Doç. Dr. Şafak Nakajima

Doç. Dr. Şafak Nakajima Bütüncül Tıp doktoru, birey/aile danışmanı, sosyolog, felsefeci, yazar
"Endişesiz İlaçsız"
"İlişkilerin Karanlık Kuyuları" Merhaba, ben Doç. Dr. Şafak Nakajima.

Tıp doktoru, birey ve aile danışmanı, sosyolog ve felsefeciyim. Amerika, Japonya, Kanada, İngiltere, Çin ve Türkiye’de aldığım disiplinler arası eğitimlerle, farklı kültürlerde kazandığım deneyimleri bir araya getirerek Bütüncül Yaşam Danışmanlığı modelini geliştirdim. Bu model; hastalık odaklı bir tanı, tedavi ya da terapi yöntemi değil, öğrenmeye, farkındalık kazanmaya, gelişmeye ve dönüşüme odaklanan bir danışmanlık sürecidir. Kitaplarım ve yazılarım, bu danışmanlık yaklaşımına kaynak oluşturan temel konular üzerine kaleme alınmıştır. Amacım; güvenli, saygılı ve bilgiye dayalı bir ortamda insanların kendilerini daha iyi tanımalarına, yaşamı akıl süzgecinden geçirerek değerlendirmelerine ve karşılaştıkları zorluklar karşısında iç dengelerini koruyarak kendi çözümlerini üretebilmelerine destek olmaktır. Zamanla güçlenen, doğru seçimler yapabilen, yaşamının direksiyonuna geçen ve hayatını anlamlı kılabilen bir birey olmak…

Bu uzak bir ideal değil; bilinçli adımlarla ve doğru rehberlikle gerçeğe dönüşen bir yolculuktur.

Kendinizi daha iyi tanımak ve yaşamdan ne beklediğinizi keşfetmek,Kaygı, öfke, mutsuzluk, yas gibi zor duygularınızı anl...
13/02/2026

Kendinizi daha iyi tanımak ve yaşamdan ne beklediğinizi keşfetmek,

Kaygı, öfke, mutsuzluk, yas gibi zor duygularınızı anlamayı ve yönetmeyi öğrenmek,

Geçmişin yüklerini geride bırakıp geleceğe daha açık bir zihinle bakmak,

Özgüveninizi dış koşullara değil, içsel dengeye ve öz-değere dayandırmak,

Kendinizle, ailenizle ve çevrenizle daha sağlıklı, güvene dayalı ilişkiler kurmak,

Karar vermekte zorlandığınız bir dönemde yönünüzü bulmak,

Hayatınızı daha canlı, amaçlı ve anlamlı bir hâle getirmek için, tıp, psikoloji, sosyoloji ve felsefenin kesişiminde hazırlanan Bütüncül Yaşam Danışmanlığı programından yararlanabilir, atölye çalışmalarımıza katılabilirsiniz.

Bireysel Danışmanlık ve Atölye çalışmalarımız hakkında bilgi için:
🌐 www.safaknakajima.com
☎️ 0552 223 98 97

OTOMATİK YAŞAMAYI REDDEDENLERDoç. Dr. Şafak NakajimaDanışanlarımın büyük çoğunluğu, günlük yaşamın sıradan akışıyla yeti...
08/02/2026

OTOMATİK YAŞAMAYI REDDEDENLER

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Danışanlarımın büyük çoğunluğu, günlük yaşamın sıradan akışıyla yetinmeyen, olup biteni yalnızca sonuçlarıyla değil nedenleriyle birlikte anlamaya çalışan kişilerdir. Yaşadıkları deneyimlerin arkasındaki anlamı merak ederler. Bu yönleriyle, farkında olsalar da olmasalar da, bir tür filozofturlar. Çünkü felsefe, meslekten önce bir bakış biçimidir.

Antik çağdan beri filozof, gözünü gündelik olana değil, daha yukarıya ve daha derine çeviren kişi olarak görülür. Onu diğerlerinden ayıran şey, sahip olduğu bilgi miktarı değildir; dikkatini nereye verdiğidir. Filozof, herkesin baktığı yere bakmaz. İnsanlar yoluna, işine, kazancına ve günlük meselelerine odaklanırken, o “Neden?” sorusunu sorar. Bu soru çoğu zaman pratik değildir. Hızlı sonuç vermez. Günlük yaşamda hemen işe yaradığı söylenemez.

Toplum ise genellikle görünür faydayı önemser. Hızlı çözümler, somut kazançlar ve kısa vadeli sonuçlar bekler. Bir şey ölçülebiliyor, hızlanabiliyor ve doğrudan fayda sağlıyorsa değerlidir. Filozofun ilgilendiği alanlar ise bu ölçütlerin dışındadır. Düzen, anlam, ilke ve hakikat gibi kavramlarla uğraşır. Bunlar gözle görülmez, hemen sonuç üretmez ve sabır ister. Bu nedenle de dışarıdan bakıldığında bu uğraş gerçeklerden kopukluk gibi algılanır. Oysa burada bir kopuş yoktur; yalnızca bakış yönü değişmiştir.

Filozof sorgular. Alışılmış kabulleri olduğu gibi içselleştirmez. “Herkes böyle yapıyor” cümlesi ona anlamsız gelir. Bu tavır, düzeni ve alışkanlığı seven zihni rahatsız eder. Çünkü sorgulama, konforu bozar. Bu rahatsızlıkla baş etmek yerine, çoğu zaman sorgulayan kişiye bir etiket yapıştırılır: “Hayattan anlamıyor.”

Oysa gerçek tam tersidir. Filozof hayattan kopuk değildir. Hayatın otomatik akışına kapılmamayı seçmiştir. Gündelik telaşın içine sorgusuzca karışmak yerine, o telaşın neye hizmet ettiğini anlamaya çalışır.

Danışanlarımla çalışmalarımda, doğru cevabı hızla bulmak gibi bir amaç yoktur. Her sorunun tek, kesin ve değişmez bir cevabı olduğunu varsaymak insan deneyiminin doğasına aykırıdır.
Bunu çoğu zaman bir yolculuğa benzetirim. Sisli bir arazide yürürken elinizde ayrıntılı bir harita olmayabilir. Önünüzü tam göremezsiniz. Ama her adımda pusulaya bakarsınız. Pusula sizi hedefe ışınlamaz; sadece yönünüzü kaybetmemenizi sağlar. Sorular da böyledir. Bizi bir anda sonuca götürmezler, ama nerede durduğumuzu, nereye bakmamız gerektiğini hatırlatırlar.
Bazen cevap bulunur, bazen bulunmaz. Ama soru sorabilen bir zihin, otomatik yaşamaz ki asıl dönüşüm de zaten, orada başlar.

Bireysel Danışmanlık ve Atölye çalışmalarımız hakkında bilgi için:
🌐 www.safaknakajima.com
☎️ 0552 223 98 97

BENLİK DEĞERİ ATÖLYEMİZ - 15 ŞUBAT'TADoç. Dr. Şafak NakajimaKendimizle kurduğumuz ilişki; zihin ve beden sağlığımızdan e...
08/02/2026

BENLİK DEĞERİ ATÖLYEMİZ - 15 ŞUBAT'TA

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Kendimizle kurduğumuz ilişki; zihin ve beden sağlığımızdan eğitim ve iş yaşamındaki performansımıza, ilişkilerimizin niteliğinden yaşamın zorluklarına karşı dayanıklılığımıza kadar her alana yansır. Çoğumuz, kendimizi yeterince tanımadığımız ve gerçek anlamda değer vermediğimiz için hem mutsuz yaşar hem de hakkımız olan güzelliklerden mahrum kalırız.

Çok sık karşılaşılan bu ihtiyaca yönelik olarak; tıp, psikoloji, sosyoloji ve felsefeden beslenen kapsamlı bir atölye hazırladım. 15 Şubat’ta, yüz yüze ve bir tam gün sürecek Benlik Değeri Atölyesinde; küçük bir grupla, güvenli ve destekleyici bir ortamda derinlemesine çalışacağız.

Bu çalışmada:
• Özgüveni adım atma cesareti, özsaygıyı kendi değerini tanıma bilinci, özsevgiyi kendini olduğu hâliyle kabul edebilme, özşefkati ise zor anlarda kendine anlayışla yaklaşabilme gücü olarak ele alıyoruz.
• Bu dört yapının birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğunu ve nerelerde ayrıştığını keşfediyoruz.
• Bir alanda güçlü, başka bir alanda kırılgan olmanın insani ve doğal olduğunu fark ediyoruz.
• İçimizdeki eleştirel sesi bastırmadan tanıyor; yerine destekleyici, güven veren bir iç ses yerleştiriyoruz.
• Kendimizi koşullu sevgiyle değil, varoluştan gelen temel kabul duygusuyla beslemeyi öğreniyoruz.
• Dış onaya bağımlı olmayan, kalıcı bir değer duygusu inşa ediyoruz.

Bu atölye; kendisiyle olan ilişkiyi yeniden tanımlamak, içsel güveni ve sevgi kapasitesini güçlendirmek isteyen herkes için bir farkındalık yolculuğudur. Yaşamınızda gerçek ve sürdürülebilir bir iyileşme hedefliyorsanız, bilgi ve pratiklerle dolu bu programa Siz de katılabilirsiniz.

Detaylı bilgi ve kayıt için:
☎️ 0552 223 98 97
🌐 www.safaknakajima.com

DENGEYE GİDEN ZİHİNSEL YOLDoç. Dr. Şafak NakajimaÇoğu zaman yaşamın ağırlığını yalnızca koşullar yüzünden değil, sorgula...
03/02/2026

DENGEYE GİDEN ZİHİNSEL YOL

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Çoğu zaman yaşamın ağırlığını yalnızca koşullar yüzünden değil, sorgulamadan taşıdığımız düşüncelerimiz, duygularımız ve beklentilerimiz nedeniyle hissederiz. Zihin, kökeni hiç incelenmemiş kabullerle doldukça içsel gerilim artar. Bu gerilim bedene yansır; kaslar sıkışır, kalıcı bir yorgunluk ve tükenmişlik hissi ortaya çıkar. Sosyal ilişkilerde ise bize ait olmayan beklentileri sürdürmeye çalıştıkça insanlarla uyum kurmak zorlaşır.

Sorgulama, bu süreci dönüştüren temel becerimizdir. Bir düşüncenin nereden geldiğini fark ettiğimizde, bir duygunun gerçekten bize ait olup olmadığını ayırt ettiğimizde, bir beklentinin yaşamımızda neyi beslediğini gördüğümüzde zihin düzenlenir. Zihin sadeleştikçe beden gevşer; fizyolojik stres yanıtı hafifler. İlişkilerde sınırlar belirginleşir ve kendimizi daha tutarlı, daha dengeli bir yerde buluruz.

Bu nedenle sorgulamak yalnızca felsefi bir tutum olarak kalmaz. Zihinsel iyilik hâlini, bedensel dengeyi ve sosyal uyumu destekleyen işlevsel bir düzenleyici gibi çalışır. Rahatlama çoğu zaman yaşama yeni şeyler ekleyerek değil, hâlihazırda taşıdıklarımızı fark edip onları daha sağlıklı biçimde yeniden yapılandırarak mümkün olur.

Bireysel Danışmanlık ve Atölye çalışmalarımız hakkında bilgi için:
🌐 www.safaknakajima.com
☎️ 0552 223 98 97

KENDİ HİKÂYEMİZE BİRLİKTE BAKMAKDoç. Dr. Şafak NakajimaSon dönemde atölye çalışmalarına daha fazla ağırlık verdiğimi pay...
25/01/2026

KENDİ HİKÂYEMİZE BİRLİKTE BAKMAK

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Son dönemde atölye çalışmalarına daha fazla ağırlık verdiğimi paylaşmıştım.
Atölye, yaşamımıza kendi deneyimlerimiz üzerinden bakmamızı, fark etmemizi ve daha sağlıklı bir anlam kurmamızı amaçlayan, etkileşimli ve yaşantıya dayalı bir grup çalışmasıdır.

Atölyede bir “uzman” konuşur, diğerleri sessizce dinler gibi bir düzen yoktur. Atölye, insanın kendi hikâyesine başkalarının hikâyeleri arasından bakabildiği bir zemindir. Herkes sürecin içindedir. Düşünerek, yazarak, bazen konuşarak, bazen susarak. Bu nedenle atölyede olan şey, kuru bilgi edinmekten çok fark etmektir. Bir başkasının kurduğu bir cümle, içimizde uzun süredir dolaşan bir duyguyu görünür kılabilir. “Demek yalnız değilmişim” hissi çoğu zaman burada ortaya çıkar.

Şimdiye dek üç kez “Anne Yarası” atölyemizi gerçekleştirdik. Bu çalışma, anneyi suçlayarak değil, kadının ataerkil yapı içinde kendine nasıl yabancılaştığını ve anne rolünde zorlanırken bilinçsizce çocuğunda açabildiği yaraları, bu yaraları sarmanın sağlıklı yollarını ele alıyor.

Daha önce yaptığımız “Benlik Değeri” atölyesini Şubat ayı ortasında yeniden yapacağız. Gelecekteki atölyelere temel oluşturan bu çalışmada; kendimizi tanımak, geliştirmek, özgüven ve özdeğer kazanmanın daha akıcı ve şefkatli yolları üzerinde duracağız. Şubat sonunda ise sağlıklı ilişkiler kurmanın temel ilkelerini ele alacağımız “İlişkiler” atölyemizi gerçekleştireceğiz.

Bütüncül tıp doktoru, birey ve aile danışmanı olmanın yanı sıra sosyoloji ve felsefe eğitimi almış biri olarak, atölyelerde işlediğimiz konuları psikolojizm tuzağına düşmeden ele almayı önemsiyorum. İnsanı ve toplumsal olguları yalnızca bireyin psikolojisine indirgemeden; ekonomik, kültürel, tarihsel ve siyasal etkenleri birlikte düşünerek çalışıyorum. Bu yaklaşım, atölyelerin daha sağlam bir zeminde ilerlemesine imkân tanıyor.

Hem “Anne Yarası” hem de “Benlik Değeri” atölyelerimize katılan sevgili Gamze D. Hanım’ın değerlendirmesini sizlerle paylaşmak isterim:

“Katıldığım çalışmalar hem bilgi paylaşımı hem de kişisel gelişim ve farkındalık oluşturması açısından çok değerli atölye çalışmaları idi.
Çalışma ortamı; duygu ve düşüncelerimizi paylaşırken güvenli ve rahat hissettiriyor ve her aşaması, Şafak Hanım’ın engin bilgi ve tecrübeleri ışığında, denge ile merkezde kalarak gerçekleşiyor.
Dünyanın karmaşasından uzakta, huzurlu ve sakin bir yerde durup; konu ile beraber kendimize ve bütüne bakabilmek çok kıymetli ve önemli.
Dinamik ve değişip gelişebilen hayat yolculuğumuzda, bize bizi gösteren bu kıymetli çalışmaların katılımcısı olabildiğim için mutluyum ve devamını hepimiz için içtenlikle diliyorum.”

Atölyeleri yüz yüze ve küçük gruplar hâlinde yürütüyoruz. Bilgi ve başvuru için altta iletişim bilgilerimizi bulabilirsiniz.
🌐 www.safaknakajima.com
☎️ 0552 223 98 97

HAYATIN ANLAMI TEK BİR YANITA SIĞAR MI?Doç. Dr. Şafak NakajimaDanışanlarım bana çok sık aynı soruyu sorar:“Hayatın bir a...
21/01/2026

HAYATIN ANLAMI TEK BİR YANITA SIĞAR MI?

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Danışanlarım bana çok sık aynı soruyu sorar:
“Hayatın bir anlamı var mı?”
Ya da biraz daha açık hâliyle:
“Bunca çaba, acı, belirsizlik içinde yaşamanın anlamı ne?”

Bu sorulara hazır, herkes için geçerli bir yanıt vermek imkânsız. Çünkü benim için bu soru, tek bir doğruya indirgenebilecek bir soru değil. Aslında verdiğim yanıt, kendi anlam arayışımın da bir ifadesi.

Hem bilim hem felsefe eğitimi almış olan biri olarak bana en yakın gelen yaklaşım, bilimsel açıklama ile anlam arayışını birlikte ele alan bir bakış açısıdır. Bilimin hâlâ yanıtlayamadığı pek çok ana sorunun olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Buna karşın insanın anlam arayışı hiç bitmiyor. Ben bu durumu bir çelişki olarak değil, yaşamı canlı tutan bir arayış olarak görüyorum.

Bu bakışa göre dünya ne tamamen çözülebilmiş ne de bütünüyle rastlantısaldır. Doğa belirli yasalarla işler; biyoloji, fizik ve evrim bunun çerçevesini oluşturur. Ancak biz dünyayı yalnızca bu yasalarla değil, duygularımızla, düşüncelerimizle, ilişkilerimizle ve kültürümüzle deneyimleriz.
Evrimsel olarak, bize zarar veren durumlarda acı duymamız; güvenliğimizi, ilişkilerimizi ve varlığımızı destekleyen durumlarda ise haz ve sevinç hissetmemiz tesadüf değildir. Beden, bizi korumak ve sürdürmek için bu sinyalleri üretir.
Yine de aynı acının herkeste aynı etkiyi yaratmaması, hikâyenin yalnızca biyolojiyle sınırlı olmadığını gösterir. Aynı kaybı yaşayan iki insandan biri içine kapanırken, diğeri yaşamına bambaşka bir yön verebilir. Aynı hastalık, bir kişiyi umutsuzluğa sürüklerken, bir başkasında değerlerini, ilişkilerini ve önceliklerini yeniden gözden geçirme cesaretini uyandırabilir.

Bilim, bu tepkilerin nasıl ortaya çıktığını açıklayabilir; fakat insanın yaşadıklarına yüklediği anlamı tam olarak kavrayamaz. Çünkü insan, yalnızca hayatta kalmak için değil, yaşadıklarının neye işaret ettiğini anlamak için de düşünür, sorar, durup içe bakar.
“Bütün bunlar ne anlama geliyor?” sorusu, biyolojik bir zorunluluğun ötesinde, insan olmanın kendine özgü bir hareketidir.

Anlam arayışı, eksik yanıtlarla bile sürer; çünkü bu arayış, varoluşumuzun en ayırt edici, en insani yönlerinden biridir.

Bu yaklaşım, gündelik yaşamımı iki yönden etkiler. Birincisi, beni daha alçakgönüllü kılar. Her anlamlı şeyin hemen ölçülebilir ya da kesin biçimde açıklanabilir olmadığını bilerek belirsizliğe açık kalırım. İkincisi, sorumluluk duygumu güçlendirir. Eğer anlam hazır bir şey değil de zaman içinde kurulan bir şeyse, o zaman yaptığım seçimler, kurduğum ilişkiler ve başkalarına yaklaşımım önem kazanır.

Günlük hayatta bu bakış açısı, kesin cevaplardan çok merakı; sadece yapmayı değil, düşünmeyi; açıklamaktan çok özen göstermeyi tercih etmeme yol açar. Evren bize hazır anlamlar sunmasa bile, nasıl yaşadığımızın ve nasıl ilişki kurduğumuzun değerli olduğuna inanırım.

Anlam bana göre, bulunarak tamamlanan bir şey değil; hâlâ tamamlanmamış bir dünyada, adım adım kurduğumuz bir süreçtir.

Bireysel Danışmanlık ve Atölye çalışmalarımız hakkında bilgi için:
🌐 www.safaknakajima.com
☎️ 0552 223 98 97

HÜCRESEL DÜZEYDE İYİLİK Doç. Dr. Şafak NakajimaMitokondriler genellikle hücrelerimizin “güç santralleri” olarak anılır. ...
18/01/2026

HÜCRESEL DÜZEYDE İYİLİK

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Mitokondriler genellikle hücrelerimizin “güç santralleri” olarak anılır. Bu küçücük yapılar, bedenimizdeki neredeyse her hücrenin içinde yer alır ve aldığımız oksijen ile besinleri; düşünmemizi, hareket etmemizi, iyileşmemizi ve canlılık hissini mümkün kılan enerjiye dönüştürür. Her kalp atışı, her nefes ve hatta yataktan kalkmak gibi en küçük kararların ardındaki zihinsel güç bile bu hücresel sürece dayanır.

Mitokondrileri özellikle dikkat çekici kılan nokta, yaşam biçimimize doğrudan yanıt vermeleridir. Duygusal zorlanmalar, kronik stres ya da uzun süreli hareketsizlik, bu sistem üzerinde bir yük oluşturur. Zamanla bu yük, iyi bir gece uykusuna rağmen dağılmayan bir tükenmişlik hissi olarak kendini gösterir. Buna karşılık, sağlıklı düşünebilmek, düzenli ve destekleyici ilişkiler, doğru nefes alışverişi ve besleyici gıdalar, mitokondrilerin onarılmasına, çoğalmasına ve daha verimli çalışmasına uygun bir zemin oluşturur.

Bu nedenle mitokondrilerle ilgilenmek, yalnızca biyolojik bir ayrıntı değil, kendi iyilik hâlimize yapılan bilinçli bir yatırımdır. Duygu ve düşünce dünyamızı sabırla ve özenle yapılandırdığımızda, beden de buna karşılık verir. Bu süreç, canlılık hissinin artmasına ve yaşamla kurulan ilişkinin daha sağlam bir zemine oturmasına katkı sağlar.

Bireysel Danışmanlık ve Atölye çalışmalarımız hakkında bilgi için:
🌐 www.safaknakajima.com
☎️ 0552 223 98 97

BÜTÜNCÜL BİR İYİLİK HÂLİDoç. Dr. Şafak Nakajimaİnsanın zihin sağlığını bedeninden, kurduğu ilişkilerden, içinde yaşadığı...
17/01/2026

BÜTÜNCÜL BİR İYİLİK HÂLİ

Doç. Dr. Şafak Nakajima

İnsanın zihin sağlığını bedeninden, kurduğu ilişkilerden, içinde yaşadığı toplumsal iklimden ve yaşamına verdiği anlamdan ayrı düşünmek mümkün müdür? İnsan yalnızca zihinsel belirtilerden ibaret değildir. Bedeniyle hisseder, ilişkileri içinde şekillenir ve yaşadıklarını anlamlandırabildiği ölçüde ayakta kalır.

Bu çok katmanlı yapıyı göz ardı ederek, zorunlu olgular dışında bireyi hazır reçetelerle ya da başka kültürlerden devralınmış tekniklerle “iyi hissettirmeye” çalışmak, çoğu zaman yüzeyde kalan geçici bir rahatlama sağlar. Bu tür yaklaşımlar, insanın derinlikli dönüşümünü mümkün kılmaz.

İnsanın asıl ihtiyacı, belirtilerin bastırılması değil; kendi iç dünyasını tanıması, yaşamın zorlukları karşısında içerden güçlenmesi ve yaşadıklarını anlamlı bir bütün içinde yeniden konumlandırabilmesidir. Bu ise ancak bireyin bilinçlenerek kendi hayatının öznesi olmasını destekleyen bütüncül bir yaklaşımla sağlanabilir.

Peki bu yaklaşım bir tedavi midir, yoksa bir yaşam eğitimi mi? Erken yaşlardan itibaren kazandırılması gereken bir eğitim anlayışı olarak değerlendirildiğinde, insanın akılcı düşünebilen, ilişkilerini düzenleyebilen, özdeğere sahip, motivasyonu ve cesareti yüksek, amaçlı ve anlamlı yaşayan bir birey hâline gelmesi mümkün olur.

Bu nedenle günümüzde, insanı tek bir disiplinin sınırları içine sıkıştırmadan; bedensel, zihinsel, ilişkisel ve anlamsal boyutları birlikte okuyabilen, çok boyutlu biçimde eğitilmiş yaşam rehberlerine ihtiyaç vardır.

Bireysel Danışmanlık ve Atölye çalışmalarımız hakkında bilgi almak için:
🌐 www.safaknakajima.com
☎️ 0552 223 98 97

DUYARLI OLMA CESARETİDoç. Dr. Şafak Nakajima Kendimi bildim bileli, başkalarının fark etmeyip üzerinde durmadığı ayrıntı...
14/01/2026

DUYARLI OLMA CESARETİ

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Kendimi bildim bileli, başkalarının fark etmeyip üzerinde durmadığı ayrıntılara açık bir zihnim var. Çevredeki sesler bana çoğu zaman fazla yüksek, fazla sert ya da tiz gelir. Kokular, parlak ışıklar, kaba ya da duyarsız davranışlar beni hızla etkiler.

Duygularım başkalarına kıyasla daha kolay harekete geçer. İnsanları “okurum”; düşüncelerini ve duygularını sezerek derinden hissederim. Bu özelliğim, insanın en kırılgan anlarında yanında olmayı gerektiren hekimlik mesleğimin ilk yıllarında beni oldukça zorladı. Bu nedenle zamanla, duyarlılığımı kaybetmeksizin, bana ait olanla başkalarından içime karışan duyguları ayırt etmeyi öğrenmem gerekti. Çünkü gerçek anlamda destek verebilmenin yolu, bu ayrımı yapabilmekten geçer.

Hem özel hem de meslek yaşamımda benim gibi olanlarla kolayca anlaşırım. Hayata benzer bir sağduyuyla bakarız. Duyarlılığımız bizi ortak değerlerde buluşturur. Duyarlı olmak, olumsuzluklardan daha fazla etkilenme ya da başkaları tarafından anlaşılamama gibi zorluklar barındırsa da yaşama büyük bir zenginlik katar. Duyarlı insanlar daha çok acı çeker; ama daha derinden sever, daha çok düş kurar. Hayatın yalnızca olduğu hâliyle yetinmez, olabileceği hâlini de düşünürler. Başkalarının sınır gördüğü yerde, onlar olasılıkları fark eder. Başkalarının fark etmeden geçtiği ayrıntılar onların gözünden kaçmaz. Bir bakış, bir ses tonu, bir tutum değişimi… Hepsi içlerinde iz bırakır.

Duyarlılık, dünyaya açık olmak demektir. Yalnızca kendi duygularımıza değil, başkalarının duygularına da alan açmaktır. Bir yakınımız üzgünse ya da acı çekiyorsa, bu acı bizim içimize de sızar. Bir şeyler ters gittiğinde acı yüzeyde kalmaz; derinlere ilerler ve yaralar daha geç iyileşir. Ama bu açıklık sevgiyi de büyütür. Sevgi, duyarlı insanlar için hayatın en kıymetli deneyimlerinden biridir. Zamanlarını, dikkatlerini ve özenlerini cömertçe verirler.

Çoğu zaman bu hâl “çok duygusal” ya da “aşırı hassas” gibi ifadelerle bir kusurmuş gibi sunulur. Oysa derinden hissedenler için duyarlılık bir zayıflık değildir. Bir bağ kurma biçimidir. Başkalarının fark etmediği yerlerde güzelliği görmeyi sağlar.
Gücün, rekabetin ve sertliğin yüceltildiği bir dünyada, duyarlı insanlar yumuşak olmanın, empatinin, ağlamanın, önemsemenin ve düş kurmanın da insana ait olduğunu hatırlatır. Belki daha çok acı çekerler; ama kalpleri ve zihinleri açık yaşarlar.

Ve belki de yaşamı yaşamaya değer kılan tam olarak budur: Bazen can acıtsa bile, her şeyi derinden hissedebilmek. Çünkü acıdan bütünüyle kaçınan, sevmekten de vazgeçmek zorunda kalır. Sevmek, yaralanma ihtimalini bilerek hayata açılmaktır.

Danışmanlık ve Atölye çalışmalarımız hakkında bilgi için:
🌐 www.safaknakajima.com
☎️ 0552 223 98 97

CAMIN ÜZERİNDE YÜRÜR GİBİDoç. Dr. Şafak NakajimaZaman nasıl da su gibi akıyor, değil mi? Farkına varmadan günler, aylar,...
13/01/2026

CAMIN ÜZERİNDE YÜRÜR GİBİ

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Zaman nasıl da su gibi akıyor, değil mi? Farkına varmadan günler, aylar, yıllar geçiyor. En zor anların, en karanlık gecelerin bile bir sonu var. Gerçek bir yaşam ise ancak bilinçle yaşadığımızda mümkün oluyor; hayata, camın üzerinde yürür gibi büyük bir dikkat ve özenle yaklaştığımızda…

Geçtiğimiz hafta sonu Anne Yarası Atölyemizin üçüncüsünü gerçekleştirdik. Katılımcıların ortak noktası; kendini geliştirmeye açık olmaları, daha farkında ve bilinçli bir yaşamı seçmeleri ve bunu yaparken başkalarına da aynı duyarlılıkla yaklaşmalarıydı. Bu nedenle birlikte gülebildik, ağlayabildik; en kırılgan yanlarımızı paylaşabildik ve birbirimizin yarasına şefkatle dokunabildik.
Giderek hoyratlaşan, kabalaşan ve kirlenen bir dünyada böyle bir nefes alanı açabilmek hepimize iyi geldi.

Bu yıl atölye çalışmalarına daha fazla ağırlık vermeyi planlıyorum. Güvenli bir ortamda ve küçük bir grubun içinde öğrenmek, bilgiyi kuru bir teorik yığılma olmaktan çıkarıyor; onu organik, yaşama temas eden ve hayata uyarlanabilir bir hâle getiriyor.

Yakın zamanda ikincisini düzenleyeceğim Benlik Değeri Atölyesinde; kendimize inanmanın, kendimize güvenmenin ve kendimize sevgiyle, şefkatle yaklaşmanın yollarını birlikte keşfedeceğiz. Şubat ayında ise İlişkiler Atölyemiz olacak.

Bunun yanı sıra Japon ve Çin Felsefeleriyle İyi Yaşam Sanatı adlı bir atölye projesi üzerinde çalışıyorum. Hazırlığı zor olsa da bu çalışma bana da iyi geliyor; zihnimi ülkemizin kısır tartışmalarından ve dünyanın çılgın döngüsünden uzaklaştırıyor, yaşamın daha derin katmanlarına ve hayatın gerçeğine yaklaştırıyor.
Dilerim bu öğrenme yolculuğu sizleri de benim kadar heyecanlandırır.

Danışmanlık ve Atölye çalışmalarımız hakkında bilgi için:
🌐 www.safaknakajima.com
☎️ 0552 223 98 97

HAYATIN CEHENNEME ÇEVRİLMESİDoç. Dr. Şafak Nakajima"Birkaç yıl önce Times'da verilen bir haberi doğrusu içim ferahlayara...
10/01/2026

HAYATIN CEHENNEME ÇEVRİLMESİ

Doç. Dr. Şafak Nakajima

"Birkaç yıl önce Times'da verilen bir haberi doğrusu içim ferahlayarak okumuştum. Kapısının önünde tasmaya vurulmuş, iri yarı bir köpek besleyen bir İngiliz lordu'nun bir gün bahçede yürürken köpeğine bakmak aklına gelmiş, yanına gidip hayvanın başını okşamış. Bunun üzerine köpek bir atılışta lordun kolunu parçalamış: Hayvan gayet haklıydı, sanki bununla şunu söyler gibiydi: Sen benim efendim değilsin, benim şu kısa hayatımı cehenneme çeviren şeytanımsın. Dileyelim, köpekleri zincire vuran bütün insanların akıbeti olsun bu."

Alman filozof ve yazar Arthur Schopenhauer’in bu sözlerinin, zulümle hayatı cehenneme çevrilmiş insanlara da ilham vermesini dilerim.

AKIL VE RUH Doç. Dr. Şafak Nakajima Günlük dilde akıl ve ruh çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. Oysa felsefe tarih...
08/01/2026

AKIL VE RUH

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Günlük dilde akıl ve ruh çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. Oysa felsefe tarihinde bu iki kavram her zaman aynı şeyi anlatmaz. Bu kısa metinde kullandığım akıl ve ruh kavramları, felsefe tarihindeki tüm metafizik, dinî ve ontolojik tartışmaları kapsama iddiası taşımıyor. Amacım, kavramların tarihsel çeşitliliğini ayrıntılı biçimde aktarmaktan çok; insanın yaşantısal ve klinik gerçekliği içinde pratik bir çerçeve sunmak. Bu çerçevede karşılaştırmaya dönersek:

Akıl, insanın düşünen, değerlendiren ve karar veren yönüdür. Sorar, tartar, karşılaştırır ve neden–sonuç ilişkileri kurar. Kısaca akıl:
• doğru–yanlış ayrımı yapar
• gerçekliği test eder
• düşünceleri düzenler
Antik felsefede akıl, çoğu zaman ruhun işlevlerinden biri olarak ele alınır. Aristoteles’e göre akıl, ruhun akılcı parçasıdır; yön veren bir pusula gibidir. Yol gösterir, yön tayin eder; ancak insanın tüm iç dünyasını tek başına kapsamaz.

Ruh ise insanın bütün iç yaşantısını ifade eder. Yalnızca düşünceleri değil;
• duyguları
• arzuları
• korkuları
• acıyı
• anlam arayışını da içerir.
Ruh, “ne düşündüğümüzden” çok, nasıl hissettiğimiz ve nasıl bir varoluş içinde yaşadığımızla ilgilidir. Bu yönüyle ruh, akıldan daha geniş bir kavramdır.
Bu yaklaşımda insan, aklıyla düşünen; ama duyguları, dürtüleri, bedensel tepkileri ve ilişkileriyle yaşayan bir varlıktır.

Stoacı düşüncede akıl, ruhu iyileştiren temel araç olarak ele alınır. Ruh; korkular, aşırı beklentiler ve taşkın duygular nedeniyle dağılabilir. Akıl, bu dağınıklığı fark eder ve onu yeniden düzenlemeye çalışır. Bu nedenle Marcus Tullius Cicero, felsefeyi “ruh hekimliği” olarak tanımlar. Burada tedavi edilen yalnızca düşünce hataları değildir; korkular, taşkın duygular, içsel karmaşa ve insanın yaşamla kurduğu ilişkinin kendisidir.

İki kavram arasında kısa bir ayrımı şöyle yapabiliriz:
• Akıl, “Nasıl düşünmeliyim?” diye sorar.
• Ruh, “Nasıl yaşıyorum?” diye hissettirir.

İnsan yalnızca aklıyla iyileşmez. Gerçek iyileşme, ruhun da dikkate alınmasıyla mümkündür.
www.safaknakajima.com

Address

Esentepe, Yıldız Posta Caddesi No:13/A D:14 Şişli
Tesvikiye
34394

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Doç. Dr. Şafak Nakajima posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram

Category