28/01/2026
Piaget ve Vygotsky gibi gelişim kuramcılarına göre, 3 yaş itibariyle çocuklar akran etkileşimine ihtiyaç duyarlar. Kreş, sadece bir “bakım evi” değil; dil gelişimi, empati kurma, sorun çözme ve paylaşma gibi çeşitli sosyal becerilerin öğrenildiği bir laboratuvardır.
Gelişmiş dünya ülkelerine bakacak olduğumuzda görürürüz ki 3-4 yaş, okul öncesi eğitimin başladığı standart yaştır:
Fransa’ da 2019’dan itibaren zorunlu eğitim yaşı 3’e indirilmiştir. Fransız eğitim sistemi, anaokulu eğitiminin çocuğun bilişsel gelişimi ve fırsat eşitliği için hayati olduğunu savunur.
Dünyanın en mutlu çocuklarının yetiştiği kabul edilen Norveç, İsveç, Danimarka gibi İskandinav ülkelerinde, çocukların %90’ından fazlası 1-2 yaşından itibaren kreş/anaokulu sistemine girer.
Almanya’da devlet 1 yaşından itibaren her çocuğun bir kreş yer hakkı olduğunu yasalarla garanti altına almıştır.
Orhan Toker’in yaklaşımının, bilimsel bir veriye değil de romantize edilmiş ve miadı dolmuş bir “ev kutsallaştırmasına” dayanmasının yanı sıra; paylaşımında “Annesinin yanında değil de...” gibi bir ifadeyle çocuğun bakımını sadece anneyle ilişkilendirmesi -hitap kapasitesini de göz önünde bulundurduğumuzda- milyonlarca kadına alenen psikolojik şiddettir.
Dijital okuryazarlık ve modern dünyanın olası tehlikeleri gibi hassas bir alanda içerik üretmeyi misyon edinerek hatırı sayılır bir etki alanına erişmiş mühendis birinin; toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren anokronik bir tutum sergilemesini ve kendi sübjektif doğrularını ‘pedagojik gerçeklermiş’ gibi ambalajlayıp geniş kitlelere sunmasını kınıyorum. Rasyonel bir farkındalık yaratma amacından uzak bu söylemlerin; ebeveynlerin en hassas noktası olan ‘yetersizlik’ hissini manipüle etmekten, suçluluk ve korku pompalamaktan öteye gitmediğini görüyor ve takipçilerine nesnel ve bilimsel kaynakları takip etmelerini tavsiye ediyorum.