir’in Sığlığıİzmir dışarıdan bakıldığında çoğu zaman “Türkiye’nin Avrupa’sı”, “demokrat ve özgürlükçü şehir”, “hoşgör...
26/12/2025

İzmir’in Sığlığı

İzmir dışarıdan bakıldığında çoğu zaman “Türkiye’nin Avrupa’sı”, “demokrat ve özgürlükçü şehir”, “hoşgörü kenti” gibi bir söylemle idealize edilir. Ama bu imgenin büyük ölçüde bir kent miti…İzmir’in hegemonik kültürü, Cumhuriyet’in resmî ideolojisiyle ve onun seküler-ulusalcı kodlarıyla iç içe geçmiştir. Yani İzmir’in ayrımcı veya dışlayıcı refleksleri Türkiye’nin diğer kentlerinden farklı değildir; kimi zaman sadece daha inceltilmiş bir biçimde karşımıza çıkar, kimi zaman da çok kaba olarak. Mesela “Kürtlere doğum kontrolü yapılsın, çoğalmalarına engel olunsun” gibi açıkça ırkçı bir dilekçe metni İzmir’de Kıbrıs Şehitleri’ne bir masa konarak halkın imzasına açıldı bir grup tarafından. Ahmet Türk’ün içinde bulunduğu DTP’nin seçim otobüsü İzmir’de taşlandı…

Ben buna yıllardır “İzmirlilik bozukluğu” diyorum. Mizah için değil, sosyolojik tarif aslında: İzmirlilerin kendilerini demokrat, laik, modern olarak tanımlarken, bu kimliğin içindeki sistemik ayrımcılığı, kentli kibrini ve siyasal yüzeyselliği/sığlığı fark edememe hali.

Bu paradoksu görmezsek, İzmir’i abartılı bir romantizmin içine hapsetmiş oluruz. Ama mesele sadece ideolojik değil; sınıfsal aslında. Kentli orta sınıfların yoksullaşması, güvencesizleşmesi, yaşam standardının düşmesi, “öteki”yi suçlayan bir popüler milliyetçiliği besliyor. 2011 yılında İzmir’de yaptığı bir araştırmanın sonucunda Cenk Saraçoğlu’nun “tanıyarak dışlama” dediği mekanizma, İzmir’de çok güçlüdür: Kürtleri, Suriyelileri, göçmenleri, mültecileri artık “yok saymak” mümkün olmadığı için, bu kez onları tanıyıp dışlamak, “bozulmuş”, “tehlikeli”, “düzeni bozan” unsurlar olarak konumlandırmak.

Bugün İzmir’in sokaklarında “Kürtler, Suriyeliler … yüzünden sokağa çıkılamıyor”, “mafya, kapkaççı, hırsız hep onlar” gibi söylemler yalnızca ırkçı bir algıyı değil, aynı zamanda orta sınıfın kayıp ayrıcalıklarının yasını da yansıtır.

Bu çelişkiler sadece söylemde değil, pratikte de karşımıza çıktı. CHP’li İzmir Büyükşehir ve Konak Belediyeleri, mülteciler “rahat etmesinler” diye 2015’te İzmir fuar alanının kapılarını zincirlediler; binlerce insan 40 derece sıcakta günlerce asfaltın üzerinde yattı, su yoktu, yemek yoktu, ağaçların gölgesi bile çok görüldü bu insanlara.
Mültecilerden ağaçların gölgesi eşitlendi aylarca… İnsanlar görüp geçtiler…
Bu kararın ardındaki akıl, İzmir’in demokrasi makyajına rağmen ötekileştirici ve güvenlikçi damarının ne kadar güçlü olduğunu gösteren trajik bir örnektir.
İzmir can acıtan çelişkilerin şehri. Ama tam da bu çelişkiler yüzünden mücadeleye en çok ihtiyaç duyulan, insanileşmesi gereken bir şehir.

İzmir’in Sığlığıİzmir dışarıdan bakıldığında çoğu zaman “Türkiye’nin Avrupa’sı”, “demokrat ve özgürlükçü şehir”, “hoşgör...
26/12/2025

İzmir’in Sığlığı

İzmir dışarıdan bakıldığında çoğu zaman “Türkiye’nin Avrupa’sı”, “demokrat ve özgürlükçü şehir”, “hoşgörü kenti” gibi bir söylemle idealize edilir. Ama bu imgenin büyük ölçüde bir kent miti…İzmir’in hegemonik kültürü, Cumhuriyet’in resmî ideolojisiyle ve onun seküler-ulusalcı kodlarıyla iç içe geçmiştir. Yani İzmir’in ayrımcı veya dışlayıcı refleksleri Türkiye’nin diğer kentlerinden farklı değildir; kimi zaman sadece daha inceltilmiş bir biçimde karşımıza çıkar, kimi zaman da çok kaba olarak. Mesela “Kürtlere doğum kontrolü yapılsın, çoğalmalarına engel olunsun” gibi açıkça ırkçı bir dilekçe metni İzmir’de Kıbrıs Şehitleri’ne bir masa konarak halkın imzasına açıldı bir grup tarafından. Ahmet Türk’ün içinde bulunduğu DTP’nin seçim otobüsü İzmir’de taşlandı…

Ben buna yıllardır “İzmirlilik bozukluğu” diyorum. Mizah için değil, sosyolojik tarif aslında: İzmirlilerin kendilerini demokrat, laik, modern olarak tanımlarken, bu kimliğin içindeki sistemik ayrımcılığı, kentli kibrini ve siyasal yüzeyselliği/sığlığı fark edememe hali.

Address

Atatürk Caddesi No:174/1 Ekim Apartmanı Kat:7 Daire:13 Alsancak-Konak/İZMİR
Izmir

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Prof. Dr. Cem Terzi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Prof. Dr. Cem Terzi:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram