İzmir Neurofeedback Merkezi

İzmir Neurofeedback Merkezi Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,Genel Öğrenme Bozukluğu, Okul Başarısızlığı,Hafıza ve Odaklanamama sorunlarına uygulanan KALICI yöntemler.

Bilgi İçin: 0533 140 73 02 Psikiyatrik rahatsızlıkların BİYOPSİKOSOSYAL çerçevede degerlendirilmesine bütüncül,holistik veya kapsayıcı model denilmektedir. Buna göre hastalıklar biyolojik,psikolojik ve sosyal açıların tümü gözönüne alınarak sagaltılmalıdır..Bunlardan birini dışlayıcı bir tedavi güdük kalacaktır. Günümüzde ilaç endüstrisinin manipulasyonu sonucu bilimsel açıdan alternatif yöntemler ne yazık ki dışlanmaktadır.Bilim dışı yöntem ve şarlatanlıkların çokluğu da bunun üzerine tuz biber ekmektedir. Merkezimiz BİO-NEUROFEEDBACK ve PSİKOTEKNİK cihazlarını kullanıma sunarak bu alanda yeni,taze ve umut verici bir kanal açmayı hedeflemektedir. NEUROFEEDBACK NEDİR? NEUROFEEDBACK sistemlerini anlatmak ve özellikle de Türk psikiyatristler derneğinin NEUROFEEDBACK konusundaki karşı çıkışlarına bir yanıt olarak da önce BEYİN BİLGİSAYAR ARAYÜZLERİNİ(BRAIN COMPUTER INTERFACE) anlamak gerekir ;
(Hatırlanırsa Dernek bildirisinde hastaların tek bir EEG özelliğine sahip olduğu varsayılıp tümünde aynı protokolün uygulanması eleştiriliyordu ki tamamen aynı fikirdeyiz.Yine yöntemin cahil ellerde denetimsizce ticari sömürü aracılığı yapıldığı söyleniyordu ki Dernek bizce az bile söylemiştir.Neurofeedback'in QEEG cihazı ile yapıldığını deklare edenlerden,ellerindeki self-regulation;özdüzenleme cihazı ile QEEG çektiğini iddaa edenlerden, Yankı Yazgan hocamızın deyimi ile kadın programlarını,okulları gezerek müşteri toplayan,programlarda kendine hocam diye hitap ettirebilen inşaatçıların cirit attığı denetimsiz bir alandan herkes rahatsızdır. (Ancak derneğin Neurofeedback yönteminin bilimsel güçlü kanıtlara sahip olmadığı savı kesinlikle talihsiz ve yanlı bir savdır.Aşağıda ve eklerde bu konudaki kanıtlar sıralanmıştır);

DEĞERLİ DANIŞANLARIMIZ;
Neurofeedback beyin dalgalarını re-organize etmeye dayanan bir mental egzersiz yöntemidir. Nöronlar arası iletişim elektro-kimyasal süreçler aracılığı ile olur. Bu yöntemde beynin elektriksel aktivitesi iş görmektedir.Beyin dalgalarından danışan profiline göre artırılması ya da düşürülmesi gerekenler ses ve görüntü geri bildirimleri yolu ile kişiye verildiği zaman kişi zaman içerisinde beynini kontrol etmeye başlamaktadır. Bu beyin egzersizine neurofeedback deniyor. Merkezimizde uygulaması yapılan BBA sistemleri ise doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol etmeye yarayan çok daha yeni teknolojilerdir.Bu iki sistemin bir arada kullanımı yolu ile ara katmanları ortadan kaldırarak beyne bilgisayarlar üzerinden güçlendirilerek verilen FEEDBACK uyarı yolu ile beynin SİNİR AĞI MODELLERİNİN GÜNCELLENMESİ yani beynin çalışmasının regüle edilmesi amaçlanır. Buna NEUROTHERAPHY denir.

Çocuklarda Empatiyi Geliştirmek: “Ben”den “Biz”e GeçişOyun alanında 6 yaşındaki bir erkek çocuk salıncaktan düşer ve ağl...
07/11/2017

Çocuklarda Empatiyi Geliştirmek: “Ben”den “Biz”e Geçiş

Oyun alanında 6 yaşındaki bir erkek çocuk salıncaktan düşer ve ağlamaya başlar. Bazı çocuklar güler; bazıları kafasını çevirip başka tarafa bakar. Sizin çocuğunuz yardım etmek için koşar. Empati. Rahat bir nefes alırsınız.

Çocuğunuzun, başkasının kendini nasıl hissettiğini anlayabilmesi ve buna ilgi ve alakayla tepki vermesi, sizin ona öğrettiğiniz bir şey mi yoksa çocuğunuz doğuştan gelen bir empati kapasitesine mi sahip? Araştırmalar, bu sorunun cevabının muhtemelen her ikisi de olduğunu söylüyor.

Empati sahibi çocuklar, kendi duygularının ve bireyselliklerinin farkındadırlar ve ortak duyguları ilişkilendirebilirler. Ayrıca kendi duygularını başkalarının duygularından ayırt edebilirler, belli bir durumda başkalarının neler hissedebileceğini düşünebilirler ve o insanı rahatlatacağını düşündükleri şekilde tepkiler verirler. Araştırmalar, çocukların empatik bir donanımla doğduğunu, ancak bu becerilerin gelişmesinin zaman aldığını ve deneyim gerektirdiğini söylüyor.

Her ne kadar empati becerisinin olgunlaşması yıllar alsa da, bazı araştırmalar empatinin gelişiminin köklerinin bebekliğe kadar dayandığını söylüyor. 6 aylık bebekler, bir durumun ya da insanın güvenilirliğini tartmak için ebeveynlerinin ya da bakıcılarının tepkilerine bakarak sosyal referansları kullanmaya başlıyor. Araştırmalar, 14 aylık çocukların, bir şeye ulaşmaya çalışırken zorlanan bir yetişkine yardım önerdiğini ileri sürüyor.

Çocuklar 2 yaşına yaklaşınca, kendine ait düşünceleri ve fikirleri olan ayrı bir insan olduklarının farkına varmaya başlıyorlar. Küçük çocuklar da empatinin erken belirtilerini gösteriyor: Örneğin stres yaşayan bir ebeveyne bir battaniye verebiliyorlar. Pek çok durumda, çocuk kendisinin rahatlatıcı bulduğu şeylerle yardım öneriyor. Örneğin en sevdiği oyuncağı ya da biberonuyla. Empati niyetini bu şekilde gösteriyor.

4 yaş civarı çocuklar, kendi duygularını başkalarının duygularıyla ilişkilendirmeye başlıyorlar. 6 ya da 7 yaşında bir çocuk, artık başka bir insanın perspektifinden bakabiliyor ve kötü deneyimler yaşadıklarında uygun yardım öneriyorlar. Bir çocuğun daha geniş bir ölçüde empati duyması -örneğin evsizlik ya da ayrımcılık gibi toplumsal sorunlara karşı- çok uzun sürüyor. Bazıları bunun ergenliğe kadar sürdüğünü söylüyor.

Empati Neden Önemli?

Empati, farklı disiplinlerden uzmanların, bireysel, özel ve iş hayatındaki başarı için önemli gördükleri bir beceri. Empati sahibi insanlar, diğer insanlara göre daha iyi sosyal etkileşimler, akademik performans ve iş hayatında başarılar gösteriyor.

Güçlü bir empati duygusu, çocukların kendileri ile ilgili kararlar alırken başkalarına zarar vermemelerini ya da onay ve kabul arayışına girmemelerini sağlıyor. Bu, onları negatif akran baskısına ve madde bağımlılığı, zorbalık, narsisizm, saldırganlık ya da başkalarına karşı şiddet gibi bir dizi uyumsuz davranışa karşı koruyabiliyor. Her ne kadar bazı çocuklar taciz, ihmal ya da kötü muamelenin diğer türlerine karşı son derece dayanıklı olsalar da, araştırmalar bu erken dönem travma deneyimlerinin ileriki yıllarda duygusal ve davranışsal problem riskini belirgin bir şekilde artırdığını söylüyor.

Empati Sahibi Çocuklar Yetiştirmek

Anne babalar, empati konusunda çocukların ilk ve en iyi öğretmenleridir. İşte çocuğunuzun empati becerisi geliştirmesini sağlamanın birkaç yolu:

1. Duyarlı ebeveynlik: Bebeklik döneminde kurulan bağlar, çocukların hem kendilerini hem de başkalarını rahatlatmayı öğrenmelerinin temelini oluşturur. Bebekler, anne babaları sürekli onların ihtiyaçlarını karşıladıklarında empatiyi öğrenirler. Huzursuz, korkmuş, aç ya da rahatsız olduklarında, duyarlı anne babalar onların duygularını ve verdikleri ipuçlarını anlamaya çalışır ve kendilerini iyi hissetmelerini sağlar.

Duygusal destek ve fiziksel ilgi için bir ebeveyne ya da bakıcıya güvenebileceklerini bilen çocuklar, başkalarına yardım etmeye daha meyilli olurlar. Araştırmalar, evde kendi duygusal ihtiyaçları karşılanan çocukların empati kapasitelerinin daha geniş olduğunu söylüyor.

2. Her tür duyguyu onaylayın: Çocukların empati geliştirebilmesi için belli düzeyde bir özfarkındalığa ulaşmaları gerekiyor. “Ben” içeren mesajlar kullanarak (“Bana bir şeyler attığında üzülüyorum”), özfarkındalığı modellersiniz. Anne babalar bir çocuğun nasıl hissettiğini tanımlar ve onaylarsa (“O oyuncakla oynamak istediğin için kızgın hissediyorsun. Anlıyorum, kızgın hissedebilir insan bazen ama eşyaları fırlatmak iyi bir şey değil”), çocuk bu özfarkındalığın yanı sıra başka çocukların nasıl hissettiğine karşı bir anlayış da geliştirir. Bazı duyguların – üzüntü ya da öfke gibi – kabul edilemez olduğu öğretilen çocuklar, çoğunlukla kendilerini anlamak ve ifade etmek konusunda bocalarlar.

Her ne kadar ebeveynlik dürtülerimiz bize, çocuğumuz bocalarken araya girip bu zor duyguların kaybolmasını sağlamamızı söylese de, onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeden, duygularını azaltmadan (“her şey düzelecek”) ya da yargıda bulunmadan bu duygularla başa çıkmaları için onlara bir fırsat vermek çok önemli. Aynı şekilde çocuklar, eylemlerinin başkalarını nasıl etkilediği üzerinde konuşarak da çok değerli dersler alıyorlar. “Özür dilerim de!” diyerek araya girmenin ise küçük bir çocuk için çok az eğitsel değeri ya da anlamı var. Bunun yerine “Arkadaşın ne hissediyor sence? Ona nasıl yardım edebilirsin?” diye sorun.

3. Duyguları isimlendirin: Duyguları tanımlamak ve etiketlemek, çocukların kendi duygusal dünyalarını organize etmelerine yardımcı oluyor. Küçük yaşlardan itibaren çocuklar, mutlu ve üzgün gibi temel duygular konusunda uzmanlaşırlar. Ancak, hayal kırıklığı, heyecan, gerginlik, korku ve diğer farklı duyguları anlamalarını sağlamak da faydalı olacaktır.

Duygulara isimler vermek dışında ebeveynler, paylaşmanın ve sıra beklemenin önemi hakkında da açıkça konuşabilirler. Çocuk bir kez kendi duygularını anlarsa, başka insanların duygularını da anlar ve eylemleri başkalarını etkilediğinde kendi duygularından referans alabilir.

4. Rol yapma oyunları: Küçük çocuklar rol yapma oyunları yoluyla empatiyi öğrenebilirler. Örneğin bir oyuncağın başka bir oyuncakla herhangi bir şeyi paylaşmadığını ya da birbirlerinin duygularını incittiğini canlandırın. Çocuğunuza oyuncakların duygularını sorun. Soruna çözümler üretmesini isteyin.

Çocuğunuzla birlikte çizgi film izlerken, kitap okurken ya da resimlere ya da fotoğraflara bakarken, karakterlerin neler hissediyor olabileceği ve farklı bakış açılarının neler olabileceği hakkında konuşun. Bu, çocukların yüz ifadeleri ve vücut hareketlerinden sözel olmayan ipuçlarını okumalarını ve kabul edilebilir tepkilerin neler olduğunu anlamalarını sağlamaya yardım eder.

5. Benzerlikleri ve farklılıkları işaret edin: Araştırmalar, kendimiz ile başkaları arasında benzerlikler gördüğümüzde empati göstermenin daha kolay olduğunu söylüyor. Çoğu çocuk, birinin elinden oyuncak alındığında hissettiği üzüntü ve öfke duygusunu paylaşır ya da oyun alanında yaşanan bir adaletsizliği hisseder. Ancak farklılıkları tanımak da önemli, çünkü bir insana iyi gelen bir şey, başkasına hiç de yardımcı olmayabilir.

6. Empatiyi modelleyin: Açıkça öğretmek, empati geliştirmeye yardımcı olabilir, ancak daha önemlisi sizin de empati göstermenizdir. Anne babalar, diğer yetişkinlerle yaşadıkları etkileşimlerle empatiyi modellerler. Kendi empati süreçlerinizi sesli olarak dile getirin. Örneğin karşınızdakinin kabalığını ya da inciten davranışlarını anlamaya çalışmanızı ya da bir başkasına gösterdiğiniz ilgiyi.

Ebeveynler, ebeveynlik tarzlarıyla da empatiyi modellerler. Çocuğu yaramazlık yaptığında sakin kalabilen, duygularını regüle eden ve akla yatkın açıklamalar sunan bir ebeveyn, sağlıklı duygu yönetimini modeller. Çocuklar büyüdüklerinde, kendilerine duyguları hakkında sorular soran, dinleyen ve konu hakkındaki düşüncelerini dile getiren ebeveynlerinden çok büyük faydalar sağlar. Başkalarını anlamanın pratiğini evde yaparak öğrenirler.

Bunun tam tersi bir şekilde vuran, cezalandıran ya da bağıran ebeveyn, bu tür davranışların güçlü duygulara verilecek kabul edilebilir tepkiler olduğu mesajını verir. Araştırmalar şunu gösteriyor: Zaman içinde vurma ve benzeri cezalar davranışı geliştirme konusunda başarısız olduğu gibi aslında çocuklardaki saldırganlığı da artırıyor. İstenmeyen davranışlar için cezalandırılan (ya da tam tersi başkalarına yardım ettiği için maddi şeylerle ödüllendirilen) çocuklar, içsel bir doğru ve yanlış duygusu geliştiremiyorlar. Şefkati modelleyen ve çocuğun davranışının diğer insanları nasıl etkilediğini araştıran bir yaklaşım, uzun vadede daha etkili oluyor.

7. Kitap okumayı ve oyun oynamayı teşvik edin: Empatiyi öğrenmek için çok sıra dışı bir yol gibi görünebilir belki ama araştırmalar hikaye ve roman okumanın karmaşık sosyal etkileşimleri anlamaya yardım ettiğini söylüyor. Ayrıca okumak, insanların kendilerini başkalarının yerine koyarak onların en derin motivasyonlarını ve arzularını anlamalarını sağlıyor. Araştırmalar ayrıca başkalarına karşı oyun oynamanın da empatiyi geliştirdiğini gösteriyor. Oyunlar, oyuncuların karşısındakilerin niyetlerini anlamaları için kendilerini onların yerine koymalarını ve nasıl oynayacaklarına dair stratejik tahminlerde bulunmalarını sağlıyor.

8. Gönüllü çalışmalar: İhtiyaç içindeki bir komşuya el uzatmak ya da bir evsizler barınağında gönüllü olarak çalışmak, daha büyük yaştaki çocuklara büyük faydalar sağlar. Bu deneyimler çocukların kendilerini başkalarının yerine koymalarına yardım eder ve ayrıca şükran duygusunu geliştirir.

Empati duygusunu geliştirmek yaşam boyu süren bir süreç olabilir. 3 yaşındaki çocukların bu beceriler konusunda uzman olmalarını bekleyemeyiz. Ya da kendi yorucu ve yoğun duygularının ortasındayken çocukların başkalarına karşı empati duymalarını. Bekleyebileceğimiz şey, çocuklarla açık ve sürekli bir diyalog kurmak ve günlük yaşamlarımızda empatiyi modellemek için kendi yapabileceklerimiz üzerine düşünmektir.

Kaynak: Egitimpedia

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,Genel Öğrenme Bozukluğu, Okul Başarısızlığı,Hafıza ve Odaklanamama sorunları...
21/10/2017

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,Genel Öğrenme Bozukluğu, Okul Başarısızlığı,Hafıza ve Odaklanamama sorunlarına uygulanan KALICI yöntemler.

Bilgi İçin: 0533 140 73 02

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,Genel Öğrenme Bozukluğu, Okul Başarısızlığı,Hafıza ve Odaklanamama sorunlarına uygulanan KALICI yöntemler.

Bilgi İçin: 0533 140 73 02

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,Genel Öğrenme Bozukluğu, Okul Başarısızlığı,Hafıza ve Odaklanamama sorunları...
21/10/2017

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,Genel Öğrenme Bozukluğu, Okul Başarısızlığı,Hafıza ve Odaklanamama sorunlarına uygulanan KALICI yöntemler.

Bilgi İçin: 0533 140 73 02

Nasıl tutumlu çocuk yetiştirilir?Ailelerin en çok merak ettikleri, öğrenmek istedikleri konuların başında tutumlu çocuk ...
21/10/2017

Nasıl tutumlu çocuk yetiştirilir?

Ailelerin en çok merak ettikleri, öğrenmek istedikleri konuların başında tutumlu çocuk nasıl yetiştirileceği konusudur.

Çocukları tutumlu, müsrif ya da cimri yapan ailelerin yaptığı, farkında olmadan çocuklarla paylaştığı bazı bilgilerdir.

Baba evde konuşurken:

“Ali Bey çok cimri bir adam.

Bizim müdür, kılı kırk yarar ve tekeden yağ çıkarmaya çalışır.”

Anne:

“Hatice Hanım, bir pasta yapmış, yağ kullanmamış.

Ben böyle cimri bir kadın hayatımda görmedim.”

Bu cümleler aile ortamında konuşuldukça, çocuk cimrilik ile tutumlu olmayı karıştırmaya başlar.

Tutumlu olmak ile cimri olmanın birbirinden ayrı kavramlar olduğu, tutumlu olmanın istenilen bir davranış, cimri olmanın ise toplumda onaylanmayan bir davranış olduğu çocuklara örneklerle kazandırılmalıdır.

Çocuklara her gün belirli bir miktarda harçlık verilmesi, çocuğa verilen yanlış bir mesajdır.

Çocuğa verilen 10 TL ile her istediğini al, harca istersen biriktir, ne yaparsan yap.

Sana sadece günlük 10 TL verebilirim demek, çocukta tutumlu olma becerisini kazandırmada önemli bir engeldir.

Harçlık harcanmak için verilen bir para değildir.

Harçlık, çocuğun günlük temel ihtiyaçlarını gidermesi için verilen bir paradır.

Dikkat edilmesi gereken konu, ihtiyaç ve istek arasındaki farktır.

Çocuğa küçük yaşlarda istek ile ihtiyaç arasındaki fark öğretilmelidir.

Ekmek almak bir ihtiyaç balon almak ise bir istektir.

Tutumlu bireylerin isteklerine değil, ihtiyaçlarına odaklaştığı çocuklara öğretilmelidir.

Çocuklar, bu ayrımı yapmaya başladıkça, paralarını daha iyi harcamaya ve tasarruf etmeye başlayabilirler.

Çocuklara günlük sabit bir harçlık vermek yerine, evde oluşturulacak bir para kutusundan ihtiyacın kadar alabilirsin demek, öz denetimi açısından önemlidir.

İhtiyacı kadar para alan çocuk, ihtiyaç fazlası olan, ihtiyacını karşıladıktan sonra artan parayı akşam eve geldiğinde, para kutusuna atması gerekir.

Bu beceri kazandırılan çocuk, hem tutumlu olmayı hem de ailenin maddi olanaklarını etkili kullanmayı, etik ilkeleri ve değerleri yaşamına aktarmaya başlamış demektir.

Çocuklar, anne ve babalarından bir şey almalarını istedikleri zaman çoğu aile çocuğuna şöyle cevap vermektedir:

“Çok üzgünüm, sana istediğini alamayız.

Çünkü paramız yok.

Olunca alacağız.

Sana söz veriyoruz.”

Bu konuşmanın çocuktaki yansıması muhtemelen şöyle olacaktır:

“Ailemizin yeterli parası yok.

Paramız olunca her istediğimi alabilirim.”

Bu şekilde yetişen çocuk, eline geçirdiği her parayı har vurup harman savuracaktır.

Çünkü yeterli maddi güce sahip olmuş, fakat tasarruflu olma bilincini kazanamamıştır.

Aile bireyleri, çocuklarına tutumlu olmayı öğretmek isterlerse, öncelikli olarak tutumlu olmaları gerekir.

Ailede tutumlu olmanın aileye kattığı katma değer vurgulanmalı, konu hakkında kısa hikâyeler anlatılmalı ve ilgili eserler okutulmalıdır.

Çocuğun tutumlu olmaya yönelik davranışları pekiştirilmelidir.

Çocuk herhangi bir isteğinde ısrarcı olursa, öncelikli olarak istek olduğu belirtilmeli, sonra da bu isteğe ulaşması için günlük ihtiyaçlarından bazı kısıtlamalara gitmesi gerektiği açıklanmalıdır.

Çocuk her isteğine hiçbir çaba sarf etmeden ulaşmaya başladıkça, sürekli istekte bulunacak ve tutumlu olmayı bir türlü öğrenemeyecektir.

Çocuklara iyi bir tüketici olmayı öğretmek de önemli bir durumdur.

Aileler, her malın bir değeri olduğunu, değerinin üzerinde bir mala ödeme yapılmasının israf olduğunu da öğretmesi gerekir.

Ailelerin abartılı bir biçimde cimri davranışlar sergilemesi, çocuklarda tepki olarak aşırı müsrifliği doğurabilir.

Bu sebeple, kaynakları etkili kullanma becerisi çocuklara küçük yaşlardan itibaren kazandırılmaya başlanması gerekir.

Prof. Dr. Necati Cemaloğlu

Araştırma: Çocuklarla Geçirilen Zaman Ne Kadar Önemli?Ebeveynler çocuklarıyla yeterince zaman geçiriyor mu?Her ne kadar ...
19/10/2017

Araştırma: Çocuklarla Geçirilen Zaman Ne Kadar Önemli?

Ebeveynler çocuklarıyla yeterince zaman geçiriyor mu?

Her ne kadar günümüzde ebeveynler çocuklarıyla çok zaman geçiriyor olsa da, çoğu bunun yeterli olmadığına inandığı için kendini suçlu hissediyor. Bunun temel sebebi ebeveynlerin, özellikle de annelerin, çocuklarıyla geçirdikleri sürenin “parlak” bir geleceğin anahtarı olduğuna dair yaygın kültürel varsayım.

“Ebeveynle geçirilen zaman” üzerine yapılan ve geçtiğimiz günlerde sonuçları açıklanan ilk geniş çaplı ve uzun vadeli araştırmaya göre ebeveynlerin, yaşları 3 ile 11 arasında değişen çocuklarıyla geçirdiği zamanın miktarının, çocuklarının ileride nasıl bir geleceği olacağı ile – akademik başarı, davranışsal ve duygusal sağlık anlamında – hiçbir ilişkisi bulunmuyor. Araştırmaya göre çocuklarla geçirilen sürenin miktarı ergenler için çok daha önemli.

“Size araştırma bulgularıyla ile ilgili 20 tane tablo göstersem, bunların 19’unda ailelerin çocuklarıyla geçirdiği zamanın miktarı ile çocukların geleceği arasında hiçbir ilişki göremezsiniz” diyor Toronto Üniversitesi sosyologlarından araştırmacı Melissa Milkie.

Elbette bu, ebeveynle geçirilen süre önemsiz anlamına gelmiyor. Çok sayıda araştırma, çocukla zaman geçirirken ona kitap okumak, beraber yemek yemek, sohbet etmek gibi “kaliteli” şeyler yapmanın çocuklar üzerinde çok olumlu sonuçları olduğunu söylüyor. Aynı şey ebeveynlerin çocuklarına gösterdiği sıcaklık ve duyarlılık için de geçerli. Araştırmada vurgulanan şey, beraber geçirilen sürenin uzunluğunun çok da önemli olmaması.

Yine de, anne ve babaların çocuklarıyla birlikte geçirdikleri zaman 1970’lerden itibaren önemli bir artış gösteriyor: 1965 yılında çocuklarıyla haftada 2.6 saat geçiren babaların, çocuklarıyla geçirdiği süre 2010 yılında üç katına çıkarak 7.2’ye yükseldi. Annelerin çocuklarıyla birlikte geçirdiği süre ise haftada 10.5 saatten (1965) 13.7 saate (2010) çıktı. Hemen hemen aynı dönemde 18 yaşından küçük çocukları olan çalışan annelerin oranı yüzde 41’den (1965) yüzde 71’e (2014) yükseldi.

Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de bugün çalışan annelerin çocuklarıyla geçirdiği sürenin, 1970’lerde ev kadını olan annelerden çok daha fazla olması.

Araştırmacıların elde ettiği bir başka şaşırtıcı sonuç da aile ile geçirilen sürenin miktarının gerçekten önemli olduğu dönemin ergenlik olması. Bir ergen, annesiyle ne kadar fazla zaman geçirirse, suça o kadar az meyilli davranışı ve “olayı” oluyor. Ve ergenler ebeveynleriyle birlikte ne kadar fazla “aile zamanı” geçirirse – birlikte yemek yemek gibi – o kadar az alkol, uyuşturucu ya da benzer riskli ya da illegal davranışlara meyilli oluyorlar. Ayrıca okuldaki notları da daha yüksek oluyor. Araştırma, haftada ortalama 6 saatini ailesiyle birlikte bir şeyler yaparak geçiren ergenlerin bundan olumlu anlamda etkilendiğini söylüyor.

Araştırmadan elde edilen sonuçlar, “Çocukla ne kadar fazla zaman geçirirsem, o kadar iyi” inancıyla yaşamlarını sürdüren pek çok ebeveyni sarsacaktır kuşkusuz. Özellikle de bu ebeveynlerin bu yaşam tarzını sürdürebilmek için işten ayrıldıklarını ya da evlerini küçülttüklerini düşünürseniz.

Amerikalı anne Mari Kosin, iki çocuğuna evde bakmak için 2013 yılında işinden ayrıldı. Çünkü iş, ev ve çocuk bakımı dengesini kurmakta yaşadığı stres, çocuklarından ayrı olmanın verdiği suçluluk duygusu ve sürekli yaşadığı koşuşturma duygusu artık fazla gelmeye başladı. Kosin’in araştırmaya verdiği tepki ise şöyle: “Evet bundan korkuyordum! Kendi deneyimlerimden de aile ile geçirilen zamanın ergenlikte ne kadar önemli olduğunu görebiliyorum. Ama biliyorsunuz, çocuğunuzla ilişkiniz onlar ergen olduğunda birden bire oluşmuyor. Bu ilişkinin oluşması zaman alıyor ve temeli ilk yıllara kadar dayanıyor.”

Milkie’ye göre ise araştırma bize şunu söylüyor: İyi ilişkiler kurmak ve bunun için birlikte geçirilen zamanın miktarına değil birlikte geçirilen anların değerine bakmak, hem anne-baba hem de çocuk için en önemlisi.

Milkie’nin anne babalara tavsiyesi ise şöyle: “Zamanı o kadar da önemsemeyin. Yaşadığınız anlar daha değerli.”


Çeviri: Egitimpedia sitesinden alınmıştır.


Kaynak: http://www.washingtonpost.com/local/making-time-for-kids-study-says-quality-trumps-quantity/2015/03/28/10813192-d378-11e4-8fce-3941fc548f1c_story.html

(Yazıdan kısaltılarak çevrilmiştir.)

Araştırma: Başarılı Çocukların Ebeveynlerinin 13 Ortak Özelliği...İyi ebeveynler çocuklarının sorundan uzak durmalarını,...
19/10/2017

Araştırma: Başarılı Çocukların Ebeveynlerinin 13 Ortak Özelliği...

İyi ebeveynler çocuklarının sorundan uzak durmalarını, okulda başarılı olmalarını ve yetişkin olduklarında harika şeyler yapmaya devam etmelerini ister. Her ne kadar başarılı çocuk yetiştirmekle ilgili net bir reçete olmasa da, yapılan bazı psikoloji araştırmaları başarıya götürmesi muhtemel bazı faktörlere işaret ediyor.

Ve hiç de şaşırtıcı olmayan bir gerçeği ortaya çıkarıyor: Bu faktörlerin büyük bir bölümü ebeveynlere bağlı olarak gelişiyor.

İşte başarılı çocukların ebeveynlerinin yaptığı ve sahip olduğu 13 ortak şey:

1. Çocuklarına ev işi yaptırırlar.

“Eğer çocuklar kirli bulaşıkları kendileri halletmiyorsa, bunu birisi onlar adına yapıyor demektir” diyor Stanford Üniversitesi eski dekanlarından Julie Lythcott-Haims. “Böylece iş yapmaktan kaçıyorlar ama yapılması gereken işler olduğunu ve her birimizin hayatın daha iyi olmasına katkıda bulunmamız gerektiğini öğrenme fırsatını da kaçırıyorlar” diyor eski dekan.

Lythcott-Haims, ev işleri yaparak büyüyen çocukların ileride iş arkadaşlarıyla iyi işbirliği yapan, zorlanmanın nasıl bir şey olduğunu şahsen bildikleri için daha empatik ve bağımsız görevler üstlenebilen insanlar olduklarına inanıyor. Eski dekan bu görüşünü, şimdiye dek yapılan en uzun süreli çalışma olan Harvard Grant Çalışmasına dayandırıyor: “Onlara, çöpü dışarı çıkarmak, kendi çamaşırlarını yıkamak gibi ev işleri yaptırarak, hayatın bir parçası olmak için hayata dair işler yapmak gerektiğini anlamalarını sağlıyoruz.”

2. Çocuklarına sosyal beceriler öğretirler.

Pennsylvania Devlet Üniversitesi ve Duke Üniversitesi araştırmacıları, 700 çocuğu anaokulundan 25 yaşında kadar takip etti ve anaokulu öğrencileri olarak sahip oldukları sosyal beceriler ile yirmi yıl sonra birer yetişkin olarak kazandıkları başarılar arasında belirgin bir ilişki olduğunu ortaya çıkardı.

20 yıl süren araştırma göre dışarıdan yönlendirme olmadan akranlarıyla işbirliği yapabilen, başkalarına karşı yardımsever olan, onların duygularını anlayabilen ve sorunları kendi başına çözebilen yani sosyal anlamda yetkin olan çocukların, daha sınırlı sosyal becerileri olan çocuklara göre üniversiteden mezun olmaya ve 25 yaşından önce tam zamanlı bir iş sahibi olmaya daha yatkın oluyorlar. Sosyal becerileri daha sınırlı olan çocuklar ise suç işleme, madde bağımlılığı problemleri ya da ruhsal problemlere daha yatkın oluyor.

“Bu araştırma, çocukları sağlıklı bir geleceğe hazırlamak için yapabileceğimiz en önemli şeylerden birinin sosyal ve duygusal beceriler kazanmalarını sağlamak olduğunu gösteriyor” diyor araştırmanın fonunu sağlayan Robert Wood Johnson Vakfı program direktörü Kristin Schubert.

3. Yüksek beklentileri olur.

2001 yılında doğan 6,600 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmada, Kaliforniya Üniversitesi profesörü Neal Halfon ve meslektaşları, ebeveynlerin çocukları ile ilgili beklentilerinin, bunlara ulaşmak üzerinde aşırı bir etkisi olduğunu keşfetti.

“Çocuklarının geleceğinde üniversite gören ebeveynler, gelirlerine ve mal varlıklarına bakılmaksızın, çocuklarını bu hedefe doğru yönlendiriyor gibi görünüyorlar” diyor Halfon.
Bu bulgular test sonuçlarında da ortaya çıktı: En iyi sonuçları alan çocukların yüzde 96’sının ebeveyni, çocuklarının üniversiteye girmesi beklentisi içindeydi.

Bu başka bir psikolojik bulguyla da paralellik gösteriyor: Pygmalion etkisi ya da diğer adıyla beklenti etkisi. “Kendini gerçekleştiren kehanet” olarak da adlandırılan bu olgu, kişinin, bir süre sonra başkalarının (özellikle herhangi bir yanıyla kendinden üstün gördüğü insanların) ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi şeklinde açıklanıyor. Çocuklar söz konusu olduğunda, çocukların ailelerinin beklentilerine göre yaşadıklarını görüyoruz.

4. Birbirleriyle sağlıklı ilişkiler kurarlar.

Illinois Üniversitesi’ne ait bir araştırma, boşanmış ya da halen bir arada olan çatışmalı ailelerdeki çocukların, ebeveynleri iyi geçinen çocuklara göre daha kötü durumda olduğunu söylüyor. Ayrıca çalışmayı yöneten profesör Robert Hughes Jr., çatışma yaşamayan tek ebeveyni olan çocukların, çatışmalı iki ebeveyni olan çocuklardan daha iyi durumda olduğunu ekliyor.

“Boşanma öncesi ebeveynler arasında yaşanan çatışma da çocukları negatif bir şekilde etkiliyor. Boşanma sonrası çatışma ise çocukların dengesi üzerinde çok daha güçlü bir etkiye sahip” diyor Hughes.

Bir araştırmaya göre boşanmadan sonra yasal velayeti olmayan bir baba, çocuklarıyla sık temas halindeyse ve ebeveynler arasında çok az çatışma yaşanıyorsa, çocuklar yine iyi durumda olabiliyorlar. Ancak eğer ortada çatışma varsa, babanın sık teması, çocukların denge bozukluğuyla ilişkilendirilebiliyor.

Bir başka araştırmada ise çocukken ebeveynleri boşanan 20’li yaşlarındaki bireyler, ailelerinin boşanmasıyla ilgili olarak 10 sene sonra bile acı ve üzüntü yaşadıklarını bildiriyor. Ebeveynleri arasında çok fazla çatışma olduğunu bildirenler ise kayıp ve pişmanlık duygusunu daha fazla yaşıyorlar.

5. Yüksek eğitim almışlardır.

Michigan Üniversitesi tarafından 2014 yılında yapılan bir araştırmada, psikolog Sandra Tang, liseyi ya da üniversiteyi bitiren annelerin, bunun aynısını yapan çocuklar yetiştirmeye daha meyilli olduklarını buldu.

1998 ila 2007 yıllarında anaokuluna başlayan 14,000 çocuk üzerinde yapılan araştırma, anneleri çok genç (18 yaş ya da daha genç) olan çocukların, akranlarına göre liseyi bitirmeye ya da üniversiteye gitmeye daha az yatkın olduklarını ortaya çıkardı.

6. Çocuklarına erken yaştan itibaren matematik öğretirler.

Amerika, Kanada ve İngiltere’de 2007 yılında 35,000 anaokulu çocuğu üzerinde yapılan bir çalışma, erken yaşta matematik becerilerini geliştirmenin çok büyük bir avantaja dönüşebileceğini ortaya çıkardı.

“Erken matematik becerilerinin – okula, rakamları, rakamların sırasını ve en temel matematik işlemlerini bilerek başlamanın – olağanüstü önemi, bu araştırmadan elde ettiğimiz en kafa karıştırıcı ve şaşırtıcı sonuç oldu” diyor Northwestern Üniversitesi araştırmacısı Greg Duncan. “Erken yaşta matematik becerileri kazanmak, sadece gelecekteki matematik başarısını değil, okuma başarısını da belirliyor.”

7. Çocuklarıyla ilişki kurarlar.

Yoksulluğun içine doğan 243 insan üzerinde 2014 yılında yapılan bir çalışmaya göre hayatlarının ilk üç yılında “duyarlılıkla ve hassasiyetle bakılan” çocuklar, sadece çocukluklarında girdikleri akademik testerde başarılı olmakla kalmıyor, aynı zamanda 30’lu yaşlarında daha sağlıklı ilişkiler kuruyor ve daha fazla akademik başarı elde ediyorlar.

Çocuklarına duyarlılık ve hassasiyet göstererek bakan ebeveynler, çocuklarının işaretlerine anında ve uygun tepkiler veriyor ve dünyayı keşfetmeleri için çocuklarına güvenli bir temel sağlıyorlar.

“Erken dönem ebeveyn-çocuk ilişkisine verilen emekler, uzun vadede bireylerin hayatlarına olumlu bir birikim olarak geri dönüyor” diyor Minnesota Üniversitesi psikologlarından Lee Raby.

8. Daha az streslidirler.

Washington Post gazetesinde sonuçları açıklanan bir araştırmaya göre yaşları 3 ile 11 arasında değişen çocuklar ile annelerinin birlikte geçirdiği saatlerin miktarı, çocuğun davranışları, genel sağlığı ya da başarıları hakkında bize çok az şey söylüyor.

Daha da ötesi helikopter ebeveynlik ya da “aşırı yoğun annelik” ters tepebiliyor.

“Annelerin stresi – özellikle de anneler, çocuklarıyla vakit geçirmeye çalışmak ile iş arasında denge kurmaya çalıştıklarında – çocukları bundan oldukça kötü etkileniyor olabilir” diyor Bowling Green Devlet Üniversitesi sosyologlarından Kei Nomaguchi.

Duyguların bulaşıcılığı ya da insanların sanki birbirlerinden grip kapmaları gibi duyguları “kapması” psikoloji fenomeni, bunu açıklamamızı sağlıyor. Araştırmalar şunu gösteriyor: Eğer arkadaşınız mutluysa, bu mutluluk size de bulaşacaktır; eğer üzgünse aynı zamanda bu hüzün size de aktarılacaktır. Bu yüzden eğer bir ebeveyn bitkin ve sinirli ise bu duygusal durum çocuklara da aktarılabilir.

9. Çabaya, hatadan kaçınmaktan daha çok değer verirler.

Stanford Üniversitesi psikologlarından Carol Dweck’e göre çocuklar (ve yetişkinler) başarı hakkında düşünürken iki yoldan birini seçiyor: “Sabit bir zihin”, karakterimizin, zekamızın ve yaratıcı becerimizin herhangi bir şekilde değiştiremeyeceğimiz kadar doğuştan sabit olduğunu varsayıyor. “Gelişmeye açık bir zihin” ise zorluklar karşısında çaba gösteriyor ve hatayı bir zeka eksikliği göstergesi olarak değil, gelişmek ve mevcut becerilerimizi esnetmek için yüreklendirici bir sıçrama tahtası olarak görüyor.

Bu iki yolun özündeki temel ayrım, ikincisinde, isteğin ve azmin yapabilirliği etkileyeceğini varsaymamız. Ve bunun çocuklar üzerinde çok güçlü bir etkisi var. Eğer çocuklara bir testi doğuştan gelen zekalarıyla çözdükleri söylenirse, bu “sabit” bir zihin yapısı yaratıyor. Eğer çaba sayesinde başarılı olduklarını düşünürlerse, bu “gelişemeye açık” bir zihin yapısını öğretiyor.

10. Anneler çalışır.

Harvard Business School’a ait bir araştırmaya göre evin dışında çalışan annelerle büyüyen çocuklar bundan pek çok fayda sağlıyor. Çalışmaya göre çalışan annelerin kızları daha uzun süre okula gidiyor, daha fazla denetleyici role sahip bir işleri oluyor ve daha fazla para kazanıyorlar. Evde oturan ve çalışmayan anneleri olan akranlarıyla kıyaslandığında bu oran yüzde 23.

Çalışan annelerin oğulları ise ev işlerine ve çocuk bakımına daha fazla müdahil oluyorlar. Araştırmaya göre bu çocuklar büyüdüklerinde çocuk bakımına haftada yedi buçuk saat zaman ayırırken, ev işlerine yarım saat daha fazla katılıyorlar. Harvard Business School profesörlerinden Kathleen L. McGinn şöyle diyor: “Çalışan bir annenin çocuğu olarak yetiştirilmek kadar cinsiyet eşitsizliğine etki eden çok az şey biliyoruz.”

11. Sosyoekonomik seviyeleri daha yüksektir.

Trajik bir şekilde yoksulluk içinde büyüyen çocukların sayısı hayli fazla. Bu, onların potansiyelini çok şiddetli bir şekilde sınırlayan bir durum. Ve bu durum gittikçe daha aşırı bir hal almaya başladı. Stanford Üniversitesi araştırmacısı Sean Reardon, Amerika’daki yüksek ve düşük gelirli aileler arasındaki (çocukları 2001 yılında doğanlar ile 25 yıl önce doğanlar arasındaki) başarı farkının kabaca yüzde 40’lara vardığını olduğunu söylüyor.

Ve yine araştırmalar, ailelerin gelir seviyeleri yükseldikçe çocukların test puanlarının da yükseldiğini gösteriyor.

12. “Otoriter” ya da “müsamahakar” olmaktan çok “yetkili” insanlardır.

İlk kez 1960’larda Kaliforniya Üniversitesi tarafından yayınlanan bir araştırmada gelişim psikoloğu Diana Baumride, temelde üç çeşit ebeveynlik tarzı olduğunu ortaya koydu:

– Müsamahakar: Ebeveyn cezalandırıcı olmamaya çalışır ve çocuğun yaptıklarını kabul eder.
– Otoriter: Ebeveyn, belli davranış standartlarına uygun olarak çocuğu şekillendirmeye ve kontrol etmeye çalışır.
– Yetkili: Ebeveyn çocuğu rasyonel bir şekilde yönlendirmeye çalışır.

İdeal olanı yetkilidir. Çocuk otoriteye saygı duyarak büyür ama asla onun tarafından bastırılmaz ve engellenmez.

13. Metaneti öğretirler.

2013 yılında Pennsylvania Üniversitesi psikologlarından Angela Duckworth, güçlü ve başarıya götüren çok önemli bir kişilik özelliğini ortaya çıkardığı ve üzerinde konuşulmasını sağladığı için büyük başarı kazandı. Bu kişilik özelliğinin adı metanet.

Metanet şöyle tanımlanıyor: Çok uzun vadeli hedeflere yönelik olarak gösterilen çabayı ve duyulan ilgiyi sürdürme eğilimi. Duckworth’un araştırması, metaneti,eğitimdeki başarıyla da ilişkilendiriyor. Ona göre metanet, çocukların yaratmak istedikleri geleceği hayal etmeleri ve kendilerini ona adamalarıyla ilgili.

Çeviri: Egitimpedia sitesinden alınmıştır.

Kaynak: http://www.techinsider.io/how-parents-set-their-kids-up-for-success-2016-4

Address

1392. Sokak Kültür Mahallesi Tokalı Apt. 3/1 Alsancak
Konak
35550

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when İzmir Neurofeedback Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to İzmir Neurofeedback Merkezi:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram