Toprak Ana Sofrası

Toprak Ana Sofrası Organik Ürünler

16/03/2017

B VİTAMİNLERİNİN HAVA KİRLİLİĞİNE KARŞI KORUYUCU ETKİSİ OLABİLİR!

Yeni yapılan küçük ölçekli bir araştırma B vitaminlerinin hava kirliliğinin etkilerine karşı bir miktar koruma sağlayabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar buldukları etkinin gerçek olduğunu ancak daha geniş kapsamlı çalışmaların acilen yapılması gerektiğini belirtiyorlar.

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre dünya nüfusunun % 90'ından fazlası hava kirliliğinin sınırları aştığı şehirlerde yaşıyor. Havayı kirleten ve çok tehlikeli kabul edilen PM2.5 adlı madde. Bunlar çapı 2,5 mikrometreden küçük parçacıklardan oluşuyor. Bilim insanları PM2.5'in hücrelerimizde epigenetik değişikliklere neden olarak sağlığımıza zarar verdiğini uzun süredir düşünüyorlar.

Besinlerin epigenetik değişiklikler üzerinde etkili olduğu hayvan çalışmalarında bulunmuştu. İnsanlar üzerinde yapılan bu çalışmada ise, uluslararası bir araştırmacı grubunca yoğun PM2.5 maddesine maruz kalanlarda günlük 2.5 mg folik asit, 50 mg B6 vitamini ve 1 mg B12 vitamini içeren bir B vitamini desteğinin etkisine bakılmış. Araştırmacılar B vitamini takviyesinin PM2.5 etkisini % 28-76 azalttığını görmüşler. Mitokondriyel DNA üzerinde de azaltıcı etkisi görülmüş.

Proceedings of the National Academy of Sciences (Ulusal Bilim Akademisi İlerlemeleri) dergisinde yayımlanan bu çalışmayı yorumlayan bilim insanları çok acil olarak Beijing ve Mexico City gibi yoğun hava kirliliği yaşayan şehirlerde geniş kapsamlı çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekiyorlar.

Özet çeviri: Nurçin Çağlar
Sağlıklı Yaşıyoruz

Kaynak: http://www.bbc.com/news/science-environment-39231896

16/03/2017

Güvenlik kamerası kayıtlarında rastlanılan bu görüntüde, akıllı fil yerdeki çöpleri hortumuyla alıp çöp kutusuna atıyor.

16/03/2017

Tiroit tembelliği neden geç fark ediliyor?

Bugünkü Hürriyet gazetesinde Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nın köşesinden...

"Tiroit tembelliği yavaş gelişen, sinsi sinsi ilerleyen bir problem. Belirtilerin çoğu, normal hayatın içindeki sıradan işaretler. Böyle olduğu için hastalığın geç farkına varılıyor.
Tiroit tembelliği yaygın bir sorun. “Gizli tiroit yetersizliği”, yani “subklinik hipotiroidi” ise daha geniş bir toplum kesimini bilhassa da kadınlarımızı ilgilendiriyor.

Bunda Haşimoto hastalığının yaygınlaşmasının da payı var.
“Haşimoto patlaması” ayrı bir yazı konusu. Bugün daha çok tiroit tembelliği meselesini masaya yatıracağız.

Öncelikle de şu noktaya dikkatinizi çekmeye çalışacağız:
Tiroit tembelliği genelde yavaş gelişen, sinsi sinsi ilerleyen bir problem.

Belirtilerin çoğu da normal hayatın içindeki sıradan işaretler. Böyle olduğu için hastalığın geç farkına varılıyor. Bu da bir sürü tatsız probleme uzun süre boş yere katlanmak demek.

Ayrıca şu da önemli:
Tiroit bezi bedenin adeta “orkestra şefi” gibi çalışıyor.
O çalışmasını yavaşlattığında orkestranın hemen hemen tüm üyeleri (cilt, kalp, sindirim sistemi, dolaşım sistemi, beyin...) tembelleşmeye başlıyor.

Neticede de bedende pek çok süreç aksıyor. İşte bu nedenle azıcık “uyanık olmakta” fayda var. İşte o uyanıklığı sağlayacak işaretlerin en önemlileri...

Hipotiroidinin 10 mühim belirtisi

1- Anlamsız yere ortaya çıkan kilo kazanımı, yani şişmanlama sorunu
2- İlerleyici ve sebepsiz bir halsizlik, yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik hali, hatta depresyon benzeri bir durum
3- Fark edilir derecede gereksiz üşüme, ürperme hali, sıcak havalarda bile bedeni soğuk hissetme durumu
4- Kuru ve pörsümüş, soluk bir cilt
5- Saç ve tırnaklarda kırılma ve parlaklık kaybı
6- Kas ve eklemlerde anlam verilemeyen ağrılar
7- Sebepsiz yere ortaya çıkan bağırsak tembelliği, hatta ciddi bir kabızlık durumu
8- Ruhsal çökkünlük, motivasyon noksanlığı, uyku hali ve depresyon benzeri psikolojik değişiklikler
9- Odaklanma zorluğu ve hatırlama güçlüğü
10- Cinsel isteksizlik, düzensiz adetler, yumurtalama sorunları, kısırlık sorunu"

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/prof-dr-osman-muftuoglu/tiroit-tembelligi-neden-gec-fark-ediliyor-40396039

15/03/2017

Sıkıntı, huzursuzluk,kötü bir şey olacak mı endişesi ve fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği yoğun korku haline denir. “Üzüntü,korku, başarısızlık duygusu,sonuç bilememe, acizlik, yargılanma” heyecanlarından birini veya çoğunu içermektedir.

😢😢😢
15/03/2017

😢😢😢

Yüksek gerilim hatları, baz istasyonları ve cep telefonları gibi kaynaklardan yayılan düşük enerjili elektromanyetik radyasyonun sağlık üzerine olan

15/03/2017

Yeni tanıştık belki de Ama kimbilir belki de hep vardın Eşlik ediyordun sessiz ve sinsice belki de Şimdi şimdi anlıyorum Kurnazca ayırdın beni beki de Lime l...

15/03/2017

Arkadaşlar lutfen sayfami paylaşin..
Arkadaşlarinizi begenmeye davet edin.
Desteginizi esirgemeyin.
Teşekkurler.
Saglicakla kalin..

15/03/2017

EKOLOJİK TARIM, ENDÜSTRİYEL TARIMA KARŞI!
4. Bölüm: HİBRİT (F1) TOHUM NEDİR?

Hibrit tohum, saf hat haline getirilmiş bir ana hat ve baba hattın döllenmesi (melezlenmesi) ile elde edilmiş bireydir. Bu bireye aynı zamanda “F1 dölü” de denir. İlk yıl bitki yapısı, meyve özellikleri yönü ile çok homojen bir yapı gösteren bu bitkilerden alınan tohumlar ikinci yıl açılma gösterir. İkinci yıl elde edilen bireyler (bitkiler) bir kısmı ana saf hattın özelliklerini gösterirken, bir kısmı baba saf hattın özelliklerini gösterir. Çoğu zaman hastalıklara dayanıklılık/toleranslılık karakteri o türün yabani formda olan genomlarından aktarılır. Eğer hibrit çeşidin elde edilmesinde bu tür bir yola gidilmiş ise ikinci yıl elde edilen bitkiler ve meyveleri üreticileri hepten memnun etmeyebilir. Bu durum ile karşılaşan üretici hibrit çeşitler için “kısır tohum” adını kullanmaktadır. Aslında hibrit tohum döl veriyor ama üreticinin ilk yıl üretmiş olduğu tohumun bitki ve meyveleri ile alakası olmayan karakterler gösteriyor. Bu durumda üretici her yıl aynı kalitede ürün alabilmek için dönüp ticari tohum firmasından tekrar tohum almak zorunda kalıyor (1).

Yüksek verim, hastalıklara dayanıklılık, kalite ve çevreye adaptasyon gibi özellikleri sebebiyle hibrit çeşitlerin kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır. Mısır, ayçiçeği, domates gibi bitkilerde sağladıkları verim artışlarının yanında F1 hibrit tohumluğu tek kullanımlık olduğu için tohumculuk sektöründe yüksek bir ticari değere sahiptir. Ülkemizde ise 1970'li yıllarda yine ilk defa domates F1 hibrit tohumluğu kullanılmaya başlanmış daha sonra diğer türlerde de hızlı bir şekilde F1 tohumluğu kullanımına geçilmiştir (2).

Hibrit çeşitlerinin yaygın olmasının sebepleri şu şekilde sıralanabilir (2):

1. Pek çok ülkede yeni geliştirilen çeşitler için ıslahçıya patent hakkı verilmesi.
2. F1 hibrit çeşitler genellikle standart çeşitlerden daha verimlidir. F1 hibritler kendilerini meydana getiren ebeveynlerin ortalamalarından büyüklük ve güç yönünden daha fazla bir artış gösterirler.
3. F1 hibrit çeşitler daha geniş adaptasyon yeteneğine sahiptirler. Hibritler iyi koşullarda olduğu gibi daha elverişsiz koşullarda da iyi sonuçlar verebilmektedir.
4. F1 hibrit gücü ıslahı ile çeşitli hastalıklara dayanıklı, tarımsal özellikleri üstün çeşitler diğer ıslah yöntemlerine göre daha çabuk elde edilebilmektedir.
5. F1 hibrit çeşitleri ancak ebeveynlerini bilen ve buna sahip olan kişi veya kuruluşlarca üretilebilmektedir. Bu nedenle yeni bir F1 hibrit çeşit geliştirildiğinde bu çeşidin başka tohum üreticilerinin eline geçip çoğaltılması kolay değildir.

Kaynakça:
(1) http://ekolojikpazarlar.org/?page_id=3387
(2) Dr. Halim Aydın, “Sağlıklı Nesiller İçin Önce Sağlıklı Tohum”, İstanbul Ticaret Odası Yayınları (2012), S*f: 69 - 70

Hazırlayan: Sinem Ercan Güleç
Sağlıklı Yaşıyoruz İçerik Üretme Grubu

DAHA ÖNCEKİ BÖLÜMLER:
1. Bölüm: Konvansiyonel (Endüstriyel) Tarım Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1144024845707244/?type=3&theater
2. Bölüm: Organik Tarım Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1145046035605125/?type=3&theater
3. Bölüm: Ekolojik Tarım Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1145769268866135/?type=3&theater

15/03/2017

EKOLOJİK TARIM KONVANSİYONEL (ENDÜSTRİYEL) TARIMA KARŞI!

5. Bölüm: GDO’LU TOHUM NEDİR?

“Petrolü kontrol edersen ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin.”
Amerikan Dışişleri Sekreteri Henry Kissinger (1972)

Açılımı “Genetiği Değiştirilmiş Organizma” anlamına gelir. İlk olarak 1972 yılında Paul Berg isimli Amerikalı bir biyokimyacının genetiği değiştirilmiş DNA molekülü üretmesiyle, bilim camiasının gündemine düşen bu olgu artan insan popülasyonundan doğan gıda üretimi ihtiyacına 2000’li yıllarda “çözüm” olarak getirilmiştir. Teknik bakımdan GDO olgusunun işleyişi belirli bir gen dizilimine sahip bir DNA’dan bazı genlerin çıkartılması veya dışarıdan bazı genlerin eklenmesiyle belirleniyor. Veya iki işlemi birden içerebilir. Bu durum çilekten ve balıktan alınan bazı genlerin domateslerin genleri ile harmanlanması kadar ileriye gidebiliyor (1).
Biyoteknoloji ile genleri değiştirilmiş bazı bitkiler (2):

GDO’lu tohum kullanımı, elde ediliş yöntemi ekolojik tarımın felsefesine uygun olmadığı için ekolojik tarımda yasaktır. GDO’lu tohumlar biyoçeşitlilik ve ekosistem için ciddi bir tehlikedir çünkü arılar GDO’lu polenleri taşıyabilmekte, GDO’lu tohumlar doğadaki yerel türlerle tozlanarak yapılarını aktarma riski taşımaktadır, sonuçlarının neler olacağı bilinmemektedir. GDO’lu tohumlar hibrit tohumlarla sıklıkla karıştırılmaktadır. Üretimleri son derece farklı olmakla birlikte biyolojik çeşitlilik ve sosyo-ekonomik açıdan getirdiği riskler açısından benzerlik gösterirler (3). GDO’lu besinlerin ortak özelliklerinden biri ise genetik olarak tohumlanma özelliğinin olmaması. Yani GDO’lu bir besinin tohumundan mamül almanın olasılığı yok denecek kadar azdır.
Çeşitli özellikler kazandırılması için gen transferi yapılmış bazı bitkiler (2):

Transyağların zararları ile ilgili yeterli bilgi sahibi olabilmemiz bile onlarca yıllık bilimsel çalışma ve deneyler ile sağlanabilmiş olmasına rağmen, GDO’lu besinlere bu denli ilgi gösterilememiştir bile. Yapılan son araştırmalardan birinde GDO’lu mısır tüketen deney farelerinin vücut yapısında ve kimyasal düzeylerinde anormal ölçüde gözlemlenen değişiklikler olmuştur. Ayrıca bu farelerin üreme düzeyi de yadsınamayacak seviyede düşüş göstermiştir. Yapılan ayrı bir araştırmada ise, GDO’lu besinlerin polenlerinin doğada bulunan diğer tür bitkilerle melezlenebildiği, mutasyonel özellikler gösteren bitki türlerinin oluştuğu ve kontrolsüz bir biçimde çoğaldıkları gözlemlenmiştir. Çoğu durumda ise böceklere karşı bağışıklığı olan GDO’lu türlerin yerel bitki türlerini mutasyona uğrattıkları ve o türlerin de aynı özellikleri göstererek yerel bitki örtüsü ve böcek popülasyonunda kontrolsüz değişikliklere sebebiyet verdiği gözlemlenmiştir (1).

Akademisyen Sezai Ozan Zeybek’in “Ölüm Tohumları” kitabının yazarı, araştırmacı gazeteci William EngDahl ile yaptığı röportajındaki şu açıklama çok ilginçtir (4):
“Bugün dünyada büyük tarım-kimya (agro-chemical) kartelleri var. Monsanto, Dow, DuPond, Bayer gibi... Bana göre bunları ‘büyük bir mafya karteli’ olarak adlandırmak daha doğru olur. Ellerine kan bulaşmış şirketler bunlar. Fakat öyle büyük bir güçleri var ki biz bu şirketlerin yaptıklarını gazetelerde okuyamıyor, televizyonlarda göremiyoruz. Birbirleriyle bağlantılı şekilde çalışıyorlar. Gezegenimizdeki tüm “yaşam tohumlarını” ele geçirmeye çalışıyorlar. GDO ile yaptıkları araştırmalar gizli tutuluyor. Bugün Amerika’da GDO’nun sağlığa etkisi hakkında araştırma yapılamıyor. Yayımlanan araştırmalar sadece gıda karteline bağlı laboratuarlarda yapılıyor. O anlamda bağımsız bir bilimsel araştırmadan bahsetmek çok zor. Fakat bu laboratuarlarda çalışan vicdan sahibi bilim insanları akademik kariyerlerini sona erdirme pahasına bazı bulguları ifşa ettiler. Onun dışında ödenek olmadan yapılabilmiş çok az sayıda test de var. Sonuçlar korkunç. GDO ile beslenen farelerde ve diğer denek hayvanlarında böbrek yetmezliği, akciğer hastalıkları baş göstermiş. Ama en önemlisi, GDO’lu yiyeceklerle beslenen hayvanlar kısırlaşmış yahut ölü yavrular doğurmuş. Fransa’da yapılan bir başka araştırmada Monsanto’nun GDO’lu soya için ürettiği “round-up” isimli zirai ilacın anne karnındaki bebeğe zarar verdiği bulunmuş.”

Bugün, toplamda on büyük küresel tarım şirketi (Cargill, Monsanto / Bayer ve Continentall başta olmak üzere) GDO’lu tohum pazarının tamamını elinde bulundurmaktadır. Bu durum bize başlı başına bir tekelleşmenin var olduğunu kanıtlamakla kalmaz, aynı zamanda tohum üzerinde totaliter bir sürecin başladığını da gösterir. Binlerce yıldır doğa ve çiftçilerin ortak kullandığı tohumlar, birdenbire şirketlerin mülkü haline gelirken çiftçilerin geleneksel sürdürülebilir tohumlarını kullanmaları fikri mülkiyet dayatması ile suç haline getirilmektedir. Böylece binlerce yıldır üretici olan çiftçiler, küresel tarım şirketlerinin birer tüketicisi haline dönüştürülmüş olur çünkü GDO’lu tohumun toprakla buluşması demek, aynı zamanda tarım şirketlerinin herbisit ve pestisitlerine ve suni gübrelerine de bağımlı olmak demektir (5).

Türkiye’de GDO’ların ekimi, dikimi, üretimi ve ithalatı kanunen tamamıyla yasaktır. Ancak, 2003 yılında Türkiye’nin yurt dışından satın aldığı tarım ürünlerine ve bu ürünleri aldığı ülkelere bakacak olursak, satın alınan 800 bin ton soyanın %90’ının ve 1.8 milyon ton mısırın da %80’inin ABD ve Arjantin kaynaklı olduğunu görürüz. ABD ve Arjantin’den elde edilen ürünlerin özellikle de mısır ve soyanın GDO olmama ihtimali oldukça düşüktür. Fakat, Türkiye’de ne gümrüklerde ne de diğer bölgelerde GDO analizi yapabilecek alt yapıya sahip akredite bir laboratuvar olmadığından, ithal edilen ürünler kontrolsüz olarak sınırlarımızdan girmektedir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus da, özellikle mısır ve soya gibi ürünlerin şekerlemeler, asitli içecekler, çocuk mamaları, sebze püreleri vb. birçok hazır gıda maddesinin içinde bulunduğudur. Mısırın 700, soyanın ise 900 çeşit gıda maddesi içinde kullanıldığı düşünülürse transgenik gıdaların dolaylı tüketim miktarının önemi açıkça görülecektir (6).

Kaynakça:

(1) https://gaiadergi.com/gdoyu-yeteri-kadar-taniyor-musunuz/
(2) Dr. Halim Aydın, “Sağlıklı Nesiller İçin Önce Sağlıklı Tohum”, İstanbul Ticaret Odası Yayınları (2012), S*f: 89
(3) http://ekolojikpazarlar.org/?page_id=3387
(4) http://ozanoyunbozan.blogspot.co.uk/2012/05/genetigi-degistirilmis-organizmalar-gdo.html
(5) https://gaiadergi.com/tohum-uzerinde-carpik-mulkiyet-patentler-tekellesme-ve-tohum-totaliterizmi/?utm_campaign=shareaholic&utm_medium=facebook&utm_source=socialnetwork
(6) http://www.gidahareketi.org/Turkiye-de-Gdo-lu-Urunler-Yasak-Ama-Girisi-

Hazırlayan: Sinem Ercan Güleç
Sağlıklı Yaşıyoruz İçerik Üretme Grubu

DAHA ÖNCEKİ BÖLÜMLER:
1. Bölüm: Konvansiyonel (Endüstriyel) Tarım Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1144024845707244/?type=3&theater
2. Bölüm: Organik Tarım Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1145046035605125/?type=3&theater
3. Bölüm: Ekolojik Tarım Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1145769268866135/?type=3&theater
4. Bölüm: Hibrit Tohum Nedir?
https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/1146623215447407/?type=3&theater

15/03/2017
15/03/2017

LAHANAGİLLER HAŞİMOTOYA NEDEN OLUYOR MU?

Tiroid fonksiyonu bozuksa en sık sorulan soru lahanagiller ailesinden sebzelerin tiroid sağlığı için kötü mü olduğu. Tüm tartışmalı konularda olduğu gibi en iyisi potansiyel risk ve faydaları değerlendirmek olacak. Bu konudaki çalışmalar net bir sonuca varmadığı için inanıyorum ki lahanagillerdeki vitamin, mineral ve antioksidanlar bu sebzeleri sağlıklı beslenmenin vaz geçilmez bir unsuru haline getiriyor.

Tiroid sağlığı vücudun tüm fonksiyonları için hayati önemdedir. Metabolizmanız, ruh haliniz, hatta yaşlanma süreçleri bile tiroid bezinden etkileniyor. Vücudun bir sisteminde bir dengesizlik olduğunda diğer sistemlerde de dengesizliğe neden olduğu için tiroidiniz az veya çok çalıştığında vücudunuzda mükemmel fonksiyon gören hiçbir kısmı olamaz.

Konvansiyonel doktorların çoğu tiroid hastalığını genellikle idiopatik (nedeni bilinemeyen) bir hastalık olarak değerlendirirler. Fonksiyonel tıpta ise biz, bu faktörlerin bir bileşiminin sorumlu olduğunu biliriz: geçirgen bağırsak, besin yetersizlikleri, inflamatuar bir beslenme (özellikle gluten), toksik yükünüz, enfeksiyonlar ve stres. Eğer tiroidinizde fonksiyon bozukluğu varsa bana göre gluten hassasiyetiniz var demektir. Gluten pek çok dokumuza benzer bir molekül yapısına sahiptir. Bu, moleküler taklit denilen bir süreçle vücudunuzun yanlışlıkla kendi dokularına saldırmasına neden olur.

Eğer tiroidinizin dengesi bozulmuşsa hangi gıdaların tiroid sağlığına iyi geldiğini, hangilerinin sorunu azdırdığını bilmek önemlidir. Buna göre lahanagillerden kaçınılması için yeterli dayanak var mıdır?

Lahanagiller ailesinden olan sebzeler hangileridir?

- Brokoli
- Karalahana (kale)
- Roka
- Lahana
- Turp
- Siyah turp
- Su teresi
- Kıvırcık
- Brüksel lahanası
- Karnabahar
- Şalgam
- Hardal
- Tutabaga
- Wasabi

Sağlığa yararlı vitamin ve minerallerin yanısıra bu sebzelerde guatrojen maddeler de var.

Guatrojen nedir?

Guatrojen denmesinin nedeni bunların iyot alımını baskılayarak tiroid bezinin şişmesine neden oldukları içindir. İyot tiroid hormonunun iki yapı taşından biridir ve eğer iyot eksikliğiniz varsa sizde hipotiroidizm gelişir. Hipotiroidizmin en yaygın şekli vücudun kendi tiroidine saldırdığı otoimmün hastalık olan Haşimoto hastalığıdır.

Lahanagiller iki farklı guatrojen madde içerirler: isotiosiyanatlar ve tiosiyanatlar. Bazı hayvan çalışmalarında lahanagillerden sebze tüketiminin tiroid hormonunu baskıladığı görülmüştür. Ancak insanlarda da böyle olduğuna dair kanıt yoktur. Aslında insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda eğer iyot eksikliği yoksa lahanagillerin tüketiminin tiroid üzerinde etkisi olmadığı görülmüştür.

Lahanagillerin tüketimi iyot ve selenyum eksikliği olanlarda ancak tiroid fonksiyonunu baskılayabilir. Bu kadar besleyici ve kanserden koruyucu sebzeleri tüketmekten vaz geçeceğinize iyot ve selenyum eksikliklerini gerekirse takviye alarak gidermeniz doğru olacaktır.

Dr. Amy Myers

Özet çeviri: Nurçin Çağlar
Sağlıklı Yaşıyoruz

Sağlıklı Yaşıyoruz notu: Bu konuyla ilgili Sağlıklı Yaşıyoruz Danışma Kurulu üyesi Dr. Mustafa Atasoy şöyle diyor: "Siz lütfen lahanagillerden bolca yiyiniz. Bunların meme başta olmak üzere prostat, mesane, kolon, hatta tiroid kanserlerine karşı etkili olduğu SAYISIZ hayvan çalışması var. Helicobacter Pylori'yi baskılamaktan kalbinizi korumaya, inanılmaz bir grup bu, şahsen ve bendeki yerleri taht sahibi Zerdeçal'ın hemen altındadır. Özellikle kırmızı lahana'yı ihmal etmeyin."(2)

Kaynak: http://www.amymyersmd.com/2017/03/cruciferous-vegetables-cause-hashimotos/

Address

Dilek
Izmit
41100

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00
Sunday 09:00 - 17:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Toprak Ana Sofrası posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram