Psikolog Onur ÇAKIR

Psikolog Onur ÇAKIR Psikolog Onur ÇAKIR, Yeditepe Üniversitesi psikoloji bölümünden mezun olmuştur.

Mezun olduktan sonra anaokulunda ve özel eğitim kurumunda çocuklar ve engelli bireylerle ayrıca danışmanlık merkezlerinde ise yetişkin ve ergenlerle çalışmaktadır.

Sürekli meşgul olmak modern dünyanın en gizli kaçış biçimlerinden biridir.Kişi dışarıdan “üretken” görünür; ancak içerid...
07/02/2026

Sürekli meşgul olmak modern dünyanın en gizli kaçış biçimlerinden biridir.
Kişi dışarıdan “üretken” görünür; ancak içeride çoğu zaman kendini duygularından uzak tutmaya çalışıyordur.

Sürekli meşgul olma hâli şu durumlarda duygudan kaçış olabilir:

• Durduğunda yüzleşeceği duygular ağır geliyorsa
Kişi kendini yorarak hissetmemeyi hedefleyebilir.

• Boşluk hissinden korkuyorsa
Zihinsel boşluk, bastırılmış duyguları yüzeye çıkarabilir.
Bu nedenle kişi kendine hiç alan bırakmaz.

• Kendini değerli hissetmek için sürekli üretmek zorunda olduğuna inanıyorsa
“Durursam işe yaramıyor olurum” düşüncesi meşguliyeti artırır.

• Sınır koymakta zorlanıyorsa
Herkese yetişmeye çalışmak, kişinin kendi iç sesini susturur.

• Kontrol ihtiyacı yüksekse
Meşguliyet, kontrol hissi sağlar ve belirsizlikle yüzleşmeyi geciktirir.

Sürekli meşgul görünen insanlar çoğu zaman en yorgun olanlardır.
Meşguliyetin ardında saklanan duygu fark edildiğinde, kişi ilk kez durup gerçekten dinlenebilir.

Gelecek kaygısı kişinin zihnini sürekli ileriye taşır.Zihin gelecekte yaşanma ihtimali olan senaryoları çözmeye çalışırk...
03/02/2026

Gelecek kaygısı kişinin zihnini sürekli ileriye taşır.
Zihin gelecekte yaşanma ihtimali olan senaryoları çözmeye çalışırken şimdiyi kaçırır.
Bu nedenle kişi ne yapsa odaklanamaz, keyif alamaz ve içinde hep bir tedirginlik hissi bulunur.

Gelecek kaygısı bugünü yaşatmaz çünkü:

• Zihin, ihtimalleri çözmeye çalışır.
“Ya olmazsa?” sorusu, yaşanılan anı gölgede bırakır.

• Belirsizlik tahammülsüzlüğü artar.
Kişi bilinmeyen bir durumla karşılaşmamak için her şeyi kontrol etmeye çalışır ve bu çaba çok enerji tüketir.

• Duygusal sistem sürekli alarmdadır.
Gelecek kaygısı bedenin stres tepkisini tetikler; kalp çarpıntısı, mide düzensizliği ve uyku sorunları ortaya çıkar.

• Beyin tehdide odaklanırken keyif merkezleri geri planda kalır.
Bu nedenle güzel bir anın içinde bile kişi rahatlayamaz.

• Erteleme döngüsü oluşabilir.
Geleceğe dair aşırı düşünmek, bugünün adımlarını atmayı zorlaştırır.

Gelecek kaygısı, geleceğin değil, şu anın kaybıdır.
Anı yaşamak, geleceği boş vermek değildir;
geleceği daha sağlıklı planlayabilmek için zihni “şimdiye” getirmektir.

İş–özel hayat dengesi bozulduğunda ilk yorulan şey zaman değildir; zihindir.Zihin yorulduğunda beden, duygular ve ilişki...
31/01/2026

İş–özel hayat dengesi bozulduğunda ilk yorulan şey zaman değildir; zihindir.
Zihin yorulduğunda beden, duygular ve ilişkiler zincirleme şekilde etkilenir.

Denge bozulduğunda en çok yorulanlar:

• Zihin
Sürekli bir “yetişme hâli” düşünsel yükü artırır.
Unutkanlık, odaklanma güçlüğü ve karar vermede zorlanma sık görülür.

• Duygular
Kişi kolay sinirlenebilir, daha çabuk kırılabilir veya kendini duygusal olarak “tükenmiş” hissedebilir.

• İlişkiler
Evde huzursuzluk artabilir, küçük sorunlar büyüyebilir.
Zaman azaldığında ilişkilere yansıyan en büyük şey “duyulmamışlık” hissidir.

• Beden
Kas gerginliği, baş ağrısı, mide rahatsızlıkları ve uyku problemleri dengenin bozulduğunu gösterir.

İş ve özel hayat dengesinin bozulması çoğu zaman “çok çalışmak” değil, kendine alan açamamak anlamına gelir.
Bir insan sadece işten değil;
• duygusal yükten,
• beklenti baskısından,
• sürekli performans göstermeye çalışmaktan
yorulur.

Denge yeniden kurulduğunda ilk iyileşen şey yine zihindir; ardından ilişkiler ve beden takip eder.

Güven, ilişkilerin en görünmez ama en güçlü temelidir.Bir kez sarsıldığında ilişki bitmek zorunda değildir; fakat hiçbir...
27/01/2026

Güven, ilişkilerin en görünmez ama en güçlü temelidir.
Bir kez sarsıldığında ilişki bitmek zorunda değildir; fakat hiçbir şey “eski hâline” de dönmez.
Güven kırıldığında bağın ayakta kalabilmesi için karşılıklı çaba gerekir.

Güveni yeniden inşa etmenin temel unsurları:

• Şeffaflık
Saklanan, ertelenen ya da eksik bırakılan hiçbir şey iyileşmeye izin vermez.
Her iki taraf da açık iletişime hazır olmalıdır.

• Sorumluluk almak
Güveni kıran taraf bunun sonuçlarını inkâr etmeden kabul etmelidir.
“Öyle bir niyetim yoktu” demek, yaşananı yok etmez.

• Tekrarlayan davranışları durdurmak
Güven sözle değil; davranışın istikrarlı şekilde değişmesiyle onarılır.

• Zaman tanımak
Güven bir günde kırılır ama yeniden oluşması zaman ister.
Hızlı iyileşme baskısı ilişkiye zarar verebilir.

• İki tarafın da çaba göstermesi
Bir taraf sadece onarılmayı beklerken diğeri “zorunlu taşıyıcı” hâline gelirse bağ güçlenmez.

Güven kırıldığında bağ ancak şu şartla ayakta kalabilir:
İki taraf da geçmişi yok saymadan, geleceğe daha sağlam adımlarla yürümeye niyetli olduğunda.

Yalnızlık yetişkinlikte çoğu zaman fark edilmez, çünkü yetişkin hayatı duyguları saklamanın en kolay olduğu dönemdir.Sor...
14/01/2026

Yalnızlık yetişkinlikte çoğu zaman fark edilmez, çünkü yetişkin hayatı duyguları saklamanın en kolay olduğu dönemdir.
Sorumluluklar, iş temposu, ev düzeni ve sosyal roller; yalnızlığın üstünü “meşguliyet” adıyla örter.

• Yetişkinler yalnızlıklarını iş, sorumluluk ve tempo ile paketler.
Gün doldurulur, liste tamamlanır ama içsel boşluk giderilmez.

• Yalnızlık zamanla “alışkanlık” gibi hissedilir.
Kişi fark etmeden kendini geri çeker; sosyal bağlar giderek incelir ama bunun yalnızlık olduğunu kabul etmek zor gelir.

• Duygulara odaklanacak alan daralır.
Çocukluk ve gençlikte duygu daha görünürken, yetişkinlikte işlevsellik daha çok ön plana çıkar:
“Üzülsem de işe gitmeliyim”,
“Kırgın olsam da devam etmeliyim.”

• Yalnızlık bazen ‘özgürlük’ gibi giydirilir.
Kişi aslında bağlanmak ister ama kırılma korkusu nedeniyle mesafeyi “ben böyle daha iyiyim” diye rasyonalize edebilir.

• Yetişkin yalnızlığı sessizdir.
Çığlık atmaz, dramatik değildir; geceleri yatarken gelen o boşluk hissi ya da günün içinde küçük bir duraksamayla kendini belli eder.

Yetişkinlikte yalnızlık az değildir; sadece daha iyi gizlenir, daha sessiz yaşanır ve daha geç fark edilir.

Tükenmişlik sadece iş performansını düşürmez;kişinin tüm duygusal sistemini etkilediği için ilişkilerde de ciddi izler b...
12/01/2026

Tükenmişlik sadece iş performansını düşürmez;
kişinin tüm duygusal sistemini etkilediği için ilişkilerde de ciddi izler bırakır.
Çünkü tükenen kişi işini eve taşımaz; yorgun zihnini, gergin bedenini ve boşalmış duygusal depolarını taşır.

• Duygusal enerjisi azalan kişi ilişkide sabırsızlaşır.
Küçük meseleler büyür, tartışmalar daha sert olur.

• Empati kapasitesi azalır.
Tükenmiş biri dinlemek, anlamak ve çözüm üretmek konusunda zorlanır.

• Duyarsızlık başlayabilir.
Bu durum ilişkiyi değil, kişinin kendi duygusal sistemini koruma çabasını anlatır.

• İçe kapanma sık görülür.
Tükenen kişi sosyal çevreye, partnerine veya ailesine karşı mesafe koyabilir.

• Partner, tükenmişliği reddedilme gibi yorumlayabilir.
Oysa kişi sevgisiz değil; sadece duygusal olarak boşalmış durumdadır.

• İlişkide bağ zedelenir ama onarılabilir.
Tükenmişlik konuşuldukça, paylaşıldıkça ve destek alındıkça bağ yeniden güçlenir.

Tükenmişlik ilişkileri bitirmez;
konuşulmadığında ve fark edilmediğinde ilişkilerin sessizce aşınmasına neden olur.

Kontrol ihtiyacı çoğu zaman güven eksikliğinden değil, geçmişte yaşanan belirsizliklerden doğar. Bazı kişiler için ilişk...
09/01/2026

Kontrol ihtiyacı çoğu zaman güven eksikliğinden değil, geçmişte yaşanan belirsizliklerden doğar. Bazı kişiler için ilişkiyi kontrol etmek; terk edilmemeyi, hayal kırıklığını ve belirsizliği engellemenin bir yoludur. Ancak yetişkin ilişkilerinde bu ihtiyaç zamanla bağ zayıflatıcı bir davranışa dönüşebilir.

• Kontrol, ilişkiyi güvenli kılmaz; gergin yapar.
Karşı taraf, sürekli izleniyormuş gibi hisseder ve rahat davranamaz.

• Aşırı kontrol, sevgi değil kaygıdan beslenir.
Kişi sevilmek için kontrol eder; ama paradoksal şekilde bu davranış zamanla mesafe yaratır.

• “Kontrol bende olsun” düşüncesi ilişkide eşitliği bozar.
Bir taraf düzenler, diğer taraf uyum sağlar; denge kaybolur.

• Kontrol eden kişi sürekli tetiktedir.
Mesajlara anında cevap beklemek, partnerin ne yaptığıyla aşırı ilgilenmek, geleceği garanti altına almaya çalışmak sinir sistemini yorar.

• Gerçek yakınlık ancak özgürlük alanı olduğunda ortaya çıkar.
İnsan ancak kendisi olabildiği ilişkide gerçekten bağ kurar.

Kontrol ihtiyacı bir karakter sorunu değil; güvende olma arzusunun yanlış öğrenilmiş bir biçimidir.

İş yerinde sürekli baskı altında hissetmek, sadece iş yüküyle ilgili değildir. Beden ve zihin, görünenden çok daha karma...
05/01/2026

İş yerinde sürekli baskı altında hissetmek, sadece iş yüküyle ilgili değildir. Beden ve zihin, görünenden çok daha karmaşık sinyaller gönderir. Bu his; geçmiş deneyimlerin, kişilik yapısının, kurum kültürünün ve duygu düzenleme becerisinin bir araya geldiği bir psikolojik tabloyu anlatır.

• Sürekli baskı hissi, tehditle değil beklentiyle de oluşabilir.
Kişi kendisinden beklenen performansı “hayatta kalma görevi” gibi algıladığında, normal bir görev bile tehdit gibi hissedilir.

• Çocuklukta yüksek beklentilere maruz kalan kişiler iş hayatında daha çabuk strese girer.
Hata yapmanın tolere edilmediği ortamlar, yetişkinlikte baskıya karşı aşırı hassasiyet yaratır.

• Personele değil sonuca değer veren kurum kültürü psikolojik baskıyı artırır.
“Her zaman daha fazla” istemek, insanın sınırlarını yok sayabilir.

• İç ses sertleştiğinde dış baskı iki katı hissedilir.
Kişi kendini sürekli eleştiriyorsa, iş yerindeki en ufak geri bildirim bile ağır gelir.

• Zihin tehdit algıladığında verimlilik düşer.
Baskı altında çalışan biri daha çok hata yapar, odaklanamaz ve tükenmişlik riski artar.

Sürekli baskı altında hissetmek, işin ağırlığından çok, kişinin taşıdığı duygu yükünün ifadesidir.

Bir ilişkide “beni kaybetmekten korkmuyor” düşüncesi ortaya çıktığında, çoğu zaman asıl eksik olan şey sevgiden çok değe...
29/12/2025

Bir ilişkide “beni kaybetmekten korkmuyor” düşüncesi ortaya çıktığında, çoğu zaman asıl eksik olan şey sevgiden çok değer hissidir.
Bu düşünce size ilişkinin tek taraflı ilerlediğini, sizin çabanızın görünmediğini veya karşı tarafın bağ kurma biçiminin sizin ihtiyacınızla örtüşmediğini düşündürebilir.

• Bu his, genellikle şu alanlardan beslenir:
– Partnerin duygularını açık şekilde ifade etmemesi
– Emek ve ilginin dengesiz olması
– Küçük ayrıntılarda kendinizi yalnız hissetmeniz
– Güvence cümlelerinin eksik kalması
– Sizin gösterdiğiniz hassasiyetin karşılık bulmaması
– İlişkinin geleceğiyle ilgili belirsizlik

• Böyle bir durumda kişi çoğu zaman “sevilmiyorum” değil,
“yerim garanti değil” hissine kapılır.
Bu hissin kökeni de çoğu zaman bağlanma ihtiyaçlarıyla ilişkilidir.

• Fakat şunu da unutmamak gerekir:
Birinin “kaybetme korkusunu göstermemesi”, sizi değersiz bulduğu anlamına gelmez.
Bazı insanlar duygularını göstermekte zorlanır, bazıları kaybetme korkusunu saklar, bazıları ise ilişkide güvensizliğe karşı savunma olarak mesafe geliştirir.

✔ “Beni kaybetmekten korkmuyor” düşüncesi, ilişkinizde eksik olan bağlanma sinyallerini işaret eder; bu his sizin yetersizliğinizle değil, görünmek ve değer görmek isteyen yanınızla ilgilidir.

“Ben yetersizim” dediğin o ses…Gerçekten sana mı ait, yoksa bir yerlerden sana mı yüklendi?Çocukken duydukların,görmezde...
28/12/2025

“Ben yetersizim” dediğin o ses…
Gerçekten sana mı ait, yoksa bir yerlerden sana mı yüklendi?
Çocukken duydukların,
görmezden gelinişlerin,
kıyaslanmalar,
“abartıyorsun”, “yetmez”, “daha iyisi olmalı” cümleleri…
Bazen değersizlik hissi içimizden doğmaz.
Zamanla içimize yerleştirilir.
Ve insan, kendisine ait olmayan bir yükü
“benliğim” sanarak taşımaya başlar.
Şunu ayırt etmek iyileştiricidir:
✨ Sen gerçekten değersiz olduğun için mi böyle hissediyorsun?
✨ Yoksa birileri kendi eksiklerini sana mı bıraktı?
Değersizlik bir gerçeklik değil,
çoğu zaman öğrenilmiş bir duygudur.
Ve öğrenilen her şey…
yeniden öğrenilebilir.

Bazen ne yapmanız gerektiğini çok iyi bilirsiniz…Plan bellidir, hedef açıktır, çözüm ortadadır.Ama bir türlü adım atamaz...
26/12/2025

Bazen ne yapmanız gerektiğini çok iyi bilirsiniz…
Plan bellidir, hedef açıktır, çözüm ortadadır.
Ama bir türlü adım atamazsınız.
Bu durum, sanıldığından çok daha yaygındır ve çoğu kişi bu hissi “tembellik” olarak etiketlese de, psikolojik olarak arkasında bambaşka mekanizmalar bulunur.

• “Biliyorum ama yapamıyorum” hissi genellikle üç ana kaynaktan oluşur:

Zihinsel yük:
Zihniniz çok dolu olduğunda, küçük bir adım bile dağ gibi gelebilir.
Duygusal bariyerler:
Korku, kaygı, mükemmeliyetçilik veya başarısızlık ihtimali, hareket etmenizi engelleyebilir.
Enerji–motivasyon dalgalanmaları:
Bedeniniz yorgun olduğunda, zihninizin bilgisi harekete dönüşmeyebilir.

• Bu hissi sürdüren içsel cümleler genellikle şöyle olur:
– “Ya yapamazsam?”
– “Tam başlayacakken bir şey oluyor.”
– “Önce mükemmel olmalı.”
– “Biraz daha iyi hissedeyim, öyle başlarım.”
Bu cümleler, eylem alanınızı daraltır ve sizi bekleme döngüsünde tutabilir.

• Yapamama hâli, bilgi eksikliğinden değil; duygusal blokajlardan kaynaklanır.
Zihnin doğruyu biliyor olması, duyguların adım atmaya hazır olduğu anlamına gelmez.

✔ Bu his, sizin yetersizliğinizin değil; duygusal olarak hangi noktada sıkıştığınızın göstergesidir.
Bilmek ile yapabilmek arasındaki köprü çoğu zaman duygusal enerjiniz tarafından kurulur.

Bazen aç olan midemiz değil, kalbimizdir.Ama çoğu zaman bunu duygusal açlık sanır, aslında ilgi ihtiyacını doyurmaya çal...
26/12/2025

Bazen aç olan midemiz değil, kalbimizdir.
Ama çoğu zaman bunu duygusal açlık sanır, aslında ilgi ihtiyacını doyurmaya çalışırız.
Duygusal açlık,
yalnızken, stresliyken, üzgünken bir şeylere yönelme halidir.
Yemek, alışveriş, sosyal medya, mesaj atma isteği…
Ama doyum kısa sürer. Sonrasında suçluluk ve boşluk gelir.
İlgi ihtiyacı ise,
“Görülmek, duyulmak, fark edilmek istiyorum” demenin daha sessiz bir yoludur.
Birinin mesaj atması, sorması, yanında olması rahatlatır.
Buradaki ihtiyaç bir şey değil, biridir.
Ayırt etmenin ipucu şudur:
➡️ Bir şey mi istiyorum, biri mi?
➡️ Doyunca rahatlıyor muyum, yoksa boşluk devam mı ediyor?
Kendini yargılama.
Duygusal açlık da ilgi ihtiyacı da “zayıflık” değil, karşılanmamış bir ihtiyacın işaretidir.
İhtiyacı doğru yerden tanımak, iyileşmenin ilk adımıdır.
kendinianlamak ruhsalsağlık terapiyolculuğu kaygı bağlanma

Address

Izmir
35590

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Onur ÇAKIR posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category