10/02/2026
İnsan çoğu zaman bir kişiyi, bir ilişkiyi ya da bir ihtimali bırakamaz. Bu, sanıldığı gibi yalnızca sevgiyle açıklanabilecek bir durum değildir.
Çünkü sevgi, çoğu zaman gidebilmeyi de içerir. Gitmeyişimizin nedeni nesnenin kendisi değildir;
onun zihnimizde iki parçaya bölünmüş temsilidir. Zihin, çelişkiyi taşıyamadığında nesneyi bütün olarak kavrayamaz. Bir parça “iyi” olarak korunur, diğer parça “kötü” olarak askıya alınır.
Böylece kişi, gerçeği değil, parçalanmış bir anlamı taşımaya devam eder. İdealizasyon, sevmenin yüceltilmiş hâli değildir.
O, nesneyi kaybetmemek için gerçeğin üstüne çekilmiş bir örtüdür. İnsan, nesnenin iyi parçasını korudukça kötü olanla vedalaşamaz.Bu yüzden ayrılık, kötü hissetmekle başlamaz. Ayrılık, nesnenin aynı anda hem iyi hem yetersiz olabildiği anda başlar. Zihin, “iyi”yi kurtarma çabasından vazgeçmeden gitmek mümkün değildir. Çünkü hâlâ kurtarılacak bir parça vardır.
Hâlâ “belki” vardır. Hâlâ geri dönebilecek bir ideal kalmıştır. İdealizasyon bitmeden ayrılık başlamaz çünkü ayrılık, bir kopuş değil, bir entegrasyon işidir. İnsan ancak şunu söyleyebildiğinde gidebilir:
“Bu hem iyiydi, hem eksikti.
Ve bu bütünlükle artık yanımda taşınamaz.”
Gitmek, sevginin bittiği yer değil;
bölünmenin sona erdiği yerdir.
Ve belki de en zor olan şudur:
Bazı şeyler terk edilmez,
yalnızca anlaşılır.
Anlaşılan şeyler, kendiliğinden bırakılır.