Deniz Terapi Merkezi

Deniz Terapi Merkezi Deniz Terapi Merkezi Konya Karatay Psikolog

Kafanızdaki ses bazen size ait değildir; çoğu zaman geçmiş yılların, otorite figürlerinin, ebeveynlerin veya eski ilişki...
21/02/2026

Kafanızdaki ses bazen size ait değildir; çoğu zaman geçmiş yılların, otorite figürlerinin, ebeveynlerin veya eski ilişkilerin eleştirel tonunu taşır.
Bu ses öyle içselleşir ki, zamanla “benim düşüncem” gibi hissedilir.

✔ Peki nasıl ayırt edilir?
• Ses yargılı, sert ve küçültücü ise çoğu zaman senin değil, öğrenilmiş bir eleştirinin yankısıdır.
• Gerçek senin sesi daha sakin, daha açıklayıcı ve daha merhametlidir.
• Eleştirel ses genellikle “yeterli değilsin”, “yine yanlış yaptın” gibi mutlak ifadeler kullanır.
• Kendine ait ses ise “Bu zor bir durum, nasıl destek olabilirim?” diye yaklaşır.

👉 İç sesini dönüştürmek, kendini dönüştürmektir.
Çünkü insan kendine nasıl konuşuyorsa, hayata da öyle yaklaşır.

✔ İlk adım:
“Bu düşünce benim mi, yoksa bana öğretilmiş bir ses mi?” diye sormaktır.

👉 İç sesin yumuşadığında, zihnin de bedenin de ilişkilerin de hafifler.

Zihin durmadan konuştuğunda çoğu kişi bunun “kişisel bir sorun” olduğunu düşünür. Oysa zihnin susmaması, bir bozukluk de...
18/02/2026

Zihin durmadan konuştuğunda çoğu kişi bunun “kişisel bir sorun” olduğunu düşünür. Oysa zihnin susmaması, bir bozukluk değil; güvende hissetmeyen bir sinir sisteminin doğal tepkisidir.
Zihin, belirsizliği tehdit sayar ve sürekli konuşarak “hazırlıklı kalmaya” çalışır.

✔ Zihnin konuşması tamamen susturulabilir mi?
Hayır. Ama sakinleştirilebilir, yavaşlatılabilir ve daha yönetilebilir hâle getirilebilir.

✔ Nasıl?
• Bedeni gevşeten nefes teknikleri
• Anda kalmayı güçlendiren mindfulness egzersizleri
• Düşünceleri bastırmak yerine fark etmek
• Sinir sistemini aşırı uyarandan uzaklaştırmak
• Düzenli uyku, düzenli ritim
• Gerekirse profesyonel destekle düşünce döngülerini yeniden eğitmek

👉 Amaç zihni “kapamak” değildir;
onu yönetmek, ona liderlik edebilmektir.
Zihin susmak istemez; kendini güvende hissettiğinde doğal olarak yavaşlar.

Öfke çoğu zaman görünür duygudur; çünkü en hızlı yükselen ve en kolay ifade edilen duygudur. Fakat öfke, nadiren “ilk du...
14/02/2026

Öfke çoğu zaman görünür duygudur; çünkü en hızlı yükselen ve en kolay ifade edilen duygudur. Fakat öfke, nadiren “ilk duygu”dur. Çoğunlukla öfkenin altında daha kırılgan, daha hassas ve söylenmemiş duygular bulunur.

✔ Öfkenin altında en sık görülen duygular:
• İncinmişlik: Görülmemek, duyulmamak, önemsenmemek
• Hayal kırıklığı: Beklenti ile gerçek arasındaki fark
• Korku: Kaybetme, reddedilme, dışlanma ihtimali
• Utanç: Yetersizlik hissi, hata yaptığını düşünme
• Yorgunluk: Uzun süre duygusal yük taşımak
• Sınır ihlali: Değerlerine dokunulması

👉 Öfkeyi sadece “öfke” sanmak, bizi hem kendimizden hem ilişkilerden uzaklaştırır.
Asıl duyguyu fark ettiğinde, hem ifade şeklin değişir hem de öfkenin üzerindeki baskı hafifler.

✔ Kendine şu soruyu sorabilirsin:
“Öfkenin altında hangi kırgınlık, hangi korku, hangi ihtiyaç var?”

👉 Öfke bir düşman değildir;
içeride duyulmak isteyen duygunun güçlü sesidir.

İnsan çoğu zaman başkalarına gösterdiği nezaketi, anlayışı ve şefkati kendine gösteremez. Çünkü kendine iyi davranmak, “...
11/02/2026

İnsan çoğu zaman başkalarına gösterdiği nezaketi, anlayışı ve şefkati kendine gösteremez. Çünkü kendine iyi davranmak, “şımarıklık” değil, alışılmadık bir davranış biçimi gibi gelir.
Oysa kendine iyi davranmak; duygularını, sınırlarını, ihtiyaçlarını ve yorgunluğunu ciddiye almak demektir.

✔ Kendine iyi davranmayı zorlaştıran yaygın nedenler:
• Hep güçlü görünme baskısı
• Çocuklukta öğrenilen “önce başkaları” kalıbı
• Hatalara karşı acımasız bir iç ses
• Sevilmenin performansa bağlanmış olması
• Yorgunluğa rağmen durmayı suç saymak

👉 Kendine iyi davranmak, hayatı hafifletir çünkü insan en önce kendi içindeki yükü azaltmayı öğrenir.
Kendine nazik olduğunda; daha cesur kararlar alır, daha net sınırlar koyar, daha sağlıklı ilişkiler kurarsın.

✔ Kendine iyi davranmayı öğrenmek bir anda olmaz;
küçük bir izinle başlar: “Bugün kendime biraz anlayış gösterebilirim.”

Pasif-agresif davranış, kişinin öfkesini, kırgınlığını ya da beklentisini açıkça ifade etmek yerine dolaylı yollarla ile...
19/01/2026

Pasif-agresif davranış, kişinin öfkesini, kırgınlığını ya da beklentisini açıkça ifade etmek yerine dolaylı yollarla ilettiği bir iletişim şeklidir. Bu nedenle karşı tarafı en çok zorlayan manipülasyon türlerinden biridir; çünkü ortada görünür bir saldırı yoktur ama kişi kendini suçlu, eksik ya da yanlış yapmış gibi hissetmeye başlar. Pasif-agresif tutum düşündürücü ve yorucudur; iletişimi sisli bir havaya çevirir.

🔸 Kişi duygusunu ifade etmez ama karşı tarafın anlamasını bekler.
🔹 Cümleler değil; tavırlar konuşur.
📌 Bu da iletişimde netlik değil, belirsizlik üretir.

Pasif-agresif davranış nasıl görünür?
Bu davranış biçimini anlamak zor olabilir çünkü kişi genellikle “Ben bir şey demedim ki.” diyerek kendini savunur. Fakat sorun söylenenlerde değil, söylenmeyen ama hissettirilenlerdedir.

🔸 İmalar:
“Tabii... Sen nasıl istersen.”
(Ama aslında istemiyordur.)

🔹 Susarak cezalandırma:
Bir sorun vardır ama konuşulmaz; soğuklukla çözülmesi beklenir.

📌 Sabotaj:
Bir iş üzerinden alınganlık gösterip o işi geciktirme veya eksik yapma.

🔸 Alıngan mizah:
Şakayla karışık küçümseme, laf sokma, hafife alma.

🔹 Tutarsız davranış:
“Sorun yok.” der ama davranışları tamamen tersini gösterir.

Bu tutum, karşı tarafa açık bir çatışma hakkı tanımadığı için çözüm üretmek imkânsız hâle gelir.
Zihin sürekli “Ben bir hata mı yaptım?”, “Neyi yanlış anladım?” gibi sorularla meşgul olur.

Pasif-agresif iletişimde problem çözülemez; çünkü problem hiç konuşulmaz.
Bu durum:

🔸 Sürekli açıklama yapma ihtiyacı,
🔹 Durumu “toparlama” çabası,
📌 Belirsizlik yüzünden kaygı ve yetersizlik hissi yaratır.

Bir süre sonra kişi, kendi duygularından çok karşı tarafın ruh hâline göre hareket etmeye başlar. Bu da ilişkide dengesiz bir güç alanı oluşturur:
Duyguyu söylemeyen yönetir, söylemeye çalışan yorulur.

16/01/2026

Her ilişki, iki kişinin geçmiş deneyimlerinin, duygusal yüklerinin, beklentilerinin ve korkularının kesiştiği bir alandır. Bu nedenle zorluk yaşamak bir başarısızlık değil; doğal bir süreçtir. Önemli olan, bu zorluklardan kaçmak yerine onları anlamak ve ilişki bağını kuvvetlendirecek biçimde yönetebilmektir. Çünkü her çatışmanın içinde, büyüme potansiyeli yatar.

🔸 Zorlukları yok saymak, ilişkide görünmez duvarlar oluşturur.
🔹 Açık iletişim kurmak, kırılganlıkla cesaretin aynı anda yer alabildiği bir alan yaratır.
📌 Sorun çözmek yerine suçlu aramak ilişkiyi zayıflatır; çözüm için “biz” diline ihtiyaç vardır.

Zorluklar, ilişkinin neresine ışık tutar?
🔸 Hangi konuda hassas olduğunuzu,
🔹 Hangi davranışın tetikleyici olduğunu,
📌 Hangi ihtiyacın aslında görülmediğini…

İlişkide güçlenmek, “kusursuz olmak” değil;
zor anlarda birlikte kalabilme kapasitesini artırmaktır.

Instagram, insanların kendilerini göstermek için seçtiği bir vitrin hâline geldi. Ancak bu vitrin herkes için aynı amaçl...
12/01/2026

Instagram, insanların kendilerini göstermek için seçtiği bir vitrin hâline geldi. Ancak bu vitrin herkes için aynı amaçla kullanılmaz. Bazıları için paylaşım, yaratıcılığın ve ilhamın bir yoludur; bazıları için ise “beğenilme”, “onaylanma” ve “görünür olma” ihtiyacını karşılayan bir alan… Narsisistik eğilimler tam da bu noktada ortaya çıkar: Filtreler, pozlar, abartılı başarı vurguları, sahte kusursuzluk… Bunların hepsi dışarıya çizilen idealize edilmiş bir benlik biçimidir.

🔸 Narsisistik yapı, “gerçek benliği” değil, “görülmek istenen benliği” öne çıkarır.
🔹 İçsel boşluğu dışarıdan gelen beğeniyle doldurmaya çalışır.
📌 Filtreler sadece görüntüyü değil; kişinin kendi kendine olan mesafesini de artırabilir.

Instagram’daki narsisizmin görünmez yüzü ise;
🔸 Her paylaşım gerçekte bir “ben buradayım, beni görün” çağrısı olabilir.
🔹 Beğeni düşüşü moral bozukluğu değil, “değer sorgulaması” yaratabilir.
📌 Bu döngü, kişinin kendine olan objektif bakışını zayıflatabilir.

Çözüm filtreleri kaldırmak değil; gerçek benlik ile sosyal vitrin arasındaki mesafeyi fark etmektir.

“Aşkın gözü kördür.” cümlesi çoğu zaman abartı gibi görünse de nörobiyolojik olarak tamamen yanlış sayılmaz. Aşık olduğu...
09/01/2026

“Aşkın gözü kördür.” cümlesi çoğu zaman abartı gibi görünse de nörobiyolojik olarak tamamen yanlış sayılmaz. Aşık olduğumuzda beynin ödül sistemi çok daha aktif çalışır, risk analizi ve gerçeklik değerlendirmesini yapan prefrontal korteks ise daha sessiz hâle gelir. Bu nedenle aşkın ilk dönemlerinde karşımızdaki kişiyi idealize etmemiz, kusurları görmezden gelmemiz ve bazı davranışları daha olumlu yorumlamamız çok doğaldır.

🔸 Aşk, beyni “olumlu odaklı” bir moda sokar; kişi karşı tarafın iyi yönlerini büyütür.
🔹 Kusurları görmek istememek, bağ kurmanın doğal bir yan etkisidir.
📌 Zaman geçtiğinde hormonlar dengelenir ve ilişkide daha gerçekçi bir görme alanı başlar.

Bu yüzden aşkın gözü tamamen kör değildir—
Sadece seçici görür:
🔸 Riskleri değil, bağ kurma ihtimalini;
🔹 Hataları değil, uyumu;
📌 Belirsizliği değil, heyecanı öne çıkarır.

Aşkın “körlüğü” bir hatadan değil, beynin bağ kurarken kullandığı gelişimsel mekanizmalardan doğar.
Gerçek ilişki ise ilk körlüğün geçtiği dönemde, yani iki kişinin birbirini tüm yönleriyle gördüğü anda başlar.

05/01/2026

Birçok kişi hayatını “yarın hallederim”, “daha uygun bir zaman gelince başlarım” gibi cümlelerle erteler. Ancak erteleme, çoğu zaman tembellik değil; kaygı, belirsizlik ve mükemmeliyetçilikle baş etme biçimidir. Zihin, bir işe başlamak yerine onu sürekli düşünmeyi daha güvenli bulabilir—çünkü düşünmek kontrol sağlar, eylem ise risk taşır.

Yarın beklentisi bazen rahatlatıcıdır; ama eylemleri sürekli yarına bıraktığınızda bugünün potansiyeli yavaşça erir.

🔸 Ertelemenin temelinde çoğu zaman “yanlış yapma korkusu” vardır.
🔹 Başlamamak, yetersiz hissetmekten daha kolay gelir.
📌 Zihin “sonra yap” diyerek anlık rahatlama sağlar ama uzun vadede yükü büyütür.

Bugün adım atabilmek için:
🔸 Büyük hedefleri küçük parçalara bölmek,
🔹 Kendinizi ölçüsüz beklentilerle sıkıştırmamak,
📌 “Küçük bir ilerleme bile hâlâ ilerlemedir” gerçeğini hatırlamak önemlidir.

Yarın daha iyi olabilir… ama bugün hiçbir şey yapılmazsa yarının gücü de sınırlı kalır.
Gerçek değişim, yarın değil, bugünün küçük adımlarında başlar.

Narsisistik özellikleri baskın bir kişiyle ilişki yürütmek, çoğu zaman sadece iletişim güçlüğü değil; duygusal bir karma...
30/12/2025

Narsisistik özellikleri baskın bir kişiyle ilişki yürütmek, çoğu zaman sadece iletişim güçlüğü değil; duygusal bir karmaşa da yaratır. Çünkü narsisizmde kişi kendi ihtiyaçlarına ve doğrularına odaklıdır; karşısındakinin duygusal deneyimini görmekte zorlanabilir. Bu da zamanla karşı tarafta yetersizlik, suçluluk ve kendini ifade edememe hissi doğurabilir. Narsisizmle başa çıkmak, karşınızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmak değil; kendi duygusal alanınızı koruma ve sınırlarınızı güçlendirme sürecidir.

🔸 Kişiselleştirmemek, en güçlü korumalardan biridir; narsisistik davranış çoğu zaman sizinle ilgili değildir.
🔹 Sınır koymak, duygusal tükenmeyi azaltır; sınır net olduğunda manipülasyona açık alanlar da azalır.
📌 Onay beklemeyi bırakmak, ilişkinin dinamiğini dönüştüren en kritik adımdır.

Kendini koruma sürecinde önemli olan:
🔸 Yüzleşmek değil, mesafe ve denge kurmaktır,
🔹 Karşı tarafın tepkilerini değil, kendi duygusal ihtiyaçlarını referans almaktır,
📌 Gerektiğinde profesyonel yardım almak, duygusal yükü hafifletebilir.

Narsisizmle başa çıkmak “mücadele” değil; kendini geri kazanmaktır.

“Keşke” kelimesi, küçük gibi görünür ama bazen insanın zihnindeki en ağır zincirdir. Çünkü o, geçmişin kapısını aralık b...
24/12/2025

“Keşke” kelimesi, küçük gibi görünür ama bazen insanın zihnindeki en ağır zincirdir. Çünkü o, geçmişin kapısını aralık bırakır.

🧠 Bilişsel psikolojide bu tür düşünceler “ruminasyon” olarak adlandırılır. Yani geçmiş olayları tekrar tekrar zihinde çevirme. Araştırmalar gösteriyor ki ruminasyon, depresyon ve kaygı düzeylerini artırabilir. Çünkü zihin geçmişten çıkamazsa, yeni deneyimlere açılamaz.

💬 “Keşke” bazen pişmanlık, bazen “başka türlü olabilir miydi?” merakı taşır. Ama dikkat edin: Bu kelimenin içinde aktif bir eylem yoktur, tamamen geçmişe bakar. Geçmiş ise değişmez; değişen tek şey bugünkü davranışlarımızdır.

🌿 Kierkegaard, geçmişle fazla oyalanmayı “varoluşun ertelenmesi” olarak tanımlar. Yani keşke’ler, insanı bugünün gerçekliğinden çeker, hayali bir zamana hapseder.

⚖️ Kendinize sorabilirsiniz: “Keşke dediğim şey bana bugün ne kazandırıyor?” Eğer cevap net değilse, belki de o zinciri bırakma zamanı gelmiş olabilir. Çünkü kabul, ruminasyonun güçlü panzehiridir. Kabul etmek, geçmişi onaylamak değil; onun değişmeyeceğini anlamaktır.

💡 “Keşke”leri bırakmak, yaşam enerjisini serbest bırakır. Zihnin bugüne dönmesini sağlar ve yeni olasılıkları görebilmenizde yardımcı olur.

Bazı gidişler vardır, aslında kimseye değil… kendimize doğrudur. Dışarıdan bakan “unutmak için gitti” sanır ama gerçekte...
19/12/2025

Bazı gidişler vardır, aslında kimseye değil… kendimize doğrudur. Dışarıdan bakan “unutmak için gitti” sanır ama gerçekte, insan bazen kendini bulmak için mesafe koyar. Çünkü bazı ilişkiler veya insanlarla kurduğumuz bağlar, bizi fark etmeden kendi iç sesimizden uzaklaştırabilir.

🧠 Psikolojide buna “bireyselleşme süreci” ( individuation) denir. Jung’a göre, insan kendi kimliğini bulmak için zaman zaman sosyal, duygusal veya fiziksel mesafe koyar. Bu bir kaçış değil; kendini yeniden tanımlamak için alan açmak demektir.

💬 Uzaklaşmak bazen “seni artık istemiyorum” anlamına gelmez; “önce kendimi duymam lazım” demektir. Çünkü bazı bağlar, ne kadar sevgi dolu olursa olsun, içimizdeki sesi bastırabilir. Siz siz olmadan, o bağın da sağlıklı olması zor.

🌿 Mesafe, ruhun nefes alma alanıdır. Denizin kıyıdan zaman zaman çekilip gelgitle geri dönmesi gibi… Uzaklaşmak, yeniden yaklaşmaya da alan tanır.

📖 Birini unutmaya çalışmak genellikle zihni zorlar; çünkü unutmayı hedeflediğinizde, zihiniz o kişiye odaklanmaya devam eder. Ama kendinizi bulmaya odaklandığınızda, odağınız dönüşür. Ve o kişi zihninizde doğal olarak yer değiştirmeye başlar.

💡 Kendini bulmak için uzaklaşmak cesaret ister, çünkü bu süreçte yalnızlıkla yüzleşmek zorundasınız. Ama aslında yalnızlık, içsel bir laboratuvardır; kim olduğunuzu, neye değer verdiğinizi yeniden tanımlarsınız.

Address

Armağan Mahallesi şht Ismail Kaya Sk 13/1 Meram
Konya
42090

Opening Hours

Monday 09:00 - 19:00
Tuesday 09:00 - 19:00
Wednesday 09:00 - 19:00
Thursday 09:00 - 19:00
Friday 09:00 - 19:00
Saturday 09:00 - 19:00
Sunday 09:00 - 19:00

Telephone

+903325021051

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Deniz Terapi Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Deniz Terapi Merkezi:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category