Psikolog Uğur Yeşildağ

Psikolog Uğur Yeşildağ Psikolog

31/12/2025

Yeni bir yıla girerken kliniğimizde bir yılı daha emekle ve dayanışmayla tamamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz
Bize güvenen ve bu yolculukta yanımızda olan herkese teşekkür ederiz🍀

Bu yeni başlangıçta, 2023 depreminde hayatını kaybedenleri saygı ve özlemle anıyor;
iyileşmenin, dayanışmanın ve umudun gücünü unutmuyoruz.

Yeni yılın sağlık, güç ve umut getirmesi dileğiyle🎉🤍




İlişkide sürekli “fazla gelmek”, “çok duygulu olmak”, “çok isteyen taraf olmak” ya da “çok değer vermek” gibi hisler çoğ...
29/12/2025

İlişkide sürekli “fazla gelmek”, “çok duygulu olmak”, “çok isteyen taraf olmak” ya da “çok değer vermek” gibi hisler çoğu zaman kişinin kendisiyle ilgili bir eksiklikten değil; ilişkinin duygusal dengesinden kaynaklanır. Bu his, partnerin duygusal erişilebilirliğinin sınırlı olmasıyla veya kişinin kendi bağlanma örüntüsüyle ortaya çıkabilir.

Bu his hangi mekanizmalardan beslenebilir?

• Partnerin duygusal mesafesi:
Duygusal yakınlığı az olan kişilerle ilişkide, normal duygusal ihtiyaçlar bile “fazlalık” gibi hissedilebilir.

• Çocuklukta öğrenilen rol:
Eğer kişi “ilişkiyi hep ben taşımalıyım” şemasıyla büyüdüyse, yetişkinlikte de bu yükü doğal bir görev gibi üstlenebilir.

• Kaygılı bağlanma örüntüsü:
Kişi bağın kopmasından korkarsa, ilişkide fazla çaba harcadığını düşünerek kendini “ağır taraf” olarak algılayabilir.

• Değer algısındaki kırılmalar:
“Benim isteklerim sorun çıkarır” inancı, kişinin kendi duygusal ihtiyacını bile bir yük gibi hissetmesine neden olabilir.

Bu nedenle ilişkide “fazla olmak”, aslında çoğu zaman fazla veriyor olmak değil; yeterince karşılık alamıyor olmanın yarattığı dengesizliktir. Sorun kişinin duygusallığında değil; ilişkideki duygusal uyumun kapasitesindedir.

✔ Kendini ilişkide fazla hissetmek, duygusal ihtiyaçların yanlış olduğu anlamına değil; karşıdaki kişinin kapasitesinin sınırlı olduğuna işaret edebilir.

26/12/2025

Anlam arayışı, insan ruhunun en doğal yönelimlerinden biridir. Ancak bazı dönemlerde bu arayış; cevap bulamama, sürekli sorgulama, varoluşsal yorgunluk ve zihinsel karmaşa ile birleşerek bitmek bilmeyen bir döngüye dönüşebilir. Bu döngünün altında çoğu zaman üç temel mekanizma bulunur:

• Belirsizliğe tahammülün zorlaşması:
Zihin, cevabı hemen bulamadığı her soruyu büyütür. “Ya yanlış seçim yaparsam?” düşüncesi, kişiyi sürekli arayışta tutabilir.

• Kimlik gelişiminde durağanlık:
Kişi yönünü bulmakta zorlandığında anlam arayışı, bir kavşakta sıkışıp kalma hissine dönüşebilir.

• Zihinsel aşırı analiz hali:
Overthinking ile birleşen anlam arayışı, kişinin zihnini sürekli meşgul ederek duygusal enerjiyi tüketebilir.

Anlam arayışının yorucu hâle gelmesinin temel nedeni, cevap arayışından çok zihnin kontrol ihtiyacıdır. Oysa anlam, çoğu zaman bir anda bulunmaz; deneyim, temas, ilişki, üretim, hata ve yenilenme ile yavaş yavaş ortaya çıkar.

Zihin yorulduğunda anlam arayışı daralır; kişi genişlemek yerine içine kapanabilir. Bu nedenle arayışa “durmak”, “yeniden temas etmek”, “beden–duygu–zihin dengesini kurmak” çoğu zaman yeni bir kapı açar.

✔ Anlam, sürekli aranarak değil; yaşamın içine yeniden temas edilerek keşfedilir. Yorucu döngü, zihnin tükenmişliğini; çıkış ise benliğin yeniden merkezlenmesini işaret eder.

22/12/2025

Duyguları bastırmak çoğu kişinin kendine öğretilmiş savunma biçimidir. Bazen çocuklukta “ağlama”, “büyütme”, “kimseye gösterme” gibi cümlelerle; bazen de hayal kırıklıklarıyla şekillenen bu mekanizma, ilk bakışta kişiyi güçlü tutuyormuş gibi hissettirebilir. Oysa klinik açıdan duygu bastırmanın asıl işlevi, kişiyi korumak değil; kısa süreli bir hayatta kalma stratejisi oluşturmaktır.

Bastırılan duygular kaybolmaz;
• bedende kas gerginliği, nefes darlığı, kalp çarpıntısı gibi fizyolojik tepkilere dönüşebilir,
• zihinde yeniden işlenememiş düşünceler hâline gelir,
• ilişkilerde mesafe, sertlik veya ani tepkiler olarak ortaya çıkabilir,
• duygusal dayanıklılığı zayıflatabilir.

Duygu bastırmak, kişiyi dış dünyadan koruyor gibi görünse de aslında kişinin kendi içsel dünyasından uzaklaşmasına neden olur. Çünkü duygular bastırıldıkça daha derine gömülür ve zamanla yönünü kaybeden bir iç gürültüye dönüşebilir.

Duyguların asıl amacı zarar vermek değildir; bedenin ve zihnin “şu anda bir şeye ihtiyacım var” diye verdiği işarettir. Bastırıldığında değil, anlaşılıp düzenlendiğinde koruyucu ve dönüştürücü bir işlev kazanır.

✔ Duyguları içine gömmek güç göstergesi değil; içsel temasın koptuğu bir noktayı işaret edebilir.

15/12/2025

Sınır ihlalleri, insan ilişkilerinde çoğu zaman sessizce başlar. Özel alanınıza girilmesi, zamanınızın sürekli talep edilmesi, seçimlerinize müdahale edilmesi… Bunlar fark edilmeden kronikleşir.

🔍 Neden “hayır” diyemeyiz?

Reddedilme ve sevilmeme korkusu
Çocuklukta onaylanmak için hep “evet” demek zorunda kalma alışkanlığı
Karşı tarafı üzmekten kaçınma düşüncesi

📌 Sürekli “evet” demek, bir noktada kendi önceliklerinizden vazgeçmek demektir. Bu uzun vadede tükenmişlik, kırgınlık, değersizlik hissi ve özgüven kaybına yol açabilir. Kişi hem bedenen hem ruhen yorgun düşer.

🌱 Sağlıklı sınırlar:
Sınır koymak, karşı tarafı cezalandırmak değildir. Aksine, ilişkinin şeffaf, net ve adil olmasını sağlar. "Hayır" demek, kendi kapasitenizi, sağlığınızı ve kimliğinizi korumaktır.

Sınır ihlallerini önlemek, önce kendi sınırlarınızı tanımaktan başlar. Nelerin size iyi gelmediğini bilmek, o çizgileri daha net belirlemenizi sağlar.

12/12/2025

Kurtarıcı rolü, ilk bakışta fedakâr ve şefkatli görünebilir. Bir taraf sürekli sorunlara çözüm bulur, yükü taşır, eksikleri tamamlar. Ancak bu rol, sınırını aştığında karşı tarafın bağımsızlığını törpüler.

📌 Psikolojik mekanizma:

Kurtarıcı kişi, değerini “yardım etme” üzerinden tanımlar. Sorun çözmedeki varlığı, kendi fark edilme ve sevilme biçimi haline gelir.
Karşı taraf, zamanla kendi sorunlarını çözme yetisini kullanmaz, çünkü hep bir kurtarıcı devreye girer.

Sağlıksız yönleri:

İlişkide güç dengesi bozulur.
Karşı taraf pasifleşir, kendi hayatını taşıyamaz hale gelebilir.
Kurtarıcı, yardım edemediğinde suçluluk yaşar veya kendini değersiz hisseder.

Kurtarıcı rolü, bazen karşı tarafın gelişim ihtiyacını fark etmez. O kişinin kendi deneyimleriyle büyümesini engelleyerek, farkında olmadan bağımlı bir ilişki modeli üretir.

🌱 Sağlıklı bir destek, kişinin kapasitesini artırır. Sorunu devralmak yerine ona sorunu çözebilecek araçları gösterir. Kurtarıcı rolünden uzaklaşmak, hem kişisel özgürlüğü hem de ilişki dengelerini korur.

Duygusal manipülasyon, ilişkilerde en sessiz ama en güçlü kontrol yöntemlerinden biridir. Bazen fark edilmez, çünkü açık...
08/12/2025

Duygusal manipülasyon, ilişkilerde en sessiz ama en güçlü kontrol yöntemlerinden biridir. Bazen fark edilmez, çünkü açıkça bir baskı ya da tehdit yoktur. Hatta çoğu zaman "sana yardım etmek istiyorum", "senin iyiliğin için söylüyorum" gibi cümlelerin ardına saklanır.

🔍 Nasıl çalışır? Manipülasyon, duygular üzerinden çalışır. Karşı tarafta suçluluk, utanç ya da minnet duygusu yaratır. Böylece kişi kendi isteği yerine manipülatörün istediğini yapmaya başlar. Bu süreç böyle olunca, karar verme özgürlüğü yavaş yavaş kaybolur.

Sık görülen örnekler:

Geçmiş hatalarınızı tekrar tekrar gündeme getirme ("Sen hep böylesin.")
Sessiz uzaklaşma (konuşmamayla cezalandırma)
İyilikleri borca dönüştürme ("Ben senin için saçımı süpürge ettim.")
“Ben olmasam…” söylemleriyle bağımlılık duygusu yaratma

🌿 Uzun vadede manipülasyon, kişinin kendine güvenini azaltır, sağlıklı sınırlarını bulanıklaştırır. Kendi ihtiyaçlarını ifade etmek zorlaşır, “Acaba yanlış mı hissediyorum?” sorusu sık sık belirmeye başlar.

Manipülasyonu fark etmek, en kritik korunma noktasıdır. Kendinizin sık sık suçlu, borçlu ya da yetersiz hissettiğiniz durumlar varsa, davranışların arkasındaki niyeti sorgulamak bu görünmez kontrolü görünür hale getirir.

Bugün pek çoğumuz bir şehrin ortasında yaşıyoruz; iş yerinde, toplu taşımada, kafelerde, sosyal medyada sürekli insanlar...
05/12/2025

Bugün pek çoğumuz bir şehrin ortasında yaşıyoruz; iş yerinde, toplu taşımada, kafelerde, sosyal medyada sürekli insanlarla çevriliyiz. Ama yine de içeride bir yalnızlık hissi büyüyor.
Bu yalnızlık, sessizlikten değil; bağ kuramamaktan doğuyor.

📱 Modern dünyada iletişim kanallarımız çok fazla: mesajlar, beğeniler, hızlı yorumlar… Fakat bunlar çoğu zaman “haberdar” olmaktan öteye geçmiyor. Derin, anlamlı ve güvene dayalı sohbetler yerini yüzeysel temaslara bırakıyor. En yakınımızda bile duygusal bir mesafe olabiliyor.

🧠 Araştırmalar, yalnızlığın sadece ruhsal değil, fiziksel etkileri olduğunu gösteriyor. Kronik yalnızlık, stres hormonlarını sürekli yüksek tutar, bağışıklık sistemini zorlar, odaklanma ve üretkenlik kapasitesini düşürür. Yani “kalabalığın içinde yalnız” olmak, beden ve zihin için görünmez ama etkili bir yıpratma mekanizmasıdır.

🌱 Bu yalnızlık halinden çıkış, çevredeki kişi sayısını artırmaktan çok, ilişki kalitesini artırmakla olur. Gerçekten dinleyen, anlayan, destekleyen ilişkiler… Zaman ayırılan, içten bağ kurulan, karşılıklı güven ve samimiyet içeren sohbetler… Bu bağları kurduğunuzda, kalabalık artık bir gürültü değil, bir topluluk hissi yaratır.

Çoğu zaman ilişkilerde, bağları zedeleyen şeyin büyük tartışmalar, sert kırılmalar veya ciddi hatalar olduğunu düşünürüz...
02/12/2025

Çoğu zaman ilişkilerde, bağları zedeleyen şeyin büyük tartışmalar, sert kırılmalar veya ciddi hatalar olduğunu düşünürüz. Oysa ki işin gerçeği farklı; pek çok ilişkiyi yıpratan asıl unsur, mikro travmalar dediğimiz küçük ama tekrar eden kırıklardır.

👓 Mikro travma dendiğinde akla gelmeyen ama etkisi çok derin olan davranışlar vardır: Partnerinizin sizi sürekli eleştirmesi ama bir tek iyi söz söylememesi… Duygularınızı ifade ettiğinizde “Abartıyorsun” ya da “O kadar da önemli değil” gibi cümlelerle hafife alınmanız… Bazen de sözlerin tutulmaması, ilgisizlik, küçümseyen alaylar…

🩹 Bunlar tek başına yaşandığında büyük bir yara gibi hissedilmeyebilir. Ama tekrarlandığında özsaygınızı kemiren, duygusal güven duygunuzu körelten görünmez zincirler haline gelir. Güven, ilişkilerin temelidir; olumlu ve destekleyici tekrarlarla güçlenir, olumsuz tekrarlarda ise sessizce erir.

🌱 En zor yanı, mikro travmaların çoğu zaman fark edilmemesidir. Karşı taraf kötü niyetli olmayabilir, hatta bilinçsizce bu davranışları sürdürüyor olabilir. Ancak duygusal uzaklaşma başlamışsa, o “küçük” şeyler artık küçük değildir. Güvensizlik, duygusal kapanma ve bağın kopması böyle başlar.

💬 Mikro travmaların etkisini anlamak, ilişkide hem kendi duygularınızı hem de partnerinizin davranışlarını gözlemlemekle başlar. İyileşme ise açık iletişim ve yeniden özen göstermeyle mümkündür.

Mutluluk çoğu zaman bir hedef olarak tanımlanır. O hedefe ulaştığımızda her şeyin kalıcı olarak iyi olacağını düşünürüz:...
28/11/2025

Mutluluk çoğu zaman bir hedef olarak tanımlanır. O hedefe ulaştığımızda her şeyin kalıcı olarak iyi olacağını düşünürüz: hayalini kurduğumuz işe girmek, istediğimiz eve taşınmak, uzun süredir beklediğimiz tatili yapmak… İlk günlerde yaşanan sevinç ve tatmin hissi yoğundur.
Ama zamanla bu his azalır.

🧪 Buna hedonik adaptasyon denir. Beynimiz, yeni ve olumlu bir duruma kısa sürede uyum sağlar; başlangıçtaki “dopamin patlaması” yerini daha dengeli bir hal alır. Mutluluğun bu doğal düşüşü, bazen “Artık mutlu değilim” gibi yorumlanır, ama çoğu zaman sadece nötr bir alışma sürecidir.

👁‍🗨 İlginç olan, bu adaptasyonun kaçınılmaz olduğunu bilmek, mutluluğu arama biçimimizi değiştirir. Sadece büyük olaylarda değil, küçük ve tekrarlayan anlarda da mutluluk hissetmeyi kolaylaştırır.

Sabah kahvesinin kokusu
Sevdiğiniz bir insanın sesi
Güzel geçen sıradan bir akşam

🌱 Hedonik adaptasyonun etkisini hafifletmek istendiğinde, hayatın içine çeşitlilik ve minnettarlık eklemek önemli olur. Sahip olduklarımızı fark etmek, değerini bilmek ve kendimizi sadece “sonraki hedef”e değil, “şu ana” da odaklamak…

Mutluluk, kalıcı bir zirveye çıkmak değil; dalgalı bir yolculukta anların tadını çıkarabilmektir.

11/11/2025

Bazen herkesin yükünü sırtına alırsın…
Arkadaşın üzgündür, dinlersin. Ailen dertlidir, çözüm ararsın. İş yerinde biri sıkıntı yaşar, yine sen oradasındır.
Ama fark etmeden kendi duygularını, kendi ihtiyaçlarını arkaya atarsın.
İşte bu, empati yorgunluğu dediğimiz halin sessiz başlangıcıdır.

📌 Nasıl Anlarsın?
Başkalarının sorunlarını gün boyu kafanda döndürüyorsan,
Kendi zamanını ayırdığında “bencil miyim?” diye düşünüyorsan,
Hep yorgun, tükenmiş ama bir yandan da “yardım etmek zorundayım” hissindeysen, belki de empati kasların aşırı çalışmaktan ağrımaya başlamıştır.

🧠 Neden Olur?
“Herkese yetmeliyim” inancı
Hayır diyememek
Kendini hep ikinci plana atmak
Yoğun duygusal yüklenen bir meslek/yaşam tarzında olmak (sağlık çalışanı, öğretmen, danışman, bakım veren vb.)

🌿 Nasıl Hafifler?
1️⃣ Duygusal Sınırlar: Yardım etmek değerli ama kapasiten sınırsız değil.
2️⃣ Kendi Zamanını Değerli Saymak: Başkalarına verdiğin zamanı kendine de ver.
3️⃣ Duygu Detoksu: Yazmak, yürüyüş, sanat ya da spor yoluyla yükünü boşalt.
4️⃣ Destek Almak: Yalnız sen başkalarına değil, başkaları da sana destek olabilir. Bunun için alan açmalısın.

Başkalarına şefkat gösterebilmenin yolu, önce kendine şefkatten geçer.
Dolmayan bir bardaktan kimseye su veremezsin. Önce kendi bardağını doldur.

10/11/2025

Film, Mustafa Kemal’in Selanik’teki çocukluk yıllarını, annesi Zübeyde Hanım ve babası Ali Rıza Efendi ile ilişkilerini, okul yıllarındaki karakter gelişimini ve askerliğe olan ilgisini anlatıyor. Ardından, Manastır Askerî İdadisi ve Harp Okulu yıllarına geçilerek, onun disiplinli, idealist ve vatansever kişiliğinin nasıl şekillendiği gösteriliyor.

Zübeyde Hanım’ın karşı çıkışı sevgiden kaynaklanan bir koruma refleksiydi, ideolojik bir karşıtlık değildi.
Zamanla oğlunun azmini, başarısını ve liderliğini gördükçe onunla gurur duymaya başladı.
Hatta ilerleyen yıllarda Mustafa Kemal’in en büyük manevi destekçilerinden biri oldu.

Mustafa Kemal Atatürk, zorluklar karşısında asla geri adım atmayan kararlı duruşuyla bir milletin kaderini değiştirmiştir.
O, korkuya boyun eğmeyip inancıyla yol alan bir lider olarak bizlere, her koşulda cesaretle adım atmayı öğretmiştir.
Bugün de onun azmi, yüreklerimizde bir ışık gibi yanmaya devam etmektedir.




🇹🇷

Address

Muhsin Yazıcıoğlu Boulevard İstiklal Caddesi Kalender Sk. Royal Blue Business Center 25A , Serdivan/Sakarya
Serdivan
54050

Opening Hours

Monday 10:00 - 20:00
Tuesday 10:00 - 20:00
Wednesday 10:00 - 20:00
Thursday 10:00 - 20:00
Friday 10:00 - 20:00
Saturday 10:00 - 17:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Uğur Yeşildağ posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Psikolog Uğur Yeşildağ:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category