28/08/2020
Mesai sonrası evinize geldiniz ve patronunuz arayıp bir sunum yapıp atmanızı istedi. Çok yorgun olmanıza ve eşinizle yemek planınız olmasına rağmen hayır diyemediniz ve eşinizle büyük bir kavga etmek durumunda kaldınız. Kayınvalideniz yine (!) çat kapı, haber vermeden evinize geldi; oysa siz erkenden uyumayı planlamıştınız. Odaya bir girdiniz, o da ne? Partneriniz telefonunuza bakıyor. İnanamadınız! Kızınızın özel mesajlaşmalarını iPad’inizden okudunuz ve size göre doğru olmayan bir davranışta bulunduğunu öğrenip çok kızdınız. Her gün farklı görünümlerde tecrübe ettiğimiz sınır ihlalleri bizi, karşımızdakini veya çevremizdekileri kızdırıyor, hayal kırıklığına uğratıyor veya mutsuz ediyor. Sınırlarımızı korumanın, hayatımızda sınırlara ihtiyaç duymanın önemini bilsek bile bazen bu sınırlar muğlak ve geçirgen kalabiliyor. Bu geçirgenlik kendimizi kaybolmuş hissetmememizle veya günün sonunda kendimizi mutsuz olduğumuz bir durum içinde bulmamızla sonuçlanabiliyor. Sınır koymayı, koyduğumuz sınırları korumayı elbette ki ilk olarak öğrendiğimiz yer ailemiz oluyor. Her tip ilişki çeşidinde, sınırlar sağlıklı olarak korunduğu zaman, nelerden sorumlu olduğumuzu bildiğimiz kadar nelerden sorumlu olmadığımızı da biliyoruz ve bu da bize çerçeve oluşturabiliyor. Evlerin bahçe duvarlarındaki ‘’İzinsiz Girilemez’’ mesajı gibi, bireylerin sınır mülkiyetleri kendilerine aittir ve izin imtiyazları da her bireye göre değişiklik gösterir. Kendinize sorun bakalım: Benim sınırlarım net mi, muğlak mı? Acab… -Pardon iş için aradılar HAYIR diyemedim.