11/01/2026
Çocuğunu kıyasladığın anda neyi kaybediyorsun biliyor musun?
İbrahim Selim’in Senem Kobal’a sorduğu “Çocuklarını başka ailelerin çocuklarıyla kıyaslıyor musun?” sorusu basit gibi görünür.
Ama altında çok güçlü bir psikolojik dinamik vardır.
Ebeveynler çoğu zaman farkında olmadan kendi değerlerini ve yeterliliklerini çocukları üzerinden ölçer.
Ama bu ölçüm çocuğa değil, ebeveyne aittir.
Sosyal karşılaştırma sadece çocuklar arasında işlemez.
Asıl rekabet, çoğu zaman aileler arasında yaşanır.
Çocuk, ebeveynin benliğinin uzantısı haline geldiğinde şu inanç devreye girer:
“Benim çocuğum başarılıysa ben de yeterliyim.”
Ama bu yük çocuğun omuzlarına sessizce bırakılır.
Bu gizli rekabet çocuğa şunu fısıldar:
“Kazanmam lazım ki ailem değerli olsun.”
Ama çocuk gelişmez, sadece baskı altında kalır.
Bir çocuğu başka çocuklarla kıyaslamak motivasyon yaratmaz.
Aksine, içsel güveni zedeler.
Gelişimi hızlandırmaz.
Tam tersine, kaygıyı artırır.
Özgüven kazandırmaz.
Ama yetersizlik duygusunu derinleştirir.
Çocuk şunu öğrenir:
“Olduğum halim yetmiyor.”
“Sevilmek için daha fazlası olmalıyım.”
Kardeşler arasında sandığımız bu yarış aslında orada başlamaz.
Gerçek yarış, yetişkinlerin dünyasında kurulur.
Ve çocuklar, kendilerine ait olmayan bir pistte,
başkasının hedefi için koşmak zorunda kalır.
Bugün kendine şunu sor:
Çocuğumu mu izliyorum,
yoksa diğer aileleri mi?
Yorumlara “Kıyaslamıyorum” yaz
ya da
Bu yükü bir kez olsun çocuğunun omzundan indirmeye niyet et.