Gümüş Güneş Psikolojik Danışmanlık Merkezi

Gümüş Güneş Psikolojik Danışmanlık Merkezi İzmit-Kocaeli'de hizmet vermekte olan Gümüş Güneş Psikolojik Danışmanlık & Eğitim Merkezi'nin etkinlikleri,hizmetleri ve güncel yazıları paylaşılmaktadır.

Gümüş Güneş Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi olarak, branşlarında uzman psikolog ve eğitimci kadromuz ile Kocaeli/İzmit bölgesinde hizmet vermekteyiz. Merkezimizde, çocuk, ergen, yetişkin, çift ve aileler için psikolojik danışmanlık ve psikoterapi hizmeti sunmakta,
Çocuk, ergen ve yetişkinlere yönelik psikolojik ölçme ve değerlendirme testleri uygulamakta ve
Çocuk ve ergenlere ‘bire bir eğitim ve özel ders’ desteği vermekteyiz. Gümüş Güneş Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi olarak amacımız, mesleki etik prensipler çerçevesinde, hem gelecek kuşağın yetişkinleri olacak çocuk ve ergenler hem de yetişkin, çift ve aileler için psikolojik danışmanlık hizmeti sunarak mutlu ve huzurlu bir toplum olabilmeye katkıda bulunabilmektir.

  • • • • • •Benim hala umudum var, inkar etsem de istediğim kadar..
08/03/2021


• • • • • •
Benim hala umudum var, inkar etsem de istediğim kadar..


Elazığ-Malatya depremi, Van'da meydana gelen çığ, İdlip'te ve ülke çapında güvenliğimizi korumak için hayatını kaybeden ...
31/10/2020

Elazığ-Malatya depremi, Van'da meydana gelen çığ, İdlip'te ve ülke çapında güvenliğimizi korumak için hayatını kaybeden şehitlerimiz, Sabiha Gökçen'de meydana gelen uçak kazası, Bingöl-Karlıova depremi, Giresun sel felaketi, korona virüsü ve İzmir depremi... Toplumsal travmalar ve kayıplar, toplumu "güvensizlik, acı, mutsuzluk, yas, umutsuzluk, çaresizlik, karamsarlık" gibi duygulara itmektedir. Böyle süreçlerde "ortak duygularda buluşabilmek", "duygularımızı paylaşarak birlik içinde deneyimlemek" en ihtiyaç duyduğumuz şeydir. Travmalar ve kayıplar "birlikte gönül gönüle; anlayış, şefkat ve sevgi dili" ile atlatılabilir. Gerek kendimizin gerekse de çevremdekilerin neler hissettiğine/hissettiğimize, nasıl zorluklarla mücadele ettiğine/ettiğimize, neye ihtiyaç duyduklarına/duyduğumuza özen göstermemiz gereken süreçler içindeyiz. Yardım istemekten de vermekten de çekinmememizin önemi büyük. Dileğimiz yan yana toplumsal travmalarımızı sarabildiğimiz günler 💖

Danışanlarımdan duyduğum çok değerli bir cümledir: "Kendimi özledim. Kendimle baş başa kalmayı ve kendime zaman ayırmayı...
10/08/2020

Danışanlarımdan duyduğum çok değerli bir cümledir: "Kendimi özledim. Kendimle baş başa kalmayı ve kendime zaman ayırmayı özledim." Aslında ne kadar da güzel anlatır ki : "bir Ben vardır içimizde, duyguları ve ihtiyaçları olan, bize 'beni unutma, beni duy, benimle ilgilen, beni ihmal etme" der ama onun sesini duymamak da ihmal edebilmek de çok otomatik bir şekilde kolayca oluverir bazen... Bir çok kişi kendini arar durur... Kendini bulmak için de kimi zaman seyahatlere çıkar, yeni deneyimler yaşar, kendini yansıtacak aynalar arar durur; kimi zaman belki bir yoga veya meditasyon grubuna katılır kendini duymak için; kimi zaman da eline alır kalemleri boyar, yazar, çizer... Ve her kendini özleyip kendini sarmalama ihtiyacı için seçilen yol çok değerlidir... Bugün yolculuğun istikameti : "Siz" olsun... Çok özlediğiniz "Siz" ile bir çay içip sohbet edin, dinleyin, sarılıp ağlayın ya da birlikte birşeylere kızıp bağırın. Kendinizi unutmamak için neye ihtiyacınız olduğunu sorun ve neyin hatırlatıcı olabileceğini düşünün. Ve kadrajı merakla bu yolculuğa çevirin... Çok bekletmeyin "Siz"i...
Görsel:

İç dünyamız bir sürü kapıyı barındıran kocaman bir diyar sanki. Her kapının ardında bambaşka bir dünya, bir sürü duygu, ...
23/06/2020

İç dünyamız bir sürü kapıyı barındıran kocaman bir diyar sanki. Her kapının ardında bambaşka bir dünya, bir sürü duygu, bir çok anı, deneyim ve keşif...Bazı kapılar üstelik belki birbirine çok da benzer.
İç dünyamızda açmaya oldukça korktuğumuz ve varlığını bilip de yokmuş gibi davrandığımız kapılar var, bizi bekliyorlar sanki usul usul... Bazı kapıları ise derin bir nefes alıp açtık ama azıcık araladık ve kararsız bir şekilde eşikteyiz, adım atmak zor... Bazı kapıları açtık, girdik ve belki de içimizdeki güzelliği, ışığı, sevgiyi gördük şaşırarak. Bazı kapıları açıp hayaller diyarına yolculuk yaptık ve gerçekler kapısını kapatıp, yaratıcılığımıza izin verdik. Hiç kimseyi içeri almadığımız, kimseye bahsetmediğimiz gizli kapımızdan geçerken usulca sızdık içeri ve mabedimizde gibi hissedip kendimizle baş başa kaldık sırlarımızla, başkalarına itiraf edemediklerimizle. Bazı kapıları çok çalmak istedik; yepyeni kararlar verip o hiç açılmamış kapıları açıp yeni yolculukları keşfetmek istedik ama tersine, alıştığımız kararların kapısında bulduk belki de kendimizi. Bazen de radikal şekilde, kuşaklar boyu ürkütülüp, öcü gibi gösterilerek yasaklanan kapıları tekme ile kırdık; ilk giren biz olduk.
Bugün iç dünyanızdaki kocaman diyara baktığınızda hangi kapı size 'hadi gel artık ve aç beni' diyerek dönüşümünüz için adımınızı bekliyor? Hangi kapı artık belki de açılmak ve içeri bakılmak zorunda? Güvenebilir misiniz ki : evet çok zor duygular getirebilecek olsa da o kapıyı açıp içeri bakmak, "elbet bir hediye, size dönüşüm katacak bir keşif" çıkacak içinden... Çünkü insanın içindeki en büyük karanlıklarda, en gizli derin yerlerde asıl değerli ve şahane bir hazine saklıdır...
******
"İnsanın içinde bütün dünya vardır ve eğer nasıl bakman ve öğrenmen gerektiğini bilirsen, kapı orada ve anahtar elindedir. Yeryüzünde senden başka hiç kimse ne sana o anahtarı verebilir ne de o kapıyı açabilir."
******

Beyni som altından bir çocuk varmış. Doğduğu zaman başı o kadar büyükmüş ki doktor: 'bu çocuk yaşamaz' demiş. Ama yaşamı...
22/06/2020

Beyni som altından bir çocuk varmış. Doğduğu zaman başı o kadar büyükmüş ki doktor: 'bu çocuk yaşamaz' demiş. Ama yaşamış ve büyümüş. Bir gün yüksek bir merdivenden yuvarlanmış, alnı bir mermer basamağa çarpınca, kafatası maden külçesi gibi çınlamış. Herkes öldü sanmış ama düştüğü yerden kaldırılınca, sarı saçlarının arasındaki yarasında donmuş bir iki damla altın görmüşler. Böylece ailesi, çocuklarının altın beyinli olduğunu öğrenmiş. Ne yazık ki diğer çocuklarla koşmasına, oynamasına bile "hırsızlar çalarlar seni..." diye izin verilmezmiş ve beyni altın çocuğa bir açıklama yapılmamış. Çocuk da ne olduğundan habersiz, korkarak, tek başına oynar ve bir odadan öbür odaya koşar dururmuş. On sekiz yaşına geldiğinde, bu gerçeği öğrenmiş ve ailesi, o güne kadar kendisini bakıp büyütmelerine karşılık, altınından bir parçacık istemişler. Çocuk kafatasından bir büyük parça som altın koparmış, annesinin kucağına bırakmış. Sonra da başı içinde taşıdığı bu hazineden gözleri kamaşarak, gönlü isteklerle, arzularla dolu evini terk etmiş. Hazinesini hesapsızca harcamaya başlamış. Bir gün, altın külçesinde açılan koca gedikten ürkmüş. Herkesten uzaklaşıp, korkak ve kuşkulu, sakin bir yaşam sürdürmek düşüncesindeymiş. Fakat ne yazık ki sırrını bilen bir arkadaşı da onun altın beyninden bir parça çalmış ve kaçmış. Bir kez daha hazinesinin tükenmek üzere olduğunu üzülerek anlamış. Bir gün altın beyinli adam âşık olmuş. Bütün kalbiyle sevmiş güzel bir kadını. Kadın da bu sevgiye karşılık veriyormuş, ama süsü püsü, beyaz tüylü şapkaları, parlak derili ayakkabıları daha çok seviyormuş. Bu kadının sonsuz isteklerine hayır diyemiyor, son kalan altınlar da gidiyormuş. Genç kadın ölmüş beklenmedik bir zamanda. Cenazeye ve mezarlığa da altın harcamış adam. Altın beyinden, bir kaç gram altın zerreciğinden başka bir şeycik kalmamış. Sokaklarda, şaşkın, sarhoş gibi sendeleyerek acı ile dolaşıyormuş. Bir akşam bir vitrin önünde durmuş, kuğu tüyleriyle süslü mavi satenden bir çift kadın iskarpinini seyretmiş ve eşinin öldüğünü tamamen unutarak : 'Bu iskarpinleri çok beğenecek birini tanıyorum' demiş. Satın almak için girmiş içeri. Dükkân sahibi, tezgâh başında şaşkın ve acı acı kendisine bakan birini görünce irkilmiş. Adam bir eliyle iskarpinleri tutuyor, diğer elinin parmakların ucundaki kanlı altın taneciklerini uzatıyormuş... Sanki öykü bize soruyor : ‘Sevgiyi almayı’, ‘hep karşılığını vererek, fedakârlık yaparak ve kendimizden ödünler vererek’ öğrendiysek, sahi koşulsuz sevgiyi biliyor muyuz o halde? ‘ İçten, pazarlıksız, şeffaf, samimi şekilde sevgi, destek, yardım ve ilgi almayı’ biliyor muyuz ve ‘almaya’ izin verebiliyor muyuz? Sevgiyi almak için kendimizden verirken ne kadar tükendiğimizi fark ediyor muyuz? Kendimizi ihmal eder ve suiistimal ettirir hale geliyor olabilir miyiz? Ve kendi içimizdeki altının ışığını sahi biz görüyor ve kıymet veriyor muyuz?

21/06/2020
“Canınızı acıtan sözlerim değildir; yaralarınız vardır ve söylediklerim yaralarınıza tuz bastığı için canınız acır. Canı...
19/06/2020

“Canınızı acıtan sözlerim değildir; yaralarınız vardır ve söylediklerim yaralarınıza tuz bastığı için canınız acır. Canınızı kendiniz yakıyorsunuz.”

Anne ile güvenli bağlanma sürecinin oldukça önem taşıdığı bebeklik döneminde, bebekler 4-12 ay döneminde adım adım kendi...
05/06/2020

Anne ile güvenli bağlanma sürecinin oldukça önem taşıdığı bebeklik döneminde, bebekler 4-12 ay döneminde adım adım kendi öznelliğini ortaya koymaya, annenin de öznelliği olduğunu fark etmeye ve dış dünyanın varlığını bu farkındalıklar penceresinden keşfetmeye başlar. Ayrışma sürecinde bebek yaşadığı kaygı ve endişeleri tolere etmek için geçiş nesneleri kullanır. Elinde sürekli bir nesne tutma ihtiyacı duyabilir, bağ kurduğu bir battaniyesi, oyuncağı söz konusu olabilir. Biz yetişkinlere anlamsız gelebilecek nesneler önem kazanır. Çünkü geçiş nesneleri aracılığı ile ayrışma kaygısı azalır, bebek kendi kendini sakinleştirip yatıştırmayı içselleştirir. Zamanla bir yandan hala bağı, yakınlığı, gözetilmeyi ve ilgiyi hissederken bir yandan da ayrışan, biricikliğini ve öznelliğini ortaya koyan çocuk dış dünyaya olan merak, heyecan ve keşfetme arzusu ile deneyim kazanarak büyümeye devam eder. Geçiş nesnelerine olan ihtiyaç zamanla azalarak geçmişteki güzel anılarda kalır.

de bu süreci çokça anımsatan bir karakter. Kuzi, bir çocuğa tüm yüreği ile eşlik eden ve ona güven veren harika bir kedi. Biricik dostu olan sevgi dolu çocuk arkadaşı ne zaman 'hayaletlerden, karanlıktan, gece tuvalete gitmekten' korksa ona destek oluyor. Arkadaşı çocuğa kahvaltıda, oyunlarda seve seve eşlik ederken, çocuk okula ve arkadaşlarının yanına gittiğinde de onu özgür bırakarak kendisi de kedi arkadaşları ile sosyalleşiyor. Kuzi hep çocuğun yanında, eşlik eden, sarmalayan, seven, ilgilenen konumda. Ama ani kayıplar yaşamın bir parçası da olabiliyor bazen ne yazık ki... Kuzi sizce çocuğu terk etmiş midir/terk eder mi? Ya Kuzi'nin sarı gözleri, gökyüzünde 'çocuklar korkmasın diye aydınlık veren yıldızlara dönüştü ise' ve artık uzakta bir yerlerde olsa da 'çocuğun zihninde ve yüreğinde hala yaşıyorsa'?!... Kaybettiğimiz şeylerden geriye "yürekte ve zihinde elbet bir miras kalır." Kalanlara sarılmanız dileği ile...

Yaşamı 'akışında, planlama yapmadan, belirsizliklerin yaşamın doğal bir parçası olduğunu kabul ederek' yaşamayı öğrendiğ...
03/06/2020

Yaşamı 'akışında, planlama yapmadan, belirsizliklerin yaşamın doğal bir parçası olduğunu kabul ederek' yaşamayı öğrendiğimiz yegâne bir süreçteyiz. Sisli bir yolda ilerliyor ve önümüzü belki de bir-iki metre görüyor, ona göre hareket ediyor ve temkinli davranıyoruz. 'Olanı tüm gerçekliği ile hissederek ve deneyimleyerek yaşamak, olanı kabul edip sindirmek ve olan ne ise ona uyumlanarak yaşamak' belki de en çok da sürecinde edinilmesi gereken adaptasyon becerileri. Sakız Hanım'ın kat kat büyülü eteği sanki bize diyor ki : 'Hadi bakalım bugün bizi neler bekliyor yaşayıp göreceğiz. Umudumuz güzelliklere, iyiliğe, yardımlaşmaya yelken açmak. Muhakkak ki "yardıma ihtiyaç duymak, zorda ve çaresiz kalmak, güçsüz düşmek, telaşla bir aksilik yaşamak, yalnız ve kimsesiz hissetmek" de hayatın içinde olabilen haller. Her şey insanlar için..."
Ve bize nun şarkısını hatırlatıyor son sayfası ile...

Annenizin bir davranışından çok rahatsız olduğunuz, belki de çok utandığınız, herkes annenize ve size garipseyen gözlerl...
01/06/2020

Annenizin bir davranışından çok rahatsız olduğunuz, belki de çok utandığınız, herkes annenize ve size garipseyen gözlerle bakıyormuş gibi hissettiğiniz, annenize içten içe kızdığınız, diğer annelere bakıp "keşke benim annem de öyle olsaydı" diye düşündüğünüz veya üst üste yaşanan kırgınlıklarla annenizi affedemediğiniz oldu mu? Bir çok çocuk, ergen ve yetişkin için "ebeveynini olduğu gibi kabul etmek ve içsel olarak barışmak", zor olan bir çok meseleye ve duyguya bakmayı gerektiren bir süreç gerektirir. Kimi zaman göz yaşları ile, kimi zaman çığlıklarla, haykırışlarla çıkıverir terapide bu meseleler... Bir yanda hayali kurulan bir ebeveyn modeli vardır, diğer yanda ise gerçekte var olan ebeveyn vardır. Yaralara bakıp, yaraları birlikte sarmaladıkça, affetme süreci başlar ve sonunda "annem de bir insan, onun da herkes gibi hataları, yanlışları, eksikleri olabilir, o da belki de kendi öyküsünde zorluklar yaşadı, sevgiden, şefkat ve yakınlıktan mahrum kaldı, elinden gelenin en iyisini yaptı ve bana kattığı, verdiği şeyler oldu" sesine yer açılır... Herşeyi ile sarılıveririz ebeveynimize. İnsan olmak, "hata yapabilen, bazen birşeyleri fark edemeyen, eksiklikleri olabilen" anlamına gelmiyor mu zaten? kitabı, 'acaba annem diğer anneler gibi mi olsaydı, keşke annem bazı davranışları sergilemeseydi' diye düşünen bir çocuğun annesini yeniden tanıma ve annesini olduğu gibi kabul etme serüveni. Kitabın kahramanı ile elele düşünmenizi tavsiye ederiz. Hem kendi annenizi-babanızı, hem de eğer kendiniz ebeveyn iseniz kendi ebeveynliğinizi pişmanlıklara, keşkelere rağmen kucaklayabilmenizi sağlayan bir kapı açar belki de bu güzel kitap.
Ebeveyn ile çocuğun birbirini koşulsuz severek ve koşulsuz kabul ederek sarmalayabildiği güzel günlere...

Çocuk kitapları gerçekten hem çocuklara hem de yetişkinlere özel mesajlar barındırıyor ve düşündürüyor. Bir kabuğa sahip...
31/05/2020

Çocuk kitapları gerçekten hem çocuklara hem de yetişkinlere özel mesajlar barındırıyor ve düşündürüyor. Bir kabuğa sahip olmak için yengeç olunması gerektiğine mi inanıyorsunuz? Halbuki her insanın kendi iç dünyasında saklandığı bir kabuğu yok mu?
Hani bazen korktuğumuzda, incindiğimizde, yalnız ve-veya kırgın hissettiğimizde, hoop o kabuğun içine giriverir kendimizle baş başa kalırız. Kendi kendimizi sarmalar, sarılır, 'geçecek' deriz. Ama bazen de kabuğun içine hiç kimseyi davet etmemek, kabuğun içindekileri hiç paylaşmamak-paylaşamamak, kimseye kabuğun içindekileri gösterecek kadar güvenememek ve bağlanamamak ise şahsi seçimimiz, beraberinde ekstra zorluklar, üzüntü ve derin bir yalnızlık gelir...
Bazen de kabuk ağır gelir değil mi? Belki de büyümek, değişmek, gelişmek isteyen bir yanımız artık kabuğa sığamıyor ve taşmak, çıkmak, filizlenmek istiyordur... Kabuk hele ki bazı ağır beklentileri, rolleri, sorumlulukları barındırıp 'asıl içimizden geçen ses'e engel oluyorsa o zaman da kabuk değiştirmeyi seçeriz.
Çocukken, ufak ve güçsüz hissederken "korunaklı, güvende" hissetmeye oldukça ihtiyaç vardır ve ebeveynimizin sevecen, şefkatli kucağı, onun bizi sakinleştiren sesi ve dokunuşları, "bizi her türlü tehlikelerden koruyan, hiç yalnız bırakmayan, mucizevi bir kalkan, bir kabuktur" adeta. Büyüdükçe de kabuktan çıkıp dış dünyayı tanıma cesareti kazanır, yara aldığımızda tekrar sığınır, sonra tekrar yaramızı sarar ve dış dünya ile deneyim kazanarak büyümeye devam ederiz. Büyürken kendi içimizde de sığınabileceğimiz güvenli bir liman, bir kabuk yaratırız 'ebeveynimiz yanımızda olamadığında baş edebilmek için.'
kitabını okurken tavsiyemiz "kabuk" kelimesinin sizde çağrıştıracaklarına bakmanız olur. Ve bu güzel öyküde 'dostluk, paylaşmak, destek olmak ve yardımlaşmak' gibi değerlerle temas kurmak eminiz ki hem sizin hem çocuğunuzun içini ısıtacak.

Address

Ömerağa Mah. Şahabettin Bilgisu Caddesi Akşener İş Merkezi
Izmit
41040

Opening Hours

Monday 10:00 - 20:00
Tuesday 10:00 - 20:00
Thursday 10:00 - 20:00
Friday 10:00 - 20:00
Saturday 10:00 - 20:00

Telephone

+905412392211

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Gümüş Güneş Psikolojik Danışmanlık Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Gümüş Güneş Psikolojik Danışmanlık Merkezi:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram