02/03/2026
Bir oda düşün, 🏡
iki sandalye, 🪑
ve aralarında görünmeyen üçüncü bir alan. 🌫️
Danışan konuşur,
ama aslında bazen sana değil,
geçmişindeki anneye, babaya, terk edene,
hayran kaldığına ya da nefret ettiğine konuşur.
Sen o anda bir terapist olmaktan çıkar,
bir zamanlar onu inciten ya da kurtaran
bir figüre dönüşürsün.
İşte terapi tam burada başlar.
Çünkü aktarım,
geçmişin bugüne yazdığı mektuptur.
Ve sen o mektubu açarsın,
yüksek sesle okumazsın hemen;
önce birlikte bakarsınız satır aralarına.
“Şu an bana kızgın mısın?”
“Beni de mi terk edecekmişim gibi hissediyorsun?”
“Şu anda seni anlamadığımı mı düşünüyorsun?”
Aktarım odaklı terapi,
duyguların kaçırılmadığı bir çalışmadır.
Yoğundur.
Yakındır.
Bazen sarsıcıdır.
Savunmaların arkasındaki bölünmüş temsilleri
aynı zihinde yan yana getirmeye çalışır:
Hem sevilen
hem öfkelenilen
aynı kişidir.
Hem güçlü
hem kırılgan
aynı benliğin parçalarıdır.
Terapist aynadır ama pasif değildir.
İlişkinin içindedir.
Net, çerçeveli, tutarlıdır.
Ama asıl yaptığı şey şudur:
İlişkiyi,
terapi odasının içinde,
canlı canlı incelemek.
Çünkü değişim,
geçmişi anlatmakla değil,
onu burada ve şimdi yeniden yaşarken
fark etmekle olur.