15/03/2017
EKOLOJİK TARIM KONVANSİYONEL (ENDÜSTRİYEL) TARIMA KARŞI!
5. Bölüm: GDO’LU TOHUM NEDİR?
“Petrolü kontrol edersen ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin.”
Amerikan Dışişleri Sekreteri Henry Kissinger (1972)
Açılımı “Genetiği Değiştirilmiş Organizma” anlamına gelir. İlk olarak 1972 yılında Paul Berg isimli Amerikalı bir biyokimyacının genetiği değiştirilmiş DNA molekülü üretmesiyle, bilim camiasının gündemine düşen bu olgu artan insan popülasyonundan doğan gıda üretimi ihtiyacına 2000’li yıllarda “çözüm” olarak getirilmiştir. Teknik bakımdan GDO olgusunun işleyişi belirli bir gen dizilimine sahip bir DNA’dan bazı genlerin çıkartılması veya dışarıdan bazı genlerin eklenmesiyle belirleniyor. Veya iki işlemi birden içerebilir. Bu durum çilekten ve balıktan alınan bazı genlerin domateslerin genleri ile harmanlanması kadar ileriye gidebiliyor (1).
Biyoteknoloji ile genleri değiştirilmiş bazı bitkiler (2):
GDO’lu tohum kullanımı, elde ediliş yöntemi ekolojik tarımın felsefesine uygun olmadığı için ekolojik tarımda yasaktır. GDO’lu tohumlar biyoçeşitlilik ve ekosistem için ciddi bir tehlikedir çünkü arılar GDO’lu polenleri taşıyabilmekte, GDO’lu tohumlar doğadaki yerel türlerle tozlanarak yapılarını aktarma riski taşımaktadır, sonuçlarının neler olacağı bilinmemektedir. GDO’lu tohumlar hibrit tohumlarla sıklıkla karıştırılmaktadır. Üretimleri son derece farklı olmakla birlikte biyolojik çeşitlilik ve sosyo-ekonomik açıdan getirdiği riskler açısından benzerlik gösterirler (3). GDO’lu besinlerin ortak özelliklerinden biri ise genetik olarak tohumlanma özelliğinin olmaması. Yani GDO’lu bir besinin tohumundan mamül almanın olasılığı yok denecek kadar azdır.
Çeşitli özellikler kazandırılması için gen transferi yapılmış bazı bitkiler (2):
Transyağların zararları ile ilgili yeterli bilgi sahibi olabilmemiz bile onlarca yıllık bilimsel çalışma ve deneyler ile sağlanabilmiş olmasına rağmen, GDO’lu besinlere bu denli ilgi gösterilememiştir bile. Yapılan son araştırmalardan birinde GDO’lu mısır tüketen deney farelerinin vücut yapısında ve kimyasal düzeylerinde anormal ölçüde gözlemlenen değişiklikler olmuştur. Ayrıca bu farelerin üreme düzeyi de yadsınamayacak seviyede düşüş göstermiştir. Yapılan ayrı bir araştırmada ise, GDO’lu besinlerin polenlerinin doğada bulunan diğer tür bitkilerle melezlenebildiği, mutasyonel özellikler gösteren bitki türlerinin oluştuğu ve kontrolsüz bir biçimde çoğaldıkları gözlemlenmiştir. Çoğu durumda ise böceklere karşı bağışıklığı olan GDO’lu türlerin yerel bitki türlerini mutasyona uğrattıkları ve o türlerin de aynı özellikleri göstererek yerel bitki örtüsü ve böcek popülasyonunda kontrolsüz değişikliklere sebebiyet verdiği gözlemlenmiştir (1).
Akademisyen Sezai Ozan Zeybek’in “Ölüm Tohumları” kitabının yazarı, araştırmacı gazeteci William EngDahl ile yaptığı röportajındaki şu açıklama çok ilginçtir (4):
“Bugün dünyada büyük tarım-kimya (agro-chemical) kartelleri var. Monsanto, Dow, DuPond, Bayer gibi... Bana göre bunları ‘büyük bir mafya karteli’ olarak adlandırmak daha doğru olur. Ellerine kan bulaşmış şirketler bunlar. Fakat öyle büyük bir güçleri var ki biz bu şirketlerin yaptıklarını gazetelerde okuyamıyor, televizyonlarda göremiyoruz. Birbirleriyle bağlantılı şekilde çalışıyorlar. Gezegenimizdeki tüm “yaşam tohumlarını” ele geçirmeye çalışıyorlar. GDO ile yaptıkları araştırmalar gizli tutuluyor. Bugün Amerika’da GDO’nun sağlığa etkisi hakkında araştırma yapılamıyor. Yayımlanan araştırmalar sadece gıda karteline bağlı laboratuarlarda yapılıyor. O anlamda bağımsız bir bilimsel araştırmadan bahsetmek çok zor. Fakat bu laboratuarlarda çalışan vicdan sahibi bilim insanları akademik kariyerlerini sona erdirme pahasına bazı bulguları ifşa ettiler. Onun dışında ödenek olmadan yapılabilmiş çok az sayıda test de var. Sonuçlar korkunç. GDO ile beslenen farelerde ve diğer denek hayvanlarında böbrek yetmezliği, akciğer hastalıkları baş göstermiş. Ama en önemlisi, GDO’lu yiyeceklerle beslenen hayvanlar kısırlaşmış yahut ölü yavrular doğurmuş. Fransa’da yapılan bir başka araştırmada Monsanto’nun GDO’lu soya için ürettiği “round-up” isimli zirai ilacın anne karnındaki bebeğe zarar verdiği bulunmuş.”
Bugün, toplamda on büyük küresel tarım şirketi (Cargill, Monsanto / Bayer ve Continentall başta olmak üzere) GDO’lu tohum pazarının tamamını elinde bulundurmaktadır. Bu durum bize başlı başına bir tekelleşmenin var olduğunu kanıtlamakla kalmaz, aynı zamanda tohum üzerinde totaliter bir sürecin başladığını da gösterir. Binlerce yıldır doğa ve çiftçilerin ortak kullandığı tohumlar, birdenbire şirketlerin mülkü haline gelirken çiftçilerin geleneksel sürdürülebilir tohumlarını kullanmaları fikri mülkiyet dayatması ile suç haline getirilmektedir. Böylece binlerce yıldır üretici olan çiftçiler, küresel tarım şirketlerinin birer tüketicisi haline dönüştürülmüş olur çünkü GDO’lu tohumun toprakla buluşması demek, aynı zamanda tarım şirketlerinin herbisit ve pestisitlerine ve suni gübrelerine de bağımlı olmak demektir (5).
Türkiye’de GDO’ların ekimi, dikimi, üretimi ve ithalatı kanunen tamamıyla yasaktır. Ancak, 2003 yılında Türkiye’nin yurt dışından satın aldığı tarım ürünlerine ve bu ürünleri aldığı ülkelere bakacak olursak, satın alınan 800 bin ton soyanın %90’ının ve 1.8 milyon ton mısırın da %80’inin ABD ve Arjantin kaynaklı olduğunu görürüz. ABD ve Arjantin’den elde edilen ürünlerin özellikle de mısır ve soyanın GDO olmama ihtimali oldukça düşüktür. Fakat, Türkiye’de ne gümrüklerde ne de diğer bölgelerde GDO analizi yapabilecek alt yapıya sahip akredite bir laboratuvar olmadığından, ithal edilen ürünler kontrolsüz olarak sınırlarımızdan girmektedir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus da, özellikle mısır ve soya gibi ürünlerin şekerlemeler, asitli içecekler, çocuk mamaları, sebze püreleri vb. birçok hazır gıda maddesinin içinde bulunduğudur. Mısırın 700, soyanın ise 900 çeşit gıda maddesi içinde kullanıldığı düşünülürse transgenik gıdaların dolaylı tüketim miktarının önemi açıkça görülecektir (6).
Kaynakça:
(1) https://gaiadergi.com/gdoyu-yeteri-kadar-taniyor-musunuz/
(2) Dr. Halim Aydın, “Sağlıklı Nesiller İçin Önce Sağlıklı Tohum”, İstanbul Ticaret Odası Yayınları (2012), S*f: 89
(3) http://ekolojikpazarlar.org/?page_id=3387
(4) http://ozanoyunbozan.blogspot.co.uk/2012/05/genetigi-degistirilmis-organizmalar-gdo.html
(5) https://gaiadergi.com/tohum-uzerinde-carpik-mulkiyet-patentler-tekellesme-ve-tohum-totaliterizmi/?utm_campaign=shareaholic&utm_medium=facebook&utm_source=socialnetwork
(6) http://www.gidahareketi.org/Turkiye-de-Gdo-lu-Urunler-Yasak-Ama-Girisi-
Hazırlayan: Sinem Ercan Güleç
Sağlıklı Yaşıyoruz İçerik Üretme Grubu
DAHA ÖNCEKİ BÖLÜMLER:
1. Bölüm: Konvansiyonel (Endüstriyel) Tarım Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1144024845707244/?type=3&theater
2. Bölüm: Organik Tarım Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1145046035605125/?type=3&theater
3. Bölüm: Ekolojik Tarım Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1145769268866135/?type=3&theater
4. Bölüm: Hibrit Tohum Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1146623215447407/?type=3&theater